Gönül cenneti istiyor imiş ammâ günahlar bırakmıyormuş. Söylesene sevgili dostum, günahlar da kim oluyormuş? Gönlümüze ket vuracak, gönlümüzün isteklerini, istediklerini engelleyecek günah mı varmış bu dünyada ?
Gönül bir kere istese, gönlün kendisi cennet olmaz mı ? Bir kere, evet bir kere gönül cenneti istese dağlar tepeler düzlük, denizler yol olmaz mı insana ?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir nida dahi kopup gelmiyor ki gaipten! Senin gaibin bile yok dostum. Neyin varsa el altında, göz altında...
Ne garip her şey malumun. Sorun da burada ya senin meçhulün de yok, her şeyin malum.
Her iki mertebenin ortasında nefs-i levvame vardır; insan olanın insanî olanın mertebesi...
O ne nûrdur, ne de nâr; o ne cennettir, ne de cehennem; o tek kelimeyle a’raftır, berzahtır, sırattır; trajedidir yani. Suçluluk duyan, kendini kınayan, tatmin olduğunda tatminsizliği, tatminsiz olduğunda ise tatmini arayan bir varlığın halidir nefs-i levvame.
Öncesiz değilim, ben önceyim.
Sonrasız da değilim; aksine, ben sonrayım!
Çocuklar cevaplarını bildikleri soruları sormazlar; yetişkinlerse umumiyetle cevaplarını bildikleri soruları sormayı tercih ederler; bekledikleri cevaplar, aslında zaten sepetlerindeki bayatlamış cevaplardan ibarettir. Bunun içindir ki çocuklar ikna edici cevabı alamadıklarında, yetişkinlerse bekledikleri cevabı alamadıklarında rahatsız olurlar.