Bazı ilişkilerin bitişi, canımızın bitmek bilmeyen şekilde yanacağının başlangıcıdır. Olur da bir gün karşı karşıya gelinirse şu küçücük dünyada, ruh en çok kaçıp uzaklaşmak mı ister, yoksa o kısacık anda affedilebilmek mi… Çünkü insan birini kaybetmez yalnızca; onun yanında bıraktığı hâlini de yitirir. Ve en zor yas, geri dönmeyeceğini bildiğin bir insandan çok, onunlayken olduğun kişiyi özlemektir. Kaygısız sohbetleri, tebessümleri, zorlanmadan dile dökülen duyguları iç çekerek hatırlamaktır.
Zaman geçer. Sesler silikleşir, yüz hatları bulanıklaşır, şehirler değişir. Hikaye budur ya; yollar, şehirler girse de kalbe işlemeyen mesafeler en çok kalbe işlemeye başlar. İnsanın içinde yarım kalmış cümleler vardır; ne unutulur ne tamamlanır. Bu bitiş belki de bir zorunluluktur ancak bitişler her zaman can acıtır.Bir gün ansızın çalan bir melodide, bir sokakta, sokaktan salınarak geçen bir kokuda yeniden can bulurlar. O an anlarsın: Bazı acılar geçmez, sadece insanın içine yerleşir. Ve o eksik parçayla yaşamayı öğrenir, çiçek tohumları ekersin kendi kendine.
O yangın bir yerlerde hep devam edecektir. Hep derler ya, zamanla geçer diye. Zamanla geçmez, zaman aktıkça önemini yitirmeye başlar yalnızca. Hayat budur ya; her zaman insan kendi başına bir şeyleri getirir ve bunlarla ilgilenmek mecburiyetinde kalır.
İşte tam da bu içine içine işlemeye başladığı anlarda dahi yaşamaya çalışmak, belki de büyümek tam olarak budur.