Clarissa

7,7/10  (9 Oy) · 
23 okunma  · 
7 beğeni  · 
788 gösterim
Edebiyat tarihinin büyük isimlerinden Stefan Zweig, gözlemleri ve acı dolu geleceği öngören duyarlılığıyla 20. yüzyıl Avrupasına damgasını vurmuş bir aydındı.

"Şimdi başka bir yüzyıldan ya da başka bir ulustan geliyormuş gibi kendini tecrit etmek mümkün değildir. İnsan zorla tarafsız kalamaz. Savaş ile ilgili normal ve insancıl bir görüşe sahip olabilmek için tek bir olasılık vardır: savaşın farkında olmak ve savaşı, kendileri asla cephede bulunmamış savaş çığırtkanlarından dinlememek. Bunun dışındaki her şey kendini kandırmak, kendini aldatmak, soyut şeylerle kendini uyuşturmak ve kendinden geçmek anlamına gelir."

Ölmeden önce üzerinde çalıştığı son kitabı Clarissa, Zweig'ın sözleriyle, "Bir kadının yaşadıklarından hareketle, 1902'den savaşın patlak vermesine kadar geçen süre içinde dünyanın anlatıldığı roman"dır. Zweig, Avusturyalı bir subayın kızı Clarissa Schuhmeister'in hayatını anlatırken, Birinci Dünya Savaşı'nın gerek Avusturya ve Orta Avrupa kültürü, gerek bireyler üzerindeki etkisini gözler önüne serer. Clarissa, yazarının 1942'deki intiharıyla yarım kalmış, ancak 39 yıl sonra 1981'de gün ışığına çıkarılan metni Zweig'ın yayıncısı Knut Beck tamamlamıştı.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2010
  • Sayfa Sayısı:
    184
  • ISBN:
    9789750711961
  • Çeviri:
    Gülperi Sert, Serpil Yalçın
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Aykut 
 24 Kas 19:59, Kitabı okudu, 9 günde, 9/10 puan

Bu sefer farklı bir düşünce ile girdim kütüphaneye. İlk gördüğüm kitabı alacaktım. Nasıl olacaktı bu? Kitaplarla dolu raflara bakmamaya çalışarak, adeta çocuksu bir heyecan içinde salonu bir süre dolaştım. Sonra gözümü çevirdim bir baktım ki bu güzel eseri gördüm: Clarissa. Clarissa, Zweig'in yaşamında yazdığı son eser olma özelliğini taşıyor. İnsanlar olarak genel bir algımız vardır, bir şeyin son olması o şeyi değerli kılar bizim için. Çünkü o son zamansal olarak bize daima diğerlerinden daha yakın bulunacaktır. Bu yakınlığa düşkünlüğümüz neticesinde belki de bu algıyı yaşarız. Bu algı kimi zaman bizi yanıltır. Fakat Clarissa beni bu yanılgıya çok da fazla düşürmedi.

Dikkat ettim de incelememin girişi fazlasıyla olumsuz gözükmüş, Clarissa kötü bir kitapmış gibi anlaşılmasın bu yüzden. Demeye çalıştığım şey Clarissa'nın Zweig'in diğer eserlerine nazaran sönük kalmasıdır. Bunun nedeni eserin yazarın intiharı dolayısıyla yarım kalmasıdır. Kimi eserler vardır bir hayat gibidir, o kitaplar yarım kalmış olsa bile alacağınız edebi zevk azalmayacaktır. Ama kimi eserlerde bu durum tam tersidir, kitap boyunca bir merak unsurudur alır götürür sizi. İşte bu tür eserlerde kitabın yarım kalmış olması sizi alt üst edebilir. Clarissa'da bu durum mevcut. Fakat her ne kadar yarım kalmış bir eser de olsa Zweig'in kalemi bu yarım kalmışlığı adeta tamamlıyor.

Clarissa, Birinci Dünya Savaşı döneminde yaşamış olan bir kadındır. Çocukluğunu manastır okulunda geçiren Clarissa bir insanın şahit olabileceği en kötü şeye şahit olacaktır; savaşa... Savaş sırasında savaş hemşiresi olarak çalışan Clarissa'nın yaşam öyküsünün anlatıldığı romanda Zweig yine kendi usta kalemini belli etmiş diyebilirim. Zweig'in okuduğum diğer bir eseri olan Satranç'ta hikayedeki olaylardan hareketle, bazı şeylerin sembolize edilmesi hedeflenmişti. Clarissa'da da Zweig aynı yöntemi kullanarak savaşın kötülüğünü gözler önüne sermiş.

Savaşın insanlar üzerindeki etkisi çok büyüktür. Bu vesileyle insanlar vurulup veya bir göçük altında kalarak ölmese bile çeşitli şekillerde ölebilir. Savaş, kimi insanlardaki kin duygusunu açığa çıkartır. Bu kin bireyin kendi vatanı hariç tüm milletleri kapsar. Söz konusu kin, vatanı savunma gibi bir anlam da taşımaz. İnsanlık kavramını yok eden bir duygudur bu kin. İşte bu 'kin gribini' anlatmış Zweig. İnsanların savaş ortamında şehirde veya cephelerde ne denli zorluk çektikleri, imkanların olağanüstü derecede azalması, doktorların ve hemşirelerin de en az askerler kadar emek harcaması gibi savaşın açığa çıkardığı durumlar anlatılmış. İnsanlık kavramından bahsedenlerin birer vatan haini ilan edildiği bir çağdan söz ediyoruz. Burada şahsi düşüncem, insan elbette ki kendi vatanına gönülden bağlı olmalıdır fakat bu, diğer milletleri ezerek, aşağılarak, laf ederek olmaz. Eğer böyle olmasaydı Atatürk önüne basması için konulan Yunan bayrağını yerden kaldırmalarını emreder miydi?

Bu 'savaş yansımalarının' dışında elbette Clarissa'nın hayatına da mercek tutulmuş. Zaten Clarissa'nın hayatı, 'savaş yansımalarını' yansıtan bir ayna görevi görüyor. Tüm bu olanlar elbette ki Clarissa'yı da etkiliyor. O da "savaş sonrası" insanlarının yaşadığı boşluk duygusuna düşüyor. Öyle ki, bu boşluk duygusunu siz de yüreğinizde hissediyorsunuz: Çaresizlik duygusu olarak. Kendi hayatının ipleri kimi zaman Clarissa'nın elinde oluyor kimi zaman da kendi hayatını kendisi dahi yönetemez hale geliyor. Öyle bir duruma geliyor ki, yalnızlıktan korktuğu için istemediği, sevmediği kişilerle birlikte olmanın yaşattığı boğukluk duygusunu dahi yaşıyor. Bu durumun çaresizliğini siz de Clarissa ile tanıştığınızda emin olun benim anlattığımda kat be kat daha iyi anlayacak ve yüreğinizde hissedeceksiniz. Çünkü Clarissa'yı ben değil, Zweig anlatıyor olacak.

Fakat Clarissa öyle bir yerde yarım kalmış ki kitap bittikten sonra uzun süre zihnimi meşgul etti. Acaba Clarissa'nın hayatı nasıl şekillenirdi diye uzun bir süre düşündüm. Yarım kalması elbette ki Zweig'in suçu değil, imkanlar dahilinde bu eser yarım kalmış yapacak bir şey de yok elbette fakat insan üzülmeden de duramıyor. Zweig'in usta kalemi ile nasıl şekillenirdi bu güzel eser diye kendi kendine söyleniyor. Edebiyatın bir güzel yanı da bu değil mi? Bir yazar Clarissa diye bir karakter oluşturur, eseri yarım kalsa dahi siz Clarissa'yı gerçek bir insanmış gibi hayal edersiniz; yıllarca karşılaşılmayan bir arkadaş gibi, ne yaptığını tahmin etmeye çalışırsınız. Bunun için aslında eserin yarım kalmasına da gerek yok, teknik olarak tamamlanmış bir eserde de bu durum böyle değil midir? Hikaye bittikten sonra dahi karakterlerin gelecek zamanda ne halde olacağını merak etmekten kendinizi alamazsınız. Bu açıdan bakıldığında aslında tüm kitaplar da 'yarım' değil midir? Kitap bitse dahi o ortam ve karakterler hayal dünyanızda var olmaya devam eder. İşte edebiyatın bir büyülü tarafı daha.

Clarissa'nın yarım kaldığına bakmamalı, gerçekten çok güzel bir roman. Bir kitabı tamamlayan asıl kişi okuyan kişi olduktan sonra o kitabın yarım kalmasının pek de bir önemi yoktur açıkçası. Benim düştüğüm hataya düşmeyin, kitap yarım kalmış diye diğer eserlerinden onu ayırmayın. Şimdi, yani bu incelemeyi bitirirken anlıyorum ki gerçekten de ne de güzel bir esermiş Clarissa. İnsanın kendi kendiyle çelişmesi onun iyiye doğru gittiğinin bir emaresi bana göre; bendeniz de azıcık dahi olsa iyiye doğru yol alabildiysem ne mutlu bana...

Hasan G. 
21 Ağu 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Zweig’dan seriye devam ettiğinizde Clarissa’yı okumak kaçınılmaz olur çünkü intiharından önce üzerinde çalıştığı ve ölümüyle yarım kalan ve yayıncısı tarafından tamamlanan 1.dünya savaşı yıllarını bir kadının yaşam kesitiyle anlatmaya çalışan bir romandır. Hal böyle olunca insanı bir merak sarar. Yaşamına son vermenin deminde bir zihnin içerisinden sayfalara ne dökülebilir, ne anlatabilir diye? O kararı verirken yaşadığı ruhsal durum satır aralarından yakalanabilir mi diye?

Nitekim sadece konusu ile bile bu görülebilir. Savaşın hem bir ülke hem de kişiler üzerindeki etkilerini irdelemeye çalışır. Aynı şekilde savaşın her ne sebeple olursa olsun bir aptallık ve suç olduğunu gözümüze sokar hele işin içerisinde halkların, ırkların, devletlerin üstünlük yarışı bulunursa.

Kitaptan aldığım diğer bir olgu da ‘yalnızlık’ oldu. Hemen hemen her karakterin kendine ait bir yalnızlığı vardı. Zweig’ın da bu yalnızlığı kendinde hissettiği duygusuna kapıldım, savaşın yarattığı kaos atmosferinde kabuğuna çekilen bir ruh ve sonsuz yalnızlığa atılan bir adım.

Zweig’ın okuduğum önceki kitaplarına göre üslubu biraz tutarsızdı sanki, kitabın yarım kalması ve yayımcısı tarafından tamamlanması nedeniyle olabilir. Çünkü bir paragraf okuduğumda ‘işte bu Zweig’ın tarzı ve üslubu, düşüncesi’ derken sonlara doğru 3-4 kelimelik cümleler ve yavan kalan sayfalarla Knut’ın işin içerisine girdiğini hissettirdi. Öyle ki hızlı hızlı cümleleri anlamsızca tüketirken buldum kendimi.
Yine de Zweig’in son romanı olması nedeniyle merakı ve ilgiyi hak ettirir, aynı şekilde sırf bu sebepten boğazda bir düğüm, kalpte bir sancı bırakır.

Clarissa, Stefan Zweig’ın ölümünden 39 yıl sonra yayıncısı tarafından bıraktığı notlardan yola çıkarak tamamlanan romandır.

Çocuklarına nasıl şefkat gösteceğini, onlarla nasıl konuşacağını bilmeyen, görevine bağlı, onurlu bir yarbayın kızı olan Clarissa Schuhmeister’in 1902-1921 yılları arasındaki hayatı anlatılmaktadır.

Özellikle savaş yılları çok zordur, savaş onu sevgilisinden ayırmıştır. Askeri bir hastanede hemşire olarak yaralı askerlere yardım ederek acılarını hafifletmeye çalışır, bir bebek beklediğini üstelik düşman ülkeden olan birinin bebeğini taşıdığını öğrenince ne yapacağını bilemez. Babasının ve çevresinin değer yargıları durumunu oldukça güçleştirmektedir. Ayakta kalıp mücadele etmesini sağlayan tek şey Leonard’a olan sevgisidir.

Kitaptaki tüm karakterlerin yaşam öyküleri kitabı ilginç ve sürükleyici hale getiriyor, keyifli bir okuma oldu ancak kitabın sonu hiç beklemediğim bir şekilde bende karakterlerden birine kızgınlık uyandırarak bitti. Üzüldüm. Okunmaya değer bir kitap.

Dila. 
03 May 10:34, Kitabı okudu, 2 günde, 9/10 puan

Zweig'ın üzerinde çalıştığı son kitap; bitiremeden yaşamına son vermiş. Savaşın kıyısında geçen hayatların hikayesi anlatılıyor. Bir generalle de empati kurabiliyorsunuz, generalin düşmana gönlünü vermiş kızıyla da. Karakter tahlillerini yine yine yine çok beğendim.

Bence çok etkileyiciydi baştan sonra. ancak sonu için tereddütlerim var, ister istemez yayıncı değil de zweig tamamlasa böyle olur muydu diye düşündüm. Böyle olmazdı. en basitinden; hikayenin sonunu böyle kestirip atmak ona göre değil. O mükemmel bir son yazardı.

Kitaptan 23 Alıntı

Dila. 
03 May 09:08, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

Savaşla ilgili normal ve insancıl bir görüşe sahip olabilmek için tek bir olasılık vardır: savaşın farkında olmak ve savaşı kendileri asla cephede bulunmamış savaş çığırtkanlarından dinlememek.

Clarissa, Stefan ZweigClarissa, Stefan Zweig

Yalnızca sen ve ben, biz ikimiz dünyanın kendisiydik ve dünya daha önce hiç olmadığı kadar büyük ve güzel görünüyordu.

Clarissa, Stefan ZweigClarissa, Stefan Zweig
Aykut 
17 Kas 11:19, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

İnsanlar her zaman kendilerine en yabancı olan şeye hayran olurlar.

Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 48 - Can Yayınları)Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 48 - Can Yayınları)

İkisi de birbirlerine üzüntülerini göstermek istemiyordu. Birbirlerine sözde dayanıklı olduklarını göstermeye çalışıyorlardı. Böylece birbirlerini ilk defa aldatmış oldular.

Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 99)Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 99)
Aykut 
16 Kas 11:06, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

İçedönük doğaların gizli bir gücü vardır, onlar dışadönük insanlarda kısa süreliğine de olsa ciddiyeti açığa çıkartmayı ve ağırbaşlılıklarıyla onların temeline inmeyi bilirler (...)

Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 27 - Can Yayınları)Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 27 - Can Yayınları)

Bizim düşüncemizin ne yararı olur? Biz kimiz ki? İktidardakiler bizlerin hayatını yönlendiriyor. Beklemek zorundayız. Hayatımızın pek fazla önemi yok, yerdeki toz gibi. Esen her rüzgâr onu oradan oraya savuruyor.

Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 97)Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 97)
Aykut 
21 Kas 21:55, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

Bir ülkenin önemi, onun ölmüş büyüklerinin sayısıyla orantılı değildir. Yaşayanları önemlidir.

Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 90 - Can Yayınları)Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 90 - Can Yayınları)
Aykut 
23 Kas 20:18, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

Yedi yıl önce karımla birlikte Salzburg'daydım, sınıra doğru yürüyüş yapıyorduk... Birdenbire küçük bir ev gördüm, eski bir çiftlik evi, küçük bir bahçesi ve önünde ıtırları olan, tertemiz... Ve aklıma bu fikir geldi: İnsan burada yaşayabilir... Böyle yaşamalı, küçük bir eve sahipsin, hiçbir şeyi düşünmeye gerek yok, kendini yormaya gerek yok, basit, sade bir hayat sürdürüyorsun... Anladınız mı bilmiyorum: Trenin içindeyken bir ev görürsün, şehrin adını bilmezsin, kimseyi tanımazsın ve burada mutlu olabileceğini hissedersin...

Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 120 - Can Yayınları)Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 120 - Can Yayınları)

Savaşla ilgili normal ve insancıl bir görüşe sahip olabilmek için tek bir olasılık vardır: savaşın farkında olmak ve savaşı kendileri asla cephede bulunmamış savaş çığırtkanlarından dinlememek. Bunun dışındaki her şey kendini kandırmak, kendini aldatmak, soyut şeylerle kendini uyuşturmak ve kendinden geçmek anlamına gelir.

Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 103)Clarissa, Stefan Zweig (Sayfa 103)
3 /