New York Üçlemesi

8,1/10  (21 Oy) · 
82 okunma  · 
12 beğeni  · 
947 gösterim
Çağdaş Amerikan edebiyatının en özgün yazarlarından Paul Auster'ın New York Üçlemesi, yazarın hayranlarının mutlaka okuması gereken üç kült kitabı birleştiriyor: Cam Kent, Hayaletler ve Kilitli Oda. Polisiye romanla postmodern kurmacanın bir harmanı olan ve kafkaesk bir üslupla örülen üçlemede yazar, okuru kilitli odalarda, geçmişte ve gelecekte, tuzaklı sokaklarda, çifte ve karanlık kişiliklerle donattığı kahramanlarının peşinde dolaştırırken, romanın her sayfasına dağıttığı ipuçlarını anlamlandırmayı okura bırakıyor. Kahramanlarını soyut ya da somut kilitli odalara sokarak, özgürlüklerini ancak oradan kaçarak elde edebilecekleri dünyalar kuruyor. Sokuldukları kafesin sınırlarının nereye vardığını ancak kurtulunca anlayan kahramanlarına ve okuruna üzerlerindeki baskıdan kurtulma kapılarını açacak anahtarları da sunuyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2013
  • Sayfa Sayısı:
    368
  • ISBN:
    9789750704581
  • Çeviri:
    İlknur Özdemir
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Sinan Tütüncüler 
11 Oca 23:19 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 8/10 puan

Her roman yazarının, yazar olma sürecini romanlaştırdığı bir kitabı vardır. Paul Auster’in “New York Üçlemesi” de, bu kaidenin bir ispatı. Üç farklı hikâyeden oluşan bu kitap, aynı zamanda Paul Auster’in kendi ismi ile yazdığı ilk roman. Daha öncesinde ise Paul Benjamin müstear ismi ile yayınladığı “Köşeye Kıstırmak” isimli bir kitabı daha var.

“New York Üçlemesi” ilk olarak 1987 yılında yayınlanmış. Türkiye’de ise ilk yayıncısı Metis Yayınevi ve kitabı üç farklı hikâye halinde yayınlamışlar. Ardından yayın haklarını alan Can Yayınları ise orijinal basım şekline dönerek üç hikâyeyi, “New York Üçlemesi” ismi ile tek bir kitapta toplamış. Kitabın isminin üç hikayenin isminden ayrı, “New York Üçlemesi” olarak geçmesi, hikayelerin tamamının New York’ta geçiyor olması kadar, Paul Auster’in kendini New York’la özdeşleştiren bir yazar olması ile de alakalı. Aynen Victor Hugo’nun Paris, Dostoyevski’nin Petersburg, James Joyce’un Dublin, Orhan Pamuk’un İstanbul’la özdeşleşmesi gibi.

“New York Üçlemesi”, vitrinde polisiye kategorisinde gözükürken, içine daldığınızda, içeriğin vitrinin sınırlarını aştığını fark ediyorsunuz. Hikâyelerin üçünün de ortak noktası, takip. İlk hikâyede yazar Quinn, Peter Stillman’ı, ikinci hikayede dedektif mavi, yazar siyahı, üçüncü hikayede çocukluk arkadaşı, Fanshawe’i takip ediyor. Üç takip de, aslında takip edenin, takip edileni kendi içinde bulması ile sonlanıyor.

Kitaptaki ilk hikaye olan “Cam Kent”, ilginç bir soruyu konu edinerek başlıyor: Bir çocuğu, konuşmayı öğrenmeden mahrum bırakılacak şekilde, tek başına büyütürseniz, nasıl bir insan yetişir? Peter Stillman isimli bir araştırmacının, kendi oğlu üzerinde yaptığı bu testin ardından gelişen hikâye, ara bölümlerde, bu testin insanlık tarihindeki geçmişini, Babil Kulesine kadar uzanarak bizlere aktarıyor. Yazar Quinn’in tüm takipleri başarısızlıkla sonuçlanıyor. Vaka sonuçlanmıyor ve vakanın tüm karakterleri kayboluyor. Beraberinde yazar Quinn de vaka içinde kayboluyor. Bir yazar, bir kaçığı neden takip eder sorusunun yanıtı ise sadece bir tesadüf ve merak. Hikâyede Paul Auster kendisine de yer vermiş. Önce yanlışlıkla aranan bir dedektif olarak anılırken, sonradan gerçek bir yazar olarak hikâyede yer almış.

İkinci hikâye olan “Hayaletler” de ise, bu sefer gerçek bir dedektif bir yazarı takip işini üstüne alıyor. Ama aynı yazar Quinn’in takibi gibi, dedektif mavi de bu takibin içinde kayboluyor. Hatta bu takip vakasında esas takip edilenin kendisi olduğunu fark ediyor. Bu hikâyenin ara geçişlerinde ise, müfettiş mavinin eski vakalarından aktarımlarda, eşlerini terk eden erkek hikâyeleri oldukça ilgi çekici. Kitabın üçüncü hikâyesine geçiş yapılan nokta burası.

Üçüncü hikâye olan “Kilitli Oda”, kitabın en hareketli ve akışkan bölümü. Bir çocukluk arkadaşının eşini terk edip, kaybolması ile ardından bıraktığı yazılı dokümanları incelemesi istenen bir edebiyat eleştirmeninin, yavaş yavaş çocukluk arkadaşının yerine geçişini anlatan bir hikâye. Bu yazılı dokümanların incelenmesi, onların kitaplaşması, hatta birer kült esere dönüşmesi ile noktalansa da, bu hikâyenin gelişiminin oldukça küçük bir kısmını kapsıyor. Bu hikâyede, ilk iki hikâyeden bazı geçişler hissedilse bile, bu geçişler çok sıkı bağlar kurmuyor.

Özellikle üçüncü hikâye, Paul Auster’in yaşamından oldukça ciddi izler taşıyor. Hem takip edilen ve yazıları kült eserlere dönüşen Fanshawe’in yaşamından kesitler, hem de onu arayan çocukluk arkadaşının yaşamından kesitler Paul Auster’in yaşamı ile kesişiyor. Buradan Paul Auster’in kendi yaşamını bu iki karaktere bölüştürdüğünü anlıyoruz. Tek bir gerçek kişiden iki karakter yaratıldığını ve hikâyedeki arama sürecinin sonucunda bu iki karakterin giderek kaynaştığını görüyoruz.

İlk iki hikâye, dışarıdan gözleyen bir göz tarafından kaleme alınırken, üçüncü hikâyeyi doğrudan kahramanın gözü ile takip ediyoruz. Bu da Auster’in üçüncü hikâyenin ana karakteri olan çocukluk arkadaşı ile kendini özdeşleştirdiğini gösteriyor.

Kitabın tanıtım metninde, kitabın polisiye ile postmodern bir kurmacanın harmanı olduğu belirtiliyor. Bu hikâyelerin genel çerçevesini son derece iyi tarif eden bir tanım. Ama diğer yandan hikâyeleri besleyen yan hikâyeler, son derece gerçekci ve etkileyici. Kitabı en ağır ve sıkıcı bulduğunuz kısımlarında bile, karşınıza keyifli bir hikâye çıkıyor.

Bir dönem Türkiye’deki siyaset gündeminin içinde de yer alan Paul Auster, Amerikan Edebiyatının özgün bir yazarı olarak okunmayı fazlası ile hak ediyor. “New York Üçlemesi” de onunla tanışmak için iyi bir tercih olabilir.

Huseyn Ahadzade 
07 Haz 2015 · Kitabı okumayı düşünüyor · Puan vermedi

Paul Auster okuyacaksanız mutlaka bundan başlamalısınız. Tamamen farklı polisiye romanı. Hiç böylesini okumadınız. Yazar ipuçlarını bırakmış, okur nasıl anlarsa artık)

sezen 
24 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Paul Auster daha önce okumamıştım. birbirinden bağımsız gibi görünen fakat ince detaylarla birbirine bağlanmış kitap sizi en baştan itibaren sürüklemeye başlıyor. öylesine elime almış olduğum bu kitap birdenbire başucu kitabım oluyor.

siyal 
19 Kas 2016 · Kitabı okudu · 13 günde · 7/10 puan

Auster'ı severim aslında. Üç kitaptan kurgu ve hikaye olarak en iyi olanı kilitli oda... Bazı boşluklar var ama kitaplar arasında. Hikayeleri birleştirmek çok zor. Detayları dikkatli okumak gerekiyor. Ama sadece üçüncü kitap için bile okunabilir. Tavsiye ederim... İlk iki kitabı sonuncusu için okuyun...

Oblomov 
05 Nis 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 6/10 puan

Birbiriyle bağlantılı üç hikayeden oluşuyor kitap. Kitapta izlendiğini bilmeden izleyen karakterler söz konusu ve her hikayenin sonunda izleyen ve izlenen yüzleşiyor. Post modern bir yapıda yazılmış roman bu tarzdan hoşlanmayanları sıkabilir.

Kitaptan 10 Alıntı

Oblomov 
04 Nis 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

Mutluluk
Öyle sanıyorum ki benim mutlu olacağım yer hep bulunmadığım yer olacaktır.

New York Üçlemesi, Paul AusterNew York Üçlemesi, Paul Auster
Merve 
29 Ağu 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

'Yalan söylemek kötü bir şeydir. Doğduğuna pişman eder insanı. Doğmamış olmak ise bir lanettir. Zamanın dışında yaşamaya mahkûm olursun. Ve zamanın dışında yaşayınca da gece de yoktur gündüz de. Ölme fırsatın bile olmaz. '

New York Üçlemesi, Paul Auster (Sayfa 114)New York Üçlemesi, Paul Auster (Sayfa 114)
siyal 
08 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Cam Kent Alıntı
Baudelaire: II me semble que je serais toujours bien la ou je ne suis pas. Başka bir değişle: Öyle sanıyorum ki benim mutlu olacağım yer hep bulunmadığım yer olacaktır. Ya da daha açık söylemek gerekirse: Bulunmadığım yer, kendim olduğum yerdir. Ya da, iyice dobralaşırsak: Dünyanın dışında neresi olursa olsun.

New York Üçlemesi, Paul Auster (Sayfa 114)New York Üçlemesi, Paul Auster (Sayfa 114)
Oblomov 
 04 Nis 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

Hiçbir yerde olmamak
Önemli olan hareket etmekti, bir ayağını ötekinin önüne koymak ve kendini bedeninin gidişine teslim etmekti. Amaçsızca dolaşınca her yer birbirinden farksız oluyor, nerede bulunduğunun önemi kalmıyordu. Hiçbir yerde olmadığını hissettiği yürüyüşleri, en iyi yürüyüşleriydi. Ve bu da onun çevresinden istediği tek şeydi aslında: hiçbir yerde olmamak.

New York Üçlemesi, Paul AusterNew York Üçlemesi, Paul Auster
Oblomov 
05 Nis 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

Genellikle insan hayatı ansızın yön değiştirir, oraya buraya toslar, sıkışır, kıvranır. Bir yöne doğru giden biri yarı yolda döner, durur, sürüklenir ve yeniden başlar. Neler olacağını bilemeyiz ve sonunda ilk hedefimiz olan yere hiç benzemeyen bir yere varmamız kaçınılmazdır.

New York Üçlemesi, Paul AusterNew York Üçlemesi, Paul Auster

Varızdır ama kaderimizde yazılı olan biçimi henüz almamışızdır. Tepeden tırnağa olasılığızdır, henüz gelmeyen şeyin örneğizdir. Ama şimdi hepimizin insan olarak görevi: Yumurtayı yeniden tek parça haline getirmek.

New York Üçlemesi, Paul AusterNew York Üçlemesi, Paul Auster
Oblomov 
05 Nis 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

Hiç kimse bir başkasının sınırından içeri giremez, nedeni de basittir: Hiç kimse kendine ulaşamaz da ondan.

New York Üçlemesi, Paul AusterNew York Üçlemesi, Paul Auster
Sibelbala 
10 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Her hayat, nedeni belirsiz olguların toplamından, rastlantısal kesişmelerin, rastlantıların, kendi amaçsızlıklarından başka birşey açığa vurmayan gelişigüzel olayların kaydından başka birşey değildir.

Ama kaçırılan fırsatlar da kullanılan fırsatlar kadar hayatın bir parçasıdır ve bir hikaye "neler olabilirdi?" üzerinde oyalanamaz.

New York Üçlemesi, Paul AusterNew York Üçlemesi, Paul Auster
Oblomov 
04 Nis 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

Nefret
Eğer bir yanınla bir şeyi sevmezsen bu kadar şiddetli nefret edemezsin ondan.

New York Üçlemesi, Paul AusterNew York Üçlemesi, Paul Auster
Merve 
03 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kendimiz için varızdır belki, zaman zaman da kim olduğumuzu anlar gibi oluruz ama yine de asla emin olamayız, hayatlarımız sürerken kendimize karşı gitgide daha fazla saydamlaşırız, kendi tutarsızlığımızın daha çok farkına varırız. Hiç kimse bir başkasının sınırından içeri giremez, nedeni de çok basittir: Hiç kimse kendine ulaşamaz da ondan.

New York Üçlemesi, Paul Auster (Sayfa 304)New York Üçlemesi, Paul Auster (Sayfa 304)