Ne kadar da insanız böyle
Gerçekten insan, pek hırslı ve tez canlı yaratılmıştır. Meâric / 19. İnsan, hakkında hayırlı olacak şeyler için dua ettiği gibi şer olacak şeyler için de dua eder. Çünkü insan, çok acelecidir İsrâ / 11 İnsana bir nimet verdiğimiz zaman kibir ve çalım içinde Allah'ı anmaktan yan çizer, hiç umursamaz olur. Başına bir kötülük geldiğine ise derin bir ümitsizliğe düşer. İsrâ / 83. Yemin olsun ki biz, bu Kur'an'da insanlar için gerekli her konuyu çeşitli üslup ve örneklerle açıkladık. Ne var ki insan, gerçekler karşısında kavga ve tartışmaya pek düşkündür Kehf / 54. İnsan bir sıkıntıya uğradığı zaman yanı üzerine yatarken, otururken, ayakta iken devamlı bize yalvarır durur. Sıkıntısını giderdiğimiz zaman ise, kendisine dokunan o sıkıntı sebebiyle sanki bize hiç yalvarmamış gibi eski inkâr hâline döner gider. İşte ömür ve akıl sermayelerini boşa harcayıp haddi aşanlara yaptıkları şeyler böyle süslenip püslenmektedir Yunus/12 Biz insana tarafımızdan bir nimet tattırır, sonra da bunu elinden çekip alıversek, bu takdirde o tamâmen ümitsizliğe kapılır, olabildiğine nankör kesilir. Hûd / 9. İnsanlara bir sıkıntı dokunduğu zaman bütün gönülleriyle Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar. Ardından Allah kendi tarafından onlara bir rahmet tattırınca, bu defa içlerinden bir grup hemen Rablerine ortak koşmaya başlarlar Rûm / 33. Bu tür nankör insanlara bir rahmet tattırdığımızda bununla sevinir, şımarırlar. Fakat kendi elleriyle yaptıkları günahlar yüzünden başlarına bir felâket geldiğinde ise derhal ümitsizliğe düşerler Rûm / 36. İnsan bir sıkıntıya düştüğünde bize yalvarıp yakarır. Ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde ise: "Bunu bilgim ve becerim sayesinde elde ettim" deyiverir. Halbuki o bir imtihandır; fakat insanların çoğu bunu bilmez Zümer/49 İnsan nefsi hesabına iyi ve güzel
Bir Emevi mirası: Sorumluluğu Allah'a atmak
Kur'an'da anlatılan "kader" kozmoloji için konan ölçüleri-yasaları ifade eder. 1 Bu bağlamda insanın kaderi de "özgür iradesi ile yaptığı seçimler" ekseninde ölçülendirilir. 2  Bu sebepledir ki seçimlerimizin sonuçlarının getirdiği sorumlulukları vardır. İşte bu sorumluluklardan kaçınmak isteyenler kendi tercihlerinin, kararlarının yol açtığı sorunlarla yüzleşmekten kaçmanın yolu olarak tüm bunların kendileri dışındaki faktörleri sonucu olduğunu bunun önceden belirlenmiş bir plan/kader olduğunu iddia ederler. Özellikle de sorumluluk toplumsal ise yani siyasi liderler kendi sorumluluklarındaki eylemleri meşrulaştırmak, bu icraatları sorgulatmamak için "Biz yapmıyoruz; bunları bize Allah yaptırıyor" derler. Bu tarihin en eski siyasi manipülasyonudur: Allah'ı kendine kalkan edinip, sorumluyken kendilerini sorgulanamaz kılmak… Yöneticilerin kaderi kullanıp Allah'ı istismar etme taktiklerinin Müslümanların tarihindeki ilk izdüşümünü Muaviye'de rastlıyoruz.  Peygamberimizin arkadaşlarından Hucr b. Adiy'i Hz. Ali taraftarı olduğu için öldüren Muaviye, tepkiler karşısında zor durumdaydı. "Biz yapmadık, Allah yaptırdı bize" diyerek kendisini sorgulanamaz kılmaya çalışmıştı. Emevilerle birlikte "Zillullahi fi'l-Arz" (Allah'ın yeryüzündeki gölgesi) ve "Sultânullahi fi Arzihî" (Allah'ın yeryüzündeki gücü) gibi sıfatlarla kutsallık kazandırılıyor, sultanların her icraatı, Allah adına sayılıyor dolayısıyla eleştirilemiyordu. Çünkü bu yapan, Allah adına(!) iş yapan birisiydi. Muaviye'den sonra yerine sultan olarak varis bıraktığı Yezid döneminde Kerbela, Harre gibi travmatik katliamlarına, kadınlara tecavüzlere, yağma ve yolsuzluklara vb. büyük yıkımlarına gerekçe olarak bunların Allah'ın önceden belirlediği planı/kaderi olduğunu camilerden vaaz ettirmişti.  Bir başka Emevi
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ivan - Zosima Çatışması
İvan rasyonel bir bireycidir. "Ben o çocuğu dövmedim, ben kimseye zulmetmedim. Neden başkasının günahının olduğu bir sistemin faturasını ben ödeyecekmişim? Kendi biletimi alıp bu saçma tiyatrodan çıkıyorum." der. İvan'ın adaleti, sınırları çok net çizilmiş bir Kişisel Ceza Hukuku'dur. Suçun şahsiliği ilkesini savunur. Zosima: "Herkes, herkese karşı, her şeyden sorumludur." Bir yerlerde bir cinayet işleniyorsa, birileri kancıklık yapıyorsa, sen de suçlusun. Çünkü eğer sen yeterince aydınlık olsaydın, etrafına yeterince sevgi ve doğru örnek yayabilseydin, belki o karanlık adam o suçu işlemeyecekti. Senin eksikliğin, onun suçuna zemin hazırladı. Ben burada Zosima gibi düşünüyorum. Olanın olmayana bilenin bilmeyene borcu vardır. Zümer Suresi 9. ayet: Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Komşusu açken tok yatan bizden değildir düşüncesi. yani illaki kişi maddi anlamda açlık çekiyor olamaz ki her zaman kimisi özgürlüğe kimisi adalete sevgiye ilgiye anne babaya akla gelebilecek türlü manevi gıdalara da aç olabilir. ve bu konularda tok olanlar, aç olanların taleplerine cevap vermek zorunda. Zosimaya katılıyorum bu noktada. Ivan, olaylara 3. kattan bakıyorsa Zosima 30. kattan bakıyor ve haklı olan da Zosima
Duygu ve Düşünce
Gece gece karşıma çıkan ayet
"Rabbinin merhametini umarak geceleyin secde halinde ve kıyamda durarak ibadet eden kimse inkarcı gibi midir?" Zümer/9
De ki: “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bu gerçeği ancak kavrama yeteneği olanlar anlar ve hatırlarlar. (Zümer suresi 9.ayet)
Duygu ve Düşünce
Marifetullah (Ebdedi Saadet kazanmak isteyenler okusun!)
Marifetullah; Allah Teâlâ’yı isimleri, sıfatları, fiilleri, kudreti ve ilâhî sanatlarıyla tanıyıp kalben idrak etmektir. Bu bilgi, yalnızca zihinsel ve teorik bir bilgi olmayıp; kalpte yerleşen bir iman, muhabbet, haşyet ve kulluk şuurudur. İnsan, Rabbini tanıdığı ölçüde O’nu sever; sevdiği ölçüde de O’na yaklaşır. Bu sebeple marifetullah, bütün mânevî makamların özü ve kulluk hayatının temelidir. Marifetullah, insana yaratılış gayesini, dünyadaki vazifesini ve kâinattaki yerini kavratan en yüce ilimdir. Hakikatte gerçek ilim; insanı Allah’a yaklaştıran, takvâya ve güzel ahlâka sevk eden ilimdir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur: “Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibâdet eden, âhiret azâbından sakınan ve Rabbinin rahmetini uman kimse (inkârcı gibi) midir? De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akl-ı selîm sahipleri düşünüp ibret alırlar.” (ez-Zümer, 39/9) Bu âyet-i kerîme, hakikî ilmin insanı Allah Teâlâ korkusuna, ibadete ve marifetullaha ulaştıran ilim olduğunu göstermektedir. Marifetullahın İnsana Kazandırdıkları 1. İmanı Kuvvetlendirir Allah Teâlâ’yı daha iyi tanıyan kulun yakîni artar, şüpheleri azalır ve imanı kuvvet kazanır. “Gerçek müminler ancak Allah anıldığı zaman kalpleri titreyen kimselerdir.” (Enfâl, 8/2) Marifetullah, imanı taklitten tahkike yükseltir. İnsan, ilâhî kudreti ve hikmeti gördükçe Rabbine olan bağlılığı artar. 2. Allah Teâlâ Sevgisini Artırır Marifetullah, kalpte Allah muhabbetini kuvvetlendirir. Allah sevgisi arttıkça dünya sevgisi azalır; kul ibadetten, zikirden ve kulluktan lezzet almaya başlar. Hikmet Ehli Zatlar: “İnsan tanıdığı kadar sever.” buyurarak marifet ile muhabbet arasındaki kuvvetli bağı ifade etmişlerdir. 3. Takvâ ve Günahlardan Sakınma Şuuru Kazandırır Kul, Allah’ın kendisini her an gördüğünü
Hayat ve İnsan