Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda

8,7/10  (85 Oy) · 
345 okunma  · 
69 beğeni  · 
2.325 gösterim
Son 10 yılda yaşadığımız her şey

"Beş gazetenin arşivinden 460 bin sayfa taradım. Sırf arşiv taraması 1.5 senemi aldı. İsim Şehir Hayvan ve İsim Şehir Bitki gibi köşe yazılarımdan derleme değil... Sıfırdan yazıldı. 3 Kasım 2002'de başlıyor. Bugüne kadar geliyor. Çıraklık, kalfalık, ustalık diye üç bölümden oluşuyor."
-Yılmaz Özdil, Hürriyet, 30 Temmuz 2013-

Bir tablo hayal edin.
Sanat eseri.
Miras. Size ait.
Tuvali, Türkiye coğrafyası.
Boyası, şehit kanı, alın teri.
Her sabah uyanıyorsunuz.
Gururla seyrediyorsunuz.
Ama, birileri her sabah sizden önce uyanıp o tablonun başına geçiyor
ve orasına burasına minik minik fırça darbeleri atıyor.
Her sabah bir minik fırça darbesi.
Usta işi.
Küçük küçük değişiyor tablo.
Aniden değil.
Milim milim.
Alıştıra alıştıra.
Yedire yedire.
Aradan yıllar geçiyor.
Tablo, o tablo olmaktan çıkmış!
Komple değişmiş.
Dedim ya, kanıksamışsınız.
Bakıyorsunuz bakıyorsunuz...
Tablo, hâlâ aynı tablo zannediyorsunuz.
Peki ne yapılabilir?
Fark, nasıl fark edilebilir?
Orijinal'in aslında ne kadar değiştiği...
Ne hale getirildiği...
İlk bakışta nasıl anlaşılabilir?
Tek çare var. Kıyas.
Tablonun ilk haliyle...
Son halini yan yana koymalı.
(Tanıtım Bülteninden)
Berfun Berçin 
27 Kas 10:45, Kitabı okudu, 4 günde, Beğendi, 10/10 puan

Kitap içeriği hakkında bilgi içerir.2002'de başlıyor ve 2013'te bitiyor.Bütün siyasi,sanatsal,dünyada ve ulkemizde yaşanılan her şey tarafsız, yansız ve net anlatılmakta.Kitaptan bir çok şeyi paylaşmak isterdim ama sonrasında yanlış anlaşılmak istemediğim için çok az paylaştım.Yıl yıl anlatılıyor ve her yıl yasananlari ilk önce küçük bir başlık ile,daha sonra ise teker teker alt başlıklarıyla anlatılıyor.Bir buçuk senede hazırlanan yazar, başarılı bir iş çıkarmış.Siyasi olaylara merak,siyasi olaylarla ve yaşanan olaylara ilgili bir bilgi min olmaması, bu konuda kendimi cahil hissetmem ve merak ettiğim bir çok olay ile bu kitabı okumaya karar vermiştim.İyi ki okumuşum.Çünkü yazar o kadar güzel,net,tarafsız ve akıcı bir şekilde aktarmış ki okurken çok şaşırdım nasıl olur diye.Tavsiye ederim.Keyifli okumalar.

. 
25 Mar 2015, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Gerçekleri öğrenip mutsuz olmak isteyen insanlar için birebir bir eser. Kitabı okumaya başladığınız andan itibaren ne yazık ki bir kurgu bir kitap olmasa da kurgular üzerine gelen bir iktidarın ülkemizdeki son 10 yılını ortaya koyuyor. Siyasi anlamda bir farkındalık yaratamamış iktidarın hüküm sürdüğü şu yıllarda ve geçmiş yıllarda uyanmak ve anlamak adına güzel bir eser. Dipnot olarak eklemek gerekirse bu kitabın mantık,önyargısızlık ve vicdan üçlemesi içinde okunmasını tavsiye ederim.

SEMRA ŞENTÜRK 
09 Nis 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

Kitabı bitirdiğimde hissettiğim tek duygu mutsuzluk oldu.Bu kitabı okuduktan sonra üzerine bir de Zülfü LİVANELİ'den 'Hakim Bey' şarkısını (gerçi şarkı demek hafif kalır ama) dinlediniz mi alın size mutsuzluğun dibi. Kesinlikle okunmalı demek az gelir. Aslında ne desem az gelecek gibi geliyor şuanda. Böyle durumlarda yapılabilecek en güzel şey susmak...

Sadettin TANIK 
01 Nis 2015, Kitabı okudu, 2 günde, Beğendi, 9/10 puan

Güncel olayları zamanında ele almış köşe yazılarının kitap olarak derlemiş. İktidarı zaman zaman ince ince eleştiren bazen ironi yaparak eleştiren bazen de sert bir dille eleştiren Yılmaz Özdil'in kitaplarını okuyarak siyasi gelişmelerden haberdar olma gerekliliğine inanıyorum. Keyifle okuyorum.

Ebru Y. 
29 Eki 2014, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Yılmaz Özdil 'in çok iyi bir araştırmacı ve yorumcu olduğunun kanıtı bu kitap.Gerçekler cesurca dile getirilmiş.Kitabı henüz bitirmedim ,hala altını çize çize okumaktayım.Yılmaz Özdil 'in tabirlerine hayran kaldım.Şaşıra şaşıra ,'yuh' çeke çeke okuyorum...

Gül Alp 
14 Tem 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Bir arkadaş demişti ki, biz geçim derdine düşmüşken ülkede neler dönmüş bee. Bunu diyen arkadaşım; ülke gündemi ve siyasetle yakından ilgilenen bir arkadaşım. O bile bunu söylediyse gizli kalmış daha bir sürü şey olabilir. O yüzden ''Dikkat! Aydınlatır.''

mustafa tamer akder 
04 Oca 2015, Kitabı okudu, 10/10 puan

İnönü döneminden başlayan ondan sonraki dönemlerde giderek artan oyunlarla birbirimizi kırdıran , üst yönetimleri yozlaşması sağlayan , milletin vatan sevgisi azaltan , siyasete ve bilgiye korkunç bir şey gibi algılatan ve monarşinin çok az olduğu kısımlar hariç (O zamanlar bence azda olsa denetim ve adalet vardı.) bazen az şiddetli bazen orantısız şiddetle korku ve baskıyla milli duygumuzun kırıldığı zaman gelen iktidarın milletin zekasıyla dalga geçer gibi yaptığı skandalları ve iktidarı maşa gibi kullanıp kurtuluş savaşının rövanşını ordudan ve cumhuriyetten aileleri mahvederek eğitimi bitirerek insafsızca hallettiğini kronolojik sıra ile ele alan Türk milletinin utanç kitabıdır. En çok üzüldüğüm olay vatanın her metrekaresini sulayacak kadar bizim uğrumuzda ölen bütün şehitlerin hayatlarıdır.

Derya Yalınkılıç 
 14 Oca 03:01, Kitabı okudu, 3 günde, Beğendi, 10/10 puan

Kitap yakın tarihimiz 2002-2013 tarihinde yaşanan olayları anlatıyor. Şahit olduğum onca seneyi üç günde tekrardan yaşadım. Ne çok acı çekmişiz.. Yazarın olayları birbirine bağlarken mizahi bir dil kullanmış, iğnelemeyi de unutmamış. Okurken ağlanacak halimize gülerken buldum kendimi.
Her on senede böyle bir kitap yazılsa keşke. Bütün olarak okuyunca daha farklı yorumladım olayları. Okunması, okutulması gereken kitaplardan..

AYŞE LOKUMCU 
03 Eki 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Son 10 yılda yaşadığımız her şey

"Beş gazetenin arşivinden 460 bin sayfa taradım. Sırf arşiv taraması 1.5 senemi aldı. İsim Şehir Hayvan ve İsim Şehir Bitki gibi köşe yazılarımdan derleme değil... Sıfırdan yazıldı. 3 Kasım 2002'de başlıyor. Bugüne kadar geliyor. Çıraklık, kalfalık, ustalık diye üç bölümden oluşuyor."
-Yılmaz Özdil, Hürriyet, 30 Temmuz 2013-

Bir tablo hayal edin.
Sanat eseri.
Miras. Size ait.
Tuvali, Türkiye coğrafyası.
Boyası, şehit kanı, alın teri.
Her sabah uyanıyorsunuz.
Gururla seyrediyorsunuz.
Ama, birileri her sabah sizden önce uyanıp o tablonun başına geçiyor
ve orasına burasına minik minik fırça darbeleri atıyor.
Her sabah bir minik fırça darbesi.
Usta işi.
Küçük küçük değişiyor tablo.
Aniden değil.
Milim milim.
Alıştıra alıştıra.
Yedire yedire.
Aradan yıllar geçiyor.
Tablo, o tablo olmaktan çıkmış!
Komple değişmiş.
Dedim ya, kanıksamışsınız.
Bakıyorsunuz bakıyorsunuz...
Tablo, hâlâ aynı tablo zannediyorsunuz.
Peki ne yapılabilir?
Fark, nasıl fark edilebilir?
Orijinal'in aslında ne kadar değiştiği...
Ne hale getirildiği...
İlk bakışta nasıl anlaşılabilir?
Tek çare var. Kıyas.
Tablonun ilk haliyle...
Son halini yan yana koymalı.
(Tanıtım Bülteninden)

gamze ataman 
27 Ağu 2015, Kitabı okudu, 9/10 puan

Herkes araştırma yapıyor ama Yılmaz Özdil'in üzerine yaptığı yorumu ne kadar iyi olduğunun kanıtı. Okudukça her sayfada ağzımın açık kaldığı, yorumlarla, gülsem mi ağlasam mı bilemediğim iktidarımızın özeti. Kitap bitince üzerime bir ümitsizlik bir mutsuzluk çöktü. Kesinlikle okunmalı..

3 /

Kitaptan 196 Alıntı

Sadettin TANIK 
04 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

23 Nisan geldi.Tayyip Erdoğan, başbakanlık koltuğunu ilkokul öğrencisine bırakırken "ileri demokrasi"yi tarif etti. "Yetki artık senin; ister asarsın, ister kesersin" dedi.

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz ÖzdilBeraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil

23 Nisan
23 NİSAN...

Kurtuluş Savaşı’nda sayısız şehit çocuğu öksüz ve yetim kalmıştı. Bu kutsal emanetlere sahip çıkabilmek için, bizzat Mustafa Kemal’in himayesinde 1921’de Ankara Himaye-i Etfal Cemiyeti kuruldu.

23 Nisan henüz “hakimiyeti milliye” bayramıydı. Çocuk bayramı değildi.

23 Nisan 1923’te TBMM’de yapılan Hakimiyeti Milliye Bayramı töreninde, Mustafa Kemal’in isteğiyle, Himaye-i Etfal Cemiyeti Başkanı’na protokolde yer verildi.

Bir sene sonra, 23 Nisan 1924 törenlerinde Himaye-i Etfal Cemiyeti’ni Mustafa Kemal’in eşi Latife hanım temsil etti.

23 Nisanlar cemiyetin tanıtımı için fırsat olarak değerlendiriliyordu. Mesela… Gelir elde etmek için rozet satılıyordu, 23 Nisan törenlerine katılan herkes bu rozetleri takıyordu. gazeteler teşvik edici yayınlar yapıyordu, her rozet, bir şehit çocuğuna destek manasına geliyordu.

23 Nisanlar, Himaye-i Etfal’le özdeşleşmişti. 23 Nisan denilince şehit çocukları, şehit çocukları denilince 23 Nisan akla geliyordu.

Milliyet gazetesi 23 Nisan 1926’da “Çocuk Bayramı” manşeti attı. Alt başlığında “bugün istiklal günü, vatanın kimsesiz çocuklarına yardım edelim” deniliyordu. Bağış patlaması oldu. Cemiyet, yardım kutuları koydu, para atmak için kuyruk oluştu. Ankara’nın lokantacı, kahveci, otomobilci esnafı 23 Nisan hasılatlarını Himaye-i Etfal’e verdi.

23 Nisan 1927… Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin yayınladığı bildiri gazetelerin manşetlerindeydi: “Büyük Gazimiz, çocuklarımızın 23 Nisan bayramını daha sevinçli geçirmelerine vesile olacak büyük bir jestte bulunmuşlardır. Mustafa Kemal Paşa, otomobillerinden birini, törenlerde çocuklara tahsis etmiş, Cumhurbaşkanlığı bandosunun çocuk bayramı için görev yapmasını sağlamıştır. Çocuklarımız ne kadar övünse ve sevinse yeridir.”

Himaye-i Etfal aynı zamanda şu çağrıyı yapıyordu: “Yaşınızı, memuriyetinizi, işinizi bir tarafa bırakarak, bugün çocuklarınızı şevk ve muhabbetle eğlendiriniz, çocuk şenliklerine katılınız. Bu saadetli günü yavrunuzu bağrınıza basarak bahtiyarlıkla geçirirken, sizin müşfik yardımlarınızı bekleyen, memleketin anasız, babasız yavrularını unutmayınız.”

Mustafa Kemal o sene Himaye-i Eftal balosuna katıldı. Ankara Evkaf Oteli’ndeki baloda, 10 bin lira yardım toplandı.

23 Nisan 1928, artık tamamen “Hakimiyeti Milliye ve Çocuk Bayramı” adıyla kutlanıyordu.

23 Nisan 1929, sadece bir günlük bayramla bırakılmadı, Mustafa Kemal’in talimatıyla yedi güne çıkarıldı, “çocuk haftası” ilan edildi. Etkinlikler çığ gibi büyümüş, tüm yurda yayılmıştı. Himaye-i Etfal’in bu organizasyonu tek başına yapabilmesi artık mümkün değildi. Balolar, konferanslar, anne eğitimleri, müsamereler, yarışmalar, şenlikler içeren kapsamlı kutlamaların organizasyonu, dönemin en büyük sivil toplum kuruluşu Türk Ocakları’na verildi.

(Çocuk Haftası’nın ilk sürprizi şuydu… Türk Ocakları’nın yönetimi 23 Nisan’da çocuklara bırakılacaktı. Bugünkü koltuk geleneği böyle icat edildi.)

Himaye-i Etfal, sadece üç kuruşluk rozet satarak başladığı macerada… Yedi sene gibi çok kısa sürede 300 binden fazla şehit çocuğuna ulaşmayı başarmıştı. 1929 itibariyle, 300 binden fazla yetime düzenli olarak kitap, elbise, çamaşır, oyuncak, süt, yemek ve şeker dağıtır hale gelmişti.

Himaye-i Etfal sayesinde herkes gücü ölçüsünde amca, teyze, dayı, hala olmuş, şehit çocuklarının elinden tutmuştu. Mustafa Kemal vizyonuyla “dünyanın en büyük ailesi” kurulmuştu.

Yani?

Yanisi şu…
23 Nisan törenlerini “şehitler var” gerekçesiyle iptal etmek, sadece Atatürk alerjisi değildir, aynı zamanda cehaletin daniskasıdır.

23 Nisan Çocuk Bayramı’nın varlık sebebi, bizatihi şehit çocuklarıdır.

23 Nisan, kendi çocuğumuzu şefkatle bağrımıza basarken, şehit çocuklarını unutmayalım günüdür. 23 Nisan, bizim çocuklarımızın saçının teline zarar gelmesin diye, kendi canını hiçe sayan kahramanları unutmayalım günüdür.

23 Nisan, bu milletin şehitlerine ve çocuklarına borcudur.

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz ÖzdilBeraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil

Başbakan, Almanya seyahatinde tarih verip, “En geç sekiz senede AB’ye üye oluruz” demiş, Yeşiller Partisi Başkanı Claudia Roth da “Türkiye AB’ye girince evleneceğim” demişti. Kadıncağız bizim yüzümüzden evde kaldı.

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz ÖzdilBeraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil

Orhan Pamuk İsviçre dergisine konuştu. "Kimse söylemiyor bari ben söyleyeyim, Türkiye'de 30 bin Kürt, 1 milyon Ermeni öldürüldü." dedi. Aslında Kar romanının tanıtım röportajıydı ve bu lafların, romanın içeriğiyle alakası yoktu. Yazdıklarıyla değil, söyledikleriyle şöhret olan dünyadaki tek yazar'dı! (Bu iğnele biraz haksızlık olduğu kanısındayım. Dış ülkelerde belli bir okur kitlesi olduğunu sonradan öğrendim. Yalnız bu demek değildir ki bu sözleriyle tanınırlık oranını katladığı inkar edilemez.) Peki neden onca ülke varken, bu lafı gidip İsviçre'de söylemişti? Çünkü çamur atıp iz bırakmak için ideal adresti...İsviçre'de konuşup "Ermeni soykırımı vardır." demek serbestti, "Ermeni soykırımı yoktur" demek, yasaktı. Herhangi bir Türk'ün Orhan Pamuk'un söylediklerine karşı savunma yapabilmesi, kanunen suçtu. Nitekim... Kısa süre sonra, İsviçre'ye gidip "Ermeni soykırımı yoktur" diyen Türk Tarih Kurumu Başkanı Profesör Yusuf Halaçoğlu hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkartıldı. "Edebiyatçı" tarihi suçlarsa, fikir özgürlüğüne giriyordu. "Tarih Profesörü" savunursa, hapse giriyordu.
Hadisenin "bu ne perhiz bu ne lahana turşusu tarafı" da vardı. Bize "soykırımcı" diyen İsviçre'nin Ankara Büyükelçisi Walter Gyger eniştemizdi. Soykırımcı dediği milletten, Türk'le evliydi.

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil (Sayfa 60)Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil (Sayfa 60)

Cep telefonundan mesaj atma sayısında Avrupa şampiyonu olmuştuk. Pek sevmiştik mesajlaşmayı... Ancak, teknolojiyle aramız pek iyi olmadığı için mesaj faciaları yaşanmaya başlanmıştı. Ankara'da bir koca, babaevine kaçan eşine cepten mesaj gönderdi. ''Sıkışınca konuyu değiştiriyorsun'' yazdı. Yazdı ama.. Telefonu çakma telefondu. Türkçe karakter olmadığı için ''ı'' harfleri ''i'' olarak çıkmıştı. Mesajı yanlış anlayan kadın, babasına gösterdi, babası ''Benim kızım fahişe mi ulan'' dedi, damadın evini bastı. O karambolde, damat gelini bıçakladı, öldürdü. Damadı hapse attılar, içeride canına kıydı, iyi mi.. Bir düğün, bir mesaj, iki cenazeydi.

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil (Sayfa 141)Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil (Sayfa 141)

Gazeteciler içeri tıkılırken, içerideki bir gazeteci dışarı çıkarıldı. 14 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismardan 13 sene hapis yiyen Hüseyin Üzmez serbest bırakıldı. Adalet sistemimiz ''gazetecilere özgürlük'' talebini yanlış anlamıştı!

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil (Sayfa 242)Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil (Sayfa 242)
Sadettin TANIK 
04 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Hal böyleyken... Cumhurbaşkanı Sezer, bileği kırılan eşini Hacettepe'nin acil servisine getiriyor, sıradan vatandaşlarla röntgen kuyruğuna giriyor, gidişte-dönüşte kırmızı ışıkta duruyordu. Davos'a gidip İsviçre'ye cumhurbaşkanı olması daha uygundu, "yeni Türkiye"ye yakışmıyordu.

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz ÖzdilBeraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil
Sadettin TANIK 
04 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Aslında haklıydı… Başsavcı Cihaner’in evi basıldığında, kızı Sıla’ya ait olan Garfield, Kırmızı Başlıklı Kız, Cinderella, Temel Reis, Buggs Bunny ve Alaattin’in Sihirli Lambası gibi çizgi filmlere el konulmuştu. İddianamede deliller arasında gösterilmişti. Tembel kedi Garfield, Ergenekon’daydı, haberi yoktu!

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz ÖzdilBeraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil
Derya Yalınkılıç 
11 Oca 22:58, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Eoknmoni Bkaanı Ail Bbacn, ADB’ye gidrken “gelceek neslilere broçsuz Tükriye bırakcaağız” dedi. Gülmekten yazamadım…

Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz ÖzdilBeraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil

Kitapla ilgili 1 Haber




Burası çok ıssız