Belki bu küçük kız buraya bir kez daha geldi, yalnızca haftalar sonra değil, belki yıllardan sonra da geldi, saçları ağarmış, görüşü berraklaşmış olarak; o zaman çevresine bakıp bugün kaçırmış olduklarını telafi etti belki de. Çünkü burada hiçbir şey değişmez, aynı kayalıkları, ormanlara veya steplere kavuşan aynı kıyılarda aynı dalgalar yuvarlanır, yalnızca taşıdıkları gemiler değişir yaşanan aşklar ve acılar silinip gittiğinde.
Yüzünü ellerine bastırdı ve karmakarışık bir arayış içinde olan düşünceleri, içinde cesaret ve güç adına ne kalmışsa hepsini alaşağı etti. Gücünü kanıtlamak, tehlikelere kafa tutmak, erkekle denk olduğunu göstermek bazen arzuladığı gibi dürüst, cesur bir genç insan olmak, yaşamla kendi bileğinin gücüyle baş etmek, hiçbir şeyden korkmamak: Evet, bilinmeyenin içine dalmak!
Kayınlar şimdi o kadar yakınlaşmışlardı ki, rüzgarda salınan dalları ayırt edilebiliyordu, bütün muhteşem güzellik yakına, çok yakına gelmişti, fakar aynı zamanda da ulaşılmaz uzaklıktaydı; bu öylesine ölçüsüz ve acıtıcı bir uzaklıktı ki Lyubov kendini artık rüzgarla, bulutla, dalgayla bir hissedemiyordu, aksine bütün bunlardan koparılmış zavallı bir insan evladıydı.