Bende derin, sızılı bir izi kalan belki de ilk sevdam o geyiğedir. Demek sevda o denli bağlamış ki gözlerimi, canlısıyla, ölüsünü ayırt edememişim. Zaten sevda dedikleri böylesine bir körlük olmasaydı eğer, doğruluğu nerede kalırdı onun?
Sanırım, bir okuyucu olarak benim şimdi duyumsadığım şeyleri o kendisinde çoktan duyumsamıştı: duygudaşlığımızla sezgilerimiz kendiliğinden iç içe geçip kaynaşmıştı.
Doğal olarak bu önlemin işlerliği yüzeyseldi, kılgısal olarak hiçbir işe yaramıyordu. Bu gerçeği ancak, Iris'i tanıyan herkesin onun romanı hakkında konuştuğunu anlayınca kabullenebilmiştim. Buna ne içerlemiş, ne de bu yüzden düş kırıklığına uğramıştım. Ona öylesine vurgundum ki (ya da kendimi buna öylesine inandırmıştım ki) Iris'in bana hiç de sevdalı olmadığını apaçık, pek de üzüntüye kapılmadan anlayıvermiştim. Bu tür konularla ilgilendiğimi anlayıp, salt incelikli bir davranışta bulunmak için söz etmişti bana romanından. Kesinlikle bana vurulduğu için söylemiş değildi bunu; ne bana sevdalandığı, ne de sevdalanmaya başladığı için. Arkadaş olmuştuk; olup biten buydu işte.