Gözleri olanlara dünyada görülecek hiçbir şey olmadığını söylemek zordur. Ne var ki gerçek bu, inanın bana. Dünyayı tanımak için dinlemek yeter. Yolculuklarda görülenler bir aldatmacadır yalnızca. Gölgelerin peşinde başka gölgeler. Yollar ve ülkeler, önceden bilmediğimiz hiçbir şey öğretmez bize; gecenin dinginliğinde kendi içimizde dinleyebileceklerimizden başka hiçbir şey.
İnsan işaret ararsa, bulur, her zaman böyle gelmiştir bana; ve bunu bir kez daha mürekkebimle buraya kaydetmek istiyorum, olur a dünyayı saran delilik burgacı içinde sonunda ben de unuturum. Aşikâr işaretler, anlamlı işaretler, şaşırtıcı işaretler, kanıtlamak istediğin her şey doğrulanır sonunda; ve en az bir o kadarını da, tersini kanıtlamak istersen bulursun.
İçimde akılla çılgınlığı karşı karşıya getiren dövüşte ikincisi sayı yapıyor her zaman. Akıl karşı çıkıyor, alaycı alaycı sırıtıyor, inat ediyor, direniyor; benimse bu karşılaşmayı, biraz geri çekilerek izlemeye yetecek kadar bilincim var hâlâ. Ama işte tam da bu bilinç kalıntısı, çılgınlığın beni de ele geçirmeye başladığını kabul etmeye zorluyor.
Zamanın deliliklerine kapılacak adam değilim ben; çevrem çalkalansa da aklımı korumayı bilirim. Öte yandan, istiridyelerin incilerini yaptığı gibi kanılar biçimlendirip sonra üstüne kapanan, şu dar kafalı ve küstah yaratıklardan da değilim. Kendi düşüncelerim, kendi kanılarım vardır ama dünyanın soluk alıp verişine sağır değilim. Yayılan bu korkuyu görmezden gelemem. Eğer dünyanın delirdiğine karar verseydim bile, bu deliliği görmezden gelemezdim. Gülümsesem de, omuz silksem de, aptallık ve ciddiyet yoksunluğuna karşı sövüp saysam da, bu iş huzurumu kaçırıyor.