23 - Çocukça bir yarış:
İki saat sonra, Onikinci Ordu Grubu' nun günlük sabah brifinginde, Bradley' in karargahında bulunan Patton'ın irtibat subayı Yarbay Richard Stillman, komutanının bu yeni başarısını tüm ayrıntılarıyla açıkladı. Alaylı bir ifadeyle, Montgomery 'nin Ren'i geçmek üzere yaptığı büyük hazırlıklara değinerek sözlerini şöyle sürdürdü: - "Hava bombardımanı, sisleme, topçu hazırlıkları ve havadan indirme paraşütçü birliklerinin desteğine gerek duyulmadan Üçüncü Ordu, 22 Mart Perşembe gecesi saat tam 22.00'de Ren Nehri'ni geçmiştir." Yarbay Stilman' ın bu konuşmayı yaptığı sıralarda Almanlar da tepki göstermeye başlıyorlardı. Patton'ın bu hilesine çok içerleyen Almanlar, en son model uçaklarını harekete geçirdiler. Bu uçaklar, son zamanlarda Alman semalarında görülmeye başlayan ve Müttefiklerin en hızlı uçaklarından bile çok daha süratli jet bombardıman uçaklarıydı. O gün 150 jet bombardıman uçağı, Beşinci Tümeni ve Ren üzerindeki köprü başını bombalamak üzere havalandı. Patton, hava karardıktan sonra Bradley'i aradı. Artık hiçbir tereddütü kalmayan Patton' ın başarısından dolayı şaşkınlığı da geçmişti. Şimdi haberi, o garip tiz sesiyle haykıra haykıra verebilirdi. Telefonda Bradley'e: - "Brad, Allah'ını seversen Ren'i geçtiğimizi dünyaya duyur. Bu gün tombaz köprümüze saldıran 33 Alman'ı temizledik. Üçüncü Ordu'nun Montgomery' den önce Ren'i geçtiğini bütün dünyanın bir an önce duymasını istiyorum." Dedi.
Sayfa 110·Kitabı okudu
Alıntı
Bahçelievler Katliamı 9 Ekim 1978
10 Ekim 1978 günü, tüm gazeteler Türkiye'yi sarsan, insanlık dışı bir olayı manşetlerine taşıyorlardı: Vahşet! 6 TİP'li hunharca öldürüldü. 9 Ekim gecesi saat 20.00 sularında, Ankara'da TİP'li 7 genç bulundukları Bahçelievler 15. Sokaktaki 56/2 nolu eve baskın yapan silahlı kişiler tarafından kurşuna dizilmişti. Abdullah Çatlı'nın organize ettiği katliamda bulunanlar Haluk Kırcı, Ercüment Gedikli, Kürşat Poyraz, Mahmut Korkmaz, Bünyamin Adanalı ve Ünal Osmanağaoğlu'luydu. Duran Demirkan ve Ömer Özcan da gözcülük yapmıştı. Televizyondaki Vakıf adlı diziyi seyretmekte olan öğrenciler elleri silahlı dört kişiyi karşılarında görünce şoke olmuşlardı. Saldırganlar evdekilerin ellerini arkadan bağlayıp yüzükoyun yere yatırdılar. Odaları dolaşıp arama yaptılar. Haluk Kırcı, "Böyle devrimcilik mi olur, evde bir silah bile yok" dedi. Saldırganlar evdekilerin sayısının fazla olması nedeniyle. Aralarında tartıştılar ve arabada bekleyen Çatlı 'ya danışmaya karar verdiler. Kürşat Poyraz ve Ercüment Gedikli dışarı çıkıp durumu anlattılar. Kısa bir süre sonra Poyraz ve Gedikli ellerinde eter şişesi ile geri döndüler. Yerde yatan beş gencin yüzlerine sırayla etere batırılmış bir bezi bastırdılar. Tam o sırada kapı üç kez kısa aralıklarla vuruldu. Saldırganlar kapının çalınmasından tedirgin olmuştu. Kapıyı açtılar, gelenler Türkiye İşçi Partisi üyesi Faruk Ersan ve Salih Gevenci idi. Tekrar reisleri Çatlı 'ya koştular, durumu haber verdiler. Çatlı sonradan gelen iki kişiyi alıp otomobile getirmelerini söyledi. Kürşat Poyraz ile Haluk Kırcı, Salih Gev enci ile Faruk Ersan' ı Çatlı'nın otomobiline getirdiler. Araba hızla Eskişehir yoluna yöneldi. Eskişehir Yolu 33. kilometrede bulunan Balkuyu Köyü yakınlarında durdular. İki genç, Kürşat Poyraz ve Haluk Kırcı tarafından yol kenarından
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Seyit Rıza nın şehit ettiği Türk askerleri
İhsan Sabri Çağlayangil'in hatıralarına göre, 1937 yılında Atatürk Singeç Köprüsünün açılışı için Dersime gelecek­tir. Seyid Rıza, Köprüyü korumakla görevli askeri karakola baskın düzenler. 33 asker ile birlikte şehit edilen teğmen İsmail Hakkı’yı, Seyit Rıza kendi elleri ile öldürür. Telefon hatlarını tahrip ederler. Başka askeri birliklere saldırılar düzenlenir, başka köprüler yıkılır, yakılır. Örneğin Harşik (Darboğaz) deresi üzerinde bulunan Pah köprüsü, 21-22 Mart 1937 gecesi 23.00 sularında Demenan ve Haydaranlar tarafından yıkılır. 23 Haziran 1938 tarihli ve K. Atatürk imzalı bir resmi bel­geden anlaşıldığı kadarıyla, Kalan aşiretinden silahlı kişiler karakol komutanı ile 20 askeri şehit eder, erzaklarını çalarlar. 1937 ile 1938 yıllarında Tunceli'ye toplam 3 harekât düzenlendi ve olaylar tamamen bitti.
68 kuşağını iyi tanıyor musunuz? MHP Lideri Bahçeli son öğrenci eylemlerini 68 dönemine benzetti. 68 kuşağı üzerine bugüne kadar pek çok kitap, makale yazıldı; belgeseller, diziler, filmler çekildi. Ama bir konunun üzerinde nedense pek durulmadı. Bu nedenle 68 kuşağı sanki hep eksik anlatılmış gibi geliyor bana. Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil, İbrahim Kaypakkaya ve nicelerini gerçekten tanıdığınızı mı düşünüyorsunuz? Gelin onların pek bilinmeyen yönlerini yazayım, kararı siz verin... ARKADAŞIM dert yandı: “Oğluma yatarken hikâye yerine bazı biyografiler anlatıyorum. Picasso, Maradona, Beethoven, Che, John Lennon, Marilyn Monroe gibi. Geçen hafta nereden duydu ise Fransız İhtilali’ni anlatmamı istedi? Anlattım. Ama anlatırken korktum! Aklıma Adnan Cemgil ve oğlu Sinan geldi. Korktum.” Adnan-Nazife Cemgil çifti öğretmendi. 1940’lar başında DTCF’deki üniversite mücadelesinin önde gelen aydınlarıydılar. Adnan Cemgil işsiz kaldı; hapis yattı, sürgüne yollandı. Oğulları Sinan Cemgil o zorlu yıllarda 1944’te doğdu. Sinan Cemgil meraklıydı; babasına-annesine hep sorular sordu. Onlar da oğullarının anlayacağı bir dille anlattılar. Nitelikli bir kültür ortamında yetişen Sinan çok başarılı öğrenci oldu. İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca öğrendi. Arkadaşlarına Dante’den İtalyanca dizeler okurdu. Ünlü Amerikalı artist Clark Gable’nin taklidini yapıp herkesi güldürecek kadar espriliydi. ODTÜ Mimarlık’ta öğrenci iken devrimci mücadeleye katıldı. Teorik derinliğiyle öğrenci liderlerinden oldu. ODTÜ’de “Hoca” deme âdetini Sinan Cemgil başlattı. “Hoca” derlerdi arkadaşları bilgisinden ötürü. Köylüleri, toprak ağalarına karşı ayaklandırmak amacıyla gittiği Nurhak Dağları’nda Jandarma tarafından öldürüldü. Sırt çantasından 4 kitap, bir de kuru soğan çıktı. Yirmi yedi
Telefonu komodinin üzerinden alıp şarj aletini çıkararak ekran kilidini açtı. Tristan Caine'den gelen dört cevapsız arama ve üç kısa mesaj uyarısı vardı. Uykusu kaçmıştı. Gözlerini kırpıştırarak yutkundu. Mesajlara tıkladığında ise ona yazdığı son mesajı gördü. Morana: Korkmalılar. Ne de olsa, az önce bir arabayı patlattım ve iki adamı soğukkanlılıkla öldürdüm. (16:33'de iletildi) Tristan Caine: Neredesin? (16:34'te gönderildi) Tristan Caine: Bu hiç komik değil, Bayan Vitalio. Neredesiniz? (17:00'de gönderildi) Tristan Caine: Yemin ederim ki... HANGİ CEHENNEMDESİN SEN? (17:28'de gönderildi) Başka mesaj yoktu. Boğazı kurudu ve midesi bir süredir kaçınmaya çalıştığı duygular yüzünden düğümlendi. Gözlerini kapatarak telefonunu tekrar komodine koyup diğer tarafa döndü. Saat neredeyse on buçuk olmuştu. Bu da onu mezarlıkta dokuz sularında gördüğü anlamına geliyordu. O son mesajdan sonra ne yapmıştı?
Sayfa 28·Kitabı okudu
General Birdwood, başarısız çıkarma girişimini telafi etmek için hemen ertesi gün yeniden harekete geçti. İngilizler bu defa çok daha kalabalık şekilde sabahın erken saatlerinden itibaren saldırmaya başladı. Mustafa Kemal, dün yaşanan kayıplara rağmen yeterince takviye edilemeyen kuvvetleriyle direnmeye çabalıyordu. Elinde yalnızca büyük kayıplar yaşayan 57. Alay'ın kalanı, zafiyet gösterilmesi nedeniyle bir kısmı firar eden 72. Alay, emir komutadaki aksaklık nedeniyle askerlerinin kaçtığını sanan 77. Alay ve 27. Alay bulunuyordu. Buna rağmen muharebeye katılan askerlerin yiğitlikleri ve ölüme meydan okuyuşları, özellikle 27. Alay ile 57. Alay'ın kahramanlıkları sonucunda General Birdwood bir kez daha başarısız oluyordu. Geceyi Kocadere'de geçiren Mustafa Kemal, sayıca az olan kuvvetlerinin mutlaka takviye edilmesi gerektiğini üstlerine arz etmiş ve bu talebi üzerine 64. Alay ve 33. Alay emrine verilmişti. Esat Paşa bizzat, "Başarılarınızı kutlarım, raporlarınızı Başkomutanlık Vekâleti yüksek makamına arz ediyorum," yazarak onore etmişti. Takviye edildiğine göre artık sıra ondaydı. Gece boyunca raporları inceleyen Mustafa Kemal, düşmanın manevi kuvvetinin yıprandığını tahmin etmiş ve hepsini denize dökmek için neler yapabileceğini düşünmüştü. Sabahın ilk ışıklarının belirdiği saatlerde çalışmasını tamamlayan Mustafa Kemal taarruzda karar kılmış, saat 05.00 sularında yedi maddelik emrini tüm birliklere dağıttırmış, "katılan yeni kuvvetlerin yardımı ve Allah'ın ihsanı ile düşmanı tamamen kovacağını" ilan etmişti. Yarının Adamı tüm bu gelişmeler karşısında erken saatte taarruzu yönetmek için iki gündür muharebeleri idare ettiği ismi dahi olmayan tepeye varıyor, hazırlıkların tamamlanmasıyla saat 07.00 sularında başlayan taarruz neticesinde düşman tutunduğu Kanlısırt'tan
Sayfa 175 - Masa Kitap·Kitabı okudu
Tarih