Bir gün sen geldin. Hemen tarihi attım köşeye 24.11.2023 saat 01.58. "Heh" dedim içimden sırılsıklam seveceğin o kadın geldi.
Yüzme meselesinin hepimiz tarafından daha çok düşünülmesini tartışılmasını gündeme getirilmesini bu konudaki sorunların anlaşılmasına ve çözüm önerilerinin ilgi alanımıza girmesini dikkate alınmasına oldukça önemsiyorum . Biz elimizden geleni yapsak da çocuklar zaten acı çekecek ve farklı mahrumiyetleri yaşayacaklar bu kaçınılmaz ve Her zaman söylediğim gibi ebeveynin görevi çocuğun acı çekmemesini sağlamak değil çocuğun üzülmesi öfkelenmesi acı çekmesi son derece normal ebeveynin görevi çocuğun acısını anlamak ve o acı da yanında olmak o acıyı görmezden gelmek o kadar acı ya da mahrumiyet de lazım demek farkında olmasak da kasıtlı yaptığımız bir kötülük bize böyle öğretildiği için böyle düşünüyor ancak yanılıyoruz ve çocuğu bilerek bir şeylerden eksik mahrum bırakmayı marifet zannediyoruz . Bajau kabilesindeki insanlar nefeslerini suyun altında 13 dakika kadar tutabilmekle ünlüler16 . Nöroloji bilimi tepkilerimizin sadece %5'inin bilinçli olduğunu ortaya koyuyor bu %5 ön beyinle ilgili bu insan davranışlarının ve tepkilerinin %95'i otomatik psikoloji ve bundan ayrı olarak psikoterapi dediğimiz şey otomatikleşmiş tepki ve davranışlarımızın farkına varma üzerine kurulu iyileşme Ancak bu otomatik davranışın işleyişini fark ederek ve onu artık otomatik olmaktan çıkararak mümkün Yani iyileşme ön beynimizde kullanarak gerçekleşiyor bilinç dışımızdakini bilinçli hale getirerek 23 . Tolstoy un sanat nedir kitabında sanatı uzun uzun övüp sonra vurguladığı gibi geride biraktigimiz en önemli eser hayatımız hayatımızı bir sanat eseri gibi yaşayabilmemiz ve bu yolla kendimizi de yaratabilmemiz esas mesele 39 . Şöyle düşünelim ebeveynimizle yahut bize kim bakıyorsa onlarla kurduğumuz ilişki ilk duygusal evimiz ve sonra başka insanlarla kurduğumuz kurduğumuz ilişkilerin temeli de
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Romanın Hazırlanması ve Yayını Bozkurtlar Diriliyor romanının yazımı 15 Nisan 1949'da bitmiştir. Hacaloğlu'nun kitabında 19 Ocak 1946 ile 16 Aralık 1948 tarihleri arasında Atsız'ın sadece sekiz mektubu vardır. Bunların hiçbirinde bu romanı yazdığından bahsetmiyor. Şüphesiz daha pek çok mektup olmalıdır. Nitekim Hacaloğlu, Koman'a yazılan bir mektubun dipnotunda "Atsız'ın Mesud Koman'a yazdığı ifade edilen 40'a yakın mektubun akıbetinden haberder değiliz." demektedir (2013: 24). Atsız 1947-1949 yıllarında Türkiye Yayınevi'nde tarih uzmanı olarak çalışmıştır. Bu işi, 25 Temmuz 1949'da Davutpaşa Ortaokuluna tayin edilinceye kadar devam etmiştir. Yayınevinde çalışmaya başladığı tarihi kesin olarak bilmiyoruz. 01 Eylül 1947'de Arif Türkdoğan'a yazdığı mektupta Türkiye Yayınevi'nde çalıştığını belirtmiştir. Hiç şüphesiz çalışmaya başlama tarihi bundan öncedir. Bozkurtlar Diriliyor romanını da Atsız'ın Türkiye Yayınevi'nde çalıştığı 1947-1949 yıllarında yazdığını düşünüyorum. Atsız'ın arkadaşı ve yayınevinin sahibi olan Tahsin Demiray, Bozkurtların Ölümü için olduğu gibi Bozkurtlar Diriliyor için de Atsız'ı "sıkıştırmış" olmalıdır. Şüphesiz bunda hem arkadaşlığın hem de ilk romanın ticari başarısının rolü vardır. Neticede Atsız bir iki yıl içinde Bozkurtlar Diriliyor romanını yazmıştır. Aslında Atsız'ın ikinci romanı, çok önceden, daha Bozkurtların Ölümü'nü yazarken tasarladığını düşünmemiz için sebepler vardır. İlk sebep Urungu'dur. Birinci romanın sonunda (s. 271) Kür Şad'ın eşi, dört yaşındaki oğlunu alarak bilinmedik bir yere doğru gitmiştir. Dört yaşındaki oğul, ikinci romanın kahramanı Urungu'dur. Yani Atsız, ikinci romanın kahramanını, birinci romanda kurtarıp sonraki maceraya hazırlamıştır. İkinci romana hazırlanan kahramanlardan biri de Onbaşı Pars'tır. Almila ile
Romanın Hazırlanması ve Yayını Bozkurtlar Diriliyor romanının yazımı 15 Nisan 1949'da bitmiştir. Hacaloğlu'nun kitabında 19 Ocak 1946 ile 16 Aralık 1948 tarihleri arasında Atsız'ın sadece sekiz mektubu vardır. Bunların hiçbirinde bu romanı yazdığından bahsetmiyor. Şüphesiz daha pek çok mektup olmalıdır. Nitekim Hacaloğlu, Koman'a yazılan bir mektubun dipnotunda "Atsız'ın Mesud Koman'a yazdığı ifade edilen 40'a yakın mektubun akıbetinden haberder değiliz." demektedir (2013: 24). Atsız 1947-1949 yıllarında Türkiye Yayınevi'nde tarih uzmanı olarak çalışmıştır. Bu işi, 25 Temmuz 1949'da Davutpaşa Ortaokuluna tayin edilinceye kadar devam etmiştir. Yayınevinde çalışmaya başladığı tarihi kesin olarak bilmiyoruz. 01 Eylül 1947'de Arif Türkdoğan'a yazdığı mektupta Türkiye Yayınevi'nde çalıştığını belirtmiştir. Hiç şüphesiz çalışmaya başlama tarihi bundan öncedir. Bozkurtlar Diriliyor romanını da Atsız'ın Türkiye Yayınevi'nde çalıştığı 1947-1949 yıllarında yazdığını düşünüyorum. Atsız'ın arkadaşı ve yayınevinin sahibi olan Tahsin Demiray, Bozkurtların Ölümü için olduğu gibi Bozkurtlar Diriliyor için de Atsız'ı "sıkıştırmış" olmalıdır. Şüphesiz bunda hem arkadaşlığın hem de ilk romanın ticari başarısının rolü vardır. Neticede Atsız bir iki yıl içinde Bozkurtlar Diriliyor romanını yazmıştır. Aslında Atsız'ın ikinci romanı, çok önceden, daha Bozkurtların Ölümü'nü yazarken tasarladığını düşünmemiz için sebepler vardır. İlk sebep Urungu'dur. Birinci romanın sonunda (s. 271) Kür Şad'ın eşi, dört yaşındaki oğlunu alarak bilinmedik bir yere doğru gitmiştir. Dört yaşındaki oğul, ikinci romanın kahramanı Urungu'dur. Yani Atsız, ikinci romanın kahramanını, birinci romanda kurtarıp sonraki maceraya hazırlamıştır. İkinci romana hazırlanan kahramanlardan biri de Onbaşı Pars'tır. Almila ile
SANAT ADAMI ATSIZ RUHLARA İŞLEYEN ŞİİR. Atsız'ın sanat hayatı şiirle başlar. Biz de onun şiiriyle başlayalım. ŞİİRİN DIŞI Şiir Kadrosu Atsız'ın şiirleri, Yolların Sonu adıyla ilk defa 1946'da (İstanbul, Barıman Yayınevi) kitap hâline getirildi. 1952'de ikinci basımı (Ankara, Yeni Cezaevi Matbaası), 1963'te üçüncü basımı (Ankara, Afşın Yayınları) yapıldı. Dördüncü basım 1975'te Ötüken Yayınevi tarafından yapılmıştır. Ötüken Yayınevi'ndeki baskı sayısı Mart 2017'de 16'ya ulaşmıştır. 1990 ve 1992'de Baysan Basım ve Yayın A.Ş. (İstanbul) de eseri iki defa yayımlamıştır. Yolların Sonu'nu basan bir diğer yayınevi, İrfan Yayınevi'dir; 2000-2015 arasında 14 baskı yapmıştır. Çeşitli genel ağ (internet) ortamlarında da tek tek veya bütün hâlinde Atsız'ın şiirlerine ulaşmak mümkündür. İlk baskıda 1946'dan, ikinci baskıda 1952'den, üçüncü baskıda 1963'ten sonraki şiirler tabii olarak yoktur. Ancak 1963'ten sonraki şiirler sadece dört adettir. Sonraki baskılardan bazılarında da eski şiirlerden ikisi ("Ayrılık” şiiriyle “Bu dünyada karar olmaz” mısraıyla başlayan koşma) yoktur. Atsız'ın kardeşi Nejdet Sançar'a ait Afşın Yayınları baskısında da bu iki şiirin bulunmadığına bakarak kitaba bizzat Atsız tarafından alınmadıklarını düşünebiliriz. İki şiirinin tarihi tespit edilememiştir. Ayraç içinde dergi adı bulunan şiirler için gösterilen tarihler, şiirlerin o dergilerdeki yayımlanış tarihleridir. Birçoğu yayın tarihinden kısa süre önce yazılmış olmalıdır. Yayın yerleri belirtilmemiş olan şiirlerdeki tarihler, doğrudan doğruya Atsız'ın düştüğü tarihlerdir; bunların bir kısmında sadece yıl, bir kısmında ise gün, ay ve yıl gösterilmiştir. Yukarıda "... Türk Gençliğine” şeklinde verilen beş şiirin aslında başlığı yoktur; ilkinin başında "Adalar Denizinden Altayların daha ötesine
Kampanya: Atsız Affedilmelidir! Atsız'ın hapse atılmasıyla ilgili ilk protesto bir Alman bilim adamından gelmiştir: Dr. Heinrich Georg Baum. 20 Kasım 1973'te Bon'daki Türkiye Büyükelçisi Vahit Halefoğlu'na yazdığı bir dilekçede olayı protesto ettiğini ifade ediyor, Cumhurbaşkanı'na da bir dilekçe yazdığını belirtiyor ve Atsız'ın serbest bırakılması için “bütün imkânlarınızı ve teşebbüslerinizi adalet, insaniyet ve Türk-Alman dostluğu namına rica ederim." cümleleriyle dilekçesini bitiriyor. Georg Baum'un Cumhurbaşkanı'na gönderdiği 20.11.1973 tarihli dilekçedeki “Benim size sorum şudur ki ihtiyar, kimsesiz ve hasta olan bu zatın, keyfine ve bakımına ihtiyacı karşılığında Türkiye'nin mahut hapishanelerinden birinde muhakkak ölümüne bırakılması sizin vicdanınızı sıkmaz mı?" cümlesi dikkat çekicidir. 28 Kasım 1973'te bir öğrenci, Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü son sınıf öğrencisi Çağatay Ferid Kayhan, Cumhurbaşkanı'na bir mektup yazıyor. İlk cümlesi şöyle: "Beş bin yıllık Türk tarihinde ilme ve ilim adamlarına, Başbuğlar, Hanlar, Hakanlar, Sultanlar ve Padişahların verdikleri değer ve gösterdikleri saygı; her Türk gibi Zat-ı Âlîleri'nin de malûmlarıdır." 1974 yılı başlarında Karadeniz Teknik Üniversitesi'nden 50'ye yakın öğretim üyesi Cumhurbaşkanı'na bir dilekçeyle başvurarak Atsız için af kampanyası başlatırlar. Dilekçeyi imzalayanlar arasında üniversitenin Rektörü Prof. Dr. Saffet Rıza Alpar, İnşaat ve Mimarlık Fakültesi dekanı Prof. Dr. Naci Yüngün, Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Erdoğan Özbenli de vardır (Tekin, Şubat 2015: 353). Arkasından Atatürk Üniversitesi kampanyaya katılır. 10 Ocak 1974 tarihli Milliyet gazetesinin haberine göre Atatürk Üniversitesinden 150 öğretim üyesinin imzaladığı dilekçe 09 Ocak'ta Cumhurbaşkanı Korutürk'e