Zeynep

Zeynep
@zynppnyz
Ruhunu kitaplarla dinlendiren…
Hacettepe Üniversitesi
85 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
9/10
·208 syf.·
2026 2. kitabı
Kitapla ilgili çok güzel incelemeler yapılmış ve neredeyse çoğunu okudum, diğer okurlarla benzer duygudurumlar da yaşadım, katılmadığım durumlar da oldu.. Kitabı okumaya başladıktan sonra istemsizce kendimi kitaptaki isimsiz kadının yerine koydum. Görünmez bir duvar nedeniyle bir av evinde kalsam ben neler yapardım, sakinliğimi nasıl korurdum, nasıl kararlar alırdım diye düşünüp durdum. Kitaba ara verdiğimde bile kadın sürekli benimle birlikteydi. Uyurken kadını, köpeği, kediyi, ineği düşündüm. Kitap ilerlerken aralarına katılan yeni üyelerle yaşanan mutluluğu ve yeni sorumlulukların yüklenmesinden dolayı gerginliği hissettim. Bir köpeğin bir insanın nasıl hem dostu hem koruyucusu hem sığınağı olacağını derinden hissettim. Kedinin her yavrulama dönemi beni de heyecanlandırdı. Yavrulardan İnci ve Kaplan’ın kaybı kalbimi acıttı. İnek ile yani Bella ile kurdukları bağ ve Bella’nın sağladığı süt için şükranı çok değerliydi. Hayvanlarla kurulan özel bağlar ve sevgi kadını hayatta tutan şeydi, diye düşünüyorum. Acı kayıplar ise en büyük hüzün kaynağı… “Kafam özgür, istediğini yapabilir, yalnızca akıl onu terk etmemeli, kendimi ve hayvanları hayatta tutabilmek için gerekli olan akıl.” (s.46) Son olarak, önceki yaşamı ile yeni yaşamı hakkındaki karşılaştırmalar çok değerliydi. Zaman, mekan içerisinde hapsolmuş koşuşturmalı hayatlarımıza yeniden ayna tuttu birçok anlatım. Çok özel ve değerli bir kitaptı. Teşekkürler Marlen Haushofer, aramızdan ayrılmış olsan da kelimelerin, fikirlerin, hayal gücün hala bizimle. Filmini henüz izlemedim. Zihnimdeki film bittiğinde izlemeyi planlıyorum. Sonradan ekleme yapabilirim.
DuvarMarlen Haushofer · Yapı Kredi Yayınları · 2023563 okunma
Reklam
Büyüme Sancısı/ Kendi Benliğini Keşfetme
8/10
·120 syf.·
2025 60. kitabı
Öncelikle kitabın adını ve kapağını çok sevdim. Yirmili yaşlarının başında olan Chizu’nun yaşamındaki değişimleri/dönüşümleri konu alan bir kitap. Ebeveynleri küçük yaşta ayrılan Chizu, annesinin yönlendirmelerine rağmen liseden sonra eğitimine devam etmiyor ve Tokyo’ya yerleşmek istediğini belirtiyor. Tokyo’da kalacak yeri ve ev masraflarını karşılayacak durumu yok. Annesinin vasıtasıyla bir aile dostlarının yanına yerleşiyor. İki kadının hikayesi Chizu tarafından sade bir dille anlatılmaya devam ediyor. Yirmi yaşında bir genç kadın ile yetmiş yaşında yaşlı bir kadın bir arada yaşarsa neler olur? Genç kız kendi yolunu çizerken yaşlı kadın ona nasıl rehberlik eder? Yaşlılık sanıldığı kadar kötü müdür? Yaşlanınca hayattan kopuk mu yaşamak yoksa hayata daha sıkı mı bağlanmak gerekir? Gençliğimizin değerini yaşlanmadan önce anlamamız mümkün mü? Sıradan günler, yüzeysel ilişkiler/sağlıklı ilişkiler, sessizliğin önemi, kişisel alanlara saygının paha biçilemezliği, düşündüren anlar/konuşmalar… Postmodern yaşamda gençlerin değişimine, dönüşümüne ve kendini tanımaya başlamasına tanıklık edilen sade ve gerçekçi bir yolculuktu. Yalnız Kalmak İçin Mükemmel Bir Gün var mıdır? Özgürlüğe adım atmak sanıldığı kadar kolay mıdır?
Yalnız Kalmak İçin Mükemmel Bir GünNanae Aoyama · Beyaz Baykuş Yayınları · 2024579 okunma
Puan vermedi·160 syf.·
2021 35. kitabı
Dikkat! Bu inceleme tam olarak bir inceleme değildir... Edna’ya... Tükettin beni Edna. Sanki yanımda sürekli konuşmaya devam ediyorsun. Seni üzen şeyleri o kadar iyi hissettim ki “İçindeki çocuk hala yaşıyor, sana SOS gönderiyor” demek istedim. Belleğin o kadar ıvır zıvır ve saçma şeylerle dolu ki anlatamam. Konudan konuya atlıyorsun. Sürekli “Neden ya neden! Yapma bunu kendine” derken buluyorum kendimi. Clarence tam bir baş belasısın... Daha çok şey söylemek isterdim ama susmalıyım. Kitapta yaşadıkları çoğu şey sinirlerimi bozdu. Hayvanlara yapılan zulüm, harcanan kağıtlar, beyhude akan zaman... Okurken sinirlendiğim kitaplar listesine ekliyorum...
CamSam Savage · Yapı Kredi Yayınları · 201793 okunma
UTAN-Ç
Puan vermedi·264 syf.·
2021 24. kitabı
Tanıtımında da belirtildiği gibi anlatımı güzel ama gerçekten sert bir öykü. Yazarın, olayları dolandırmadan ve okuyucuya kendi görüşlerini dayatmadan anlatmasını sevdim. Akademisyen kimliğinin izlerini, kültürel donanımını kitabın çoğu bölümüne yansıtmış. Mitoloji, edebiyat ve tarih ilginiz varsa bazı yerlerde yaptığı atıfların çok yerinde olduğunu anlayabilirsiniz. Okurken çok gerildim ve bazı bölümlerde inanılmaz sinirlendim. Din, dil, ırk, kültür, coğrafya hepsini bir yana koyarak sadece insan olmayı, iyi ve kötü ayrımını yapabilmeyi; davranışlarımızın diğer insanları, hayvanları, doğayı nasıl etkilediğini unuttuğumuzda nasıl utanılacak duruma düştüğümüzü “tokat” gibi yüzümüze vurmuş yazar. Kişisel arzuların, mevkinin kişisel çıkarlara hizmet etmesinin, tecavüzün, dinin sadece kötülük yapıldığında sorgulama aracı olarak kullanılmasının, ırkçılığın, cinsiyetçiliğin, canlıların yaşam hakkına karışmamızın, aldatmanın, yalanın ve kitapta değinilip de aklıma gelmeyen birçok şeyin ‘utancını’ bunları yapanlar adına hissettim. Profesör David, Melanie, Lucy, Petrus, Bev ve diğer karakterlerin hepsinin karanlık ve anlamlandıramadığım davranışları yine bana “neden?” sorusunu sordurdu. Neden insan gibi yaşamayı yüzyıllardır öğrenemiyoruz? Kendinizi güçlü ve sakin hissettiğiniz bir zamanda okumanızı tavsiye ederim. Kitabın film uyarlaması da varmış, bilginize.
UtançJ. M. Coetzee · Can Yayınları · 20183,526 okunma
10/10
·155 syf.·
2020 135. kitabı
Yirmisekiz Mehmed Çelebi Efendi’nin kaleme aldığı Sefaretname, 7 Ekim 1720 tarihinde İstanbul’dan Fransa’ya yolculuğa çıkmasıyla başlar ve 8 Ekim 1721 tarihinde İstanbul’a dönüşüne kadar gözlem ve incelemelerini içerir. Kitabı okumaya başlamadan önce; Yirmisekiz Mehmed Çelebi Efendi’nin bakış açısını ve değerlendirmelerini daha iyi anlayabilmeniz için, Osmanlı’da Lale Devri olarak adlandırılan 1718-1730 yıllarının siyasi, sosyal, kültürel, sanatsal özelliklerine ve ek olarak o dönemin mimarisine göz atmanızı öneririm. Kitabın dili akıcı, mukayeseleri yerinde ve ayrıntıları tatlıydı ama tasvir edilen şehirleri, saray ve bahçeleri, kaleleri, köprüleri incelemek için sürekli ara verdiğim için okurken bazen kopmalar yaşadım. Tarihi ve edebi olarak çok değerli bulduğum bu kitap; Osmanlı’da Lale Devri’nin dinamiklerini oluşturması ve Batı etkisinin sosyo-kültürel açıdan görülmeye başlamasının nedenlerinden biridir. Ayrıca, seyahatte anlatılanlardan yola çıkarak Batı’da da Osmanlı ilgisi olduğu ve Osmanlı’ya çok önem verildiği görülüyor. Yirmisekiz Mehmet Çelebi Efendi, seksene yakın maiyeti ve oğlu Said Çelebi’nin her gittikleri yerde ilgiyle izlenmelerini, coşkuyla karşılanmalarını okurken, Oryantalizm’in nasıl doğduğunu hatırladım. Semra Germaner ve Zeynep İnankur’un kaleme aldığı “Oryantalistlerin İstanbulu” kitabından hatırladığım kadarıyla Fransa'da Türk geceleri düzenlenmesi, Türkler gibi giyinerek fotoğraf çektirmelerinin moda olmasında bu seyahatin etkisinin çok büyük olduğunu düşünüyorum. İlgililerin okumasını kesinlikle tavsiye ederim.
Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin Fransa SefaretnamesiYirmisekiz Mehmet Çelebi · Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü · 19931,016 okunma