Bambaşka bir Peyami Safa okudum. ( Fatih Harbiye , Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Yalnızız romanlarına göre)
En sonda söyleneceği en başta söyleyeyim Peyami Safa romanlarında ‘sofa’ kelimesi çok sık geçiyor hatta bazen kurgunun başlıca mekanı sofa oluyor . Özellikle bu kitapta birinci bölümde olayların yaşandığı mistik havanın olduğu yer de sofa , ikinci bölümde yine bir ev yine bir sofa tarifi . Bilmiyorum tesadüf mü belki bir çalışmanın içinde bu duruma değinilmiştir . Bunun dışında Yalnızız romanında çok dikkatimi çeken yangın, yanmak ile ilgili durumlar bu kitabında da var.
Kitapta benlik kavramı ciddi bir tavırla işlenmiş. Neden ciddi diyorum ? Çünkü bir karakter Fer-İD üzerinden benlik ve benlik değişimi tüm kitap boyunca önümüze bir yemek gibi sunuluyor. İştahımız kabartılıyor. Başlangıç bölümündeki Eda Hanım ve ailesi yaşadıkları çok kendine özgüydü . Eşinin unutkanlık huyunun anlatımı çok hoşuma gitti, Zehra’ nın tramvaları ve tepkileri çok iyi işlenmiş . FeriD gerçekten bir İD gibi davranıyor herkese karşı. Tabi ikinci bölümde her şey inanılmaz bir şekilde değişiyor ve mistik Peyami Safa gün yüzüne çıkıyor burada artık onum bir fikir savunuculuğu içinde olduğunu görüyoruz. Sonuç olarak farklı bir deneyim Peyami Safa okumak insanın özlediği bir okuma oluyor. Herkese tavsiye ederim.
Bahtiyar olmaya alışmamış insanların, her saadetin arkasında pusu kuran fena talihlerinin bir suikastinden ürkmelerine benzeyen sebepsiz bir korku içinde sevincini frenliyordu.
“Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekânın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekânın var olmamaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok.”