Gün ilerledikçe zaman cızbüzük eskir. Benler değişir, kişiler yama diker ya da silinir... Her gün ölüme biraz daha benziyorum.
Yüzümü gözsüz dikizlemeye çabalıyorum. Rüyalarım sayrı kapının kolunu zorluyor. Ama yanımdaki neden var bilmiyorum. "Sahi kim o?" Bilmiyorum.
Köşe başlarına topal bekçiler dizilmiş. Hangi pencerenin soluğunu tutsam düdük çalıyor. Bu kadar ben varken pusuda, hangi ben çıkabilecek ki dışarıya? Rüya mı bu gördüğüm? "Bilmiyorum farkında mısın, kalbin kafana sığmıyor. Pazar günleri gibisin, tıkış tepiş..." Kazdığım yerleri aklıma kerttim, geçin, gidin, ben bu çukurda pineklerim derdi. Kerametin kitabeleri, trampetin teraneleri... Anlat anlat, kaldırımlara paydos. Aldırsın tezimi mehtap, çamaşır ipine astığım serap... Haziran kuruyor, Ağustos yaş. Kim yağdı yine gökten, karikatürlerini döküyor nakarat. Gel de gülme nizami. Kaç sayıkladım, mayışıyorum.
Sokağa çıkmayın, lambalar eldiven giyiyor. Dönen darbelerin dram izi... Manzarası şişeyi dolduruyor. Telaşı telafiden dönün. Bir kuruşu kaç terziye bölebilirsin? "Kundura giyen mi kaldı?" Bikere de sundurma!
Gözümün değdiği yere kanım matbaa kuruyor. Bir gün lazım olursa asaraçmegafon, kulağını aç. "Mayıversinler." Hay ağzın nal yesin, seninle anlaşacağız gibi.
26 Haziran 2026 03.47