"03.00-02.20-01.18-00.45..." Kalbim de saatin ürkütücü hızına uymaya başladı. Mazinin akisleri arasına sıkışmış anılarım, duvara yansıyan ateş gölgeleri suretinde beynime nakışlandı. Saati fırlattım. Cılız bir kum girdabı peydahlandı; fırtına yavaşladı...
Sayfa 10 - KeTeBe·Kitabı okudu
"Meydan kazanı kuruldu, Bebekleri kaynatıldı; Gün görmedik hanımları, Süngü ile oynattılar!" Adana'nın Saimbeyli İlçesi'ndeki Ermeni vahşetini anlatan yukarıdaki dörtlük, devlet çöktükten sonra Türk Milleti'nin başına gelen sonsuz felâketlerin şiirsel ifadesini özetlemektedir. Fransız İşgal Kuvvetleri'nden cesaret alan Ermeniler kendilerine vaadedilen toprakları ele geçirmek için bir sabah erkenden kalkıp, 900 yıllık komşularını öldürmeye başlarlar. Kadınlar ve genç kızlar, silah zoruyla getirilip Hükümet Konağına doldurulur. Çocuklar ve bebekler analarının kucaklarından alınıp, kazanlarda pişirilir, sonra tepsilere dizilerek analarının önüne konulur. Yukarıdaki ezgi, Melek Hatun adındaki bahtsız bir Türk kadının kızıl Afife için yazdığı 20 dörtlükten biridir. Aynı ilçeden bir görgü şahidi, Kürt Genco'nun nasıl öldürüldüğünü, değerli araştırmacı Cezmi Yurtsever'e şöyle anlatmıştır: "... Genco başçavuşu yakaladılar. Hükümet Konağı'nın olduğu meydana getirdiler. El ve ayaklarını bir çınar ağacına çiviyle bağladılar, (yâni el ve ayaklarından ağaca çakılılar) Başaşağı, koyun yüzer gibi derisini yüzerek öldürdüler." İnsanı ürperten bu vahşet sahneleri hemen hemen Anadolu'nun işgal görmüş bütün şehirlerinde ya Fransızların, ya İngilizlerin, ya da Rusların gözü önünde yaşanmıştır! Yâni bugün bizi soykırım yapmakla suçlayanlar da parlâmentolarında soykırım kararlarını kabul edenler de aslında Türkler'e karşı soykırım yapanlardır! Biliyoruz ki, Ruslar Doğu'da, İngilizler ve Fransızlar Güney'de Türkler'in elindeki derme çatma savunma araçlarını aldıktan sonra Ermenileri silâhlandırıp, kadınların, çocukların ve yaşlıların üzerine sevketmişlerdir. Batıanadolu'da Yunan birliklerinin vahşetini onaylayan İngiltere, Musul'da Ermenilere ilaveten Nasturileri de Türkler'i yoketmeleri
Sayfa 297 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
•••”Akreple yelkovan,uğursuz bir süratle evvele doğru işliyorlardı…hangisi geçmiş zamanın hangi kısmına kaptırmıştı gönlünü bilmem,akrepten şüphelendim.•••” ‘03.00-02.20-01.18-00.45….’
Alıntı
KÖTÜ RUHUN ARKEOLOJİSİ (SCHILLER, JEAN PAUL) Haziran 1781 sonunda Schiller'in kendi yayımladığı ilk tiyatro eseri piyasaya çıkh.44 Eser muhtemelen kitapçı Johann Benedikt Metzler'in aracılığıyla Stuttgart'ta Johann Philipp Erhard tarafın­ dan 800 adet olarak basıldı. Bundan sadece beş hafta önce 14 Mayıs 1781'de, tam Paskalya günü Riga'da Johann Friedrich Hartknoch Kant'ın Saf Aklın Eleştirisi'ni yayımlamıştı. Dönemin düşünüş ve kendini algılayışını çok farklı tarzlarda etkileyecek olan bu iki metnin böyle yakın tarihlerde ortaya çıkması ilk bakışta ilginç bir rastlantı gibi görünebilir. Yazarlar arasında herhangi bir karşılıklı etkilenme ise biyografik ve soykütüksel verilere göre ihtimal dışı­ dır. Schiller, Kant'ın eleştirel başyapıhnı yayımlanmasından ancak on yıl sonra 1791/92 kışında okumuştur. Kari Friedrich Abel'in Karlsschule'de verdiği, büyük ölçüde ampirik yönelimli ve ayrıntı­ lı felsefe derslerinde, Schiller'in öğrenci olduğu yıllarda Kant'ın ya­ zılan dikkate alınmıyordu. Aynca, Berlinische Monatsschrift'teki ta­ rih kuramı, antropoloji ve etik üzerine yol gösterici araştırmalar ve makaleler de ancak 1780'den itibaren yayımlanmaya başlamıştı.45 Diğer yandan Kant da Schiller'le oyun yazarı olarak değil kuram­ sal bir düşünür olarak ilgileniyordu. 1793'te dinle ilgili yazısında övmüş olduğu Über Anmuth und Würde [Zarafet ve Onur Üzerine] makalesini okuduğu biliniyor;46 Schiller'in yazınsal eserlerine ise ilgi duymamıştır. 27 KARANLIK RUHUN ARKEOLOJİSİ: İÇİMİZDEKİ KÖTÜLÜK 57 yaşındaki Königsberg'li filozof ile 21 yaşındaki askeri hekim 1781'de birbirlerini pek tanıyor sayılmazdı. Yine de Haydutlar'ın (Die Rauber] yayımlandığı dönemin özelliklerini göz önüne ala­ rak, eserin çözümlenmesi için çok önemli ipuçları elde edilebilir. Schiller'in bu ilk oyunu
1000Kitap
Esat Paşa tüm kuvvetleri emri altına aldıktan sonra 19 Mayıs günü yapılmak üzere önemli bir taarruz planı hazırladı. Mustafa Kemal, bu taarruzda düşmanın sol yanına saldırmakla görevlendirilmişti. Saldırı öncesinde bölgeye giden Mustafa Kemal sahayı detaylı şekilde incelemiş, saldırının nasıl yapılabileceği hususunu değerlendirmiş ve 18 Mayıs gecesi 180 rakımlı tepenin güneyinde yerini alarak saldırı saatini, yani 03.30'u beklemeye koyulmuştu. Saatin gelmesiyle Osmanlı ordusu hücuma geçiyor, Mustafa Kemal'in birlikleri siperlerinden çıkarak düşmana saldırıyor ve düşmanın Cesarettepe bölgesindeki siperlerini ele geçiriyordu. Saat 05.20'de "122 rakımlı tepe" ismindeki başka bir bölgeyi daha ele geçiren Mustafa Kemal, durumu 05.45'te Kuzey Grubu Komutanlığı'na bildiriyordu. Öte yandan saldırının diğer bölgeleri yeterli başarıya ulaşamıyor, havanın aydınlanmasıyla İngilizler inisiyatifi ele alıyor ve kaybettiği bazı siperleri yeniden ele geçiriyordu. Mustafa Kemal bu durum karşısında kazandığı siperleri terk etmek zorunda kalıyor ve kendi siperlerini korumaya geçerek düşmanı püskürtüyor, Esat Paşa vaziyetin fena bir hale düşmemesi için saat 09.00 sıralarında taarruzu durdurmak zorunda kalıyordu. Tüm cephede yalnızca Mustafa Kemal'in 19. Tümen'i ele geçirdiği bazı siperleri korumayı başarmış, cephe genelinde 3 bin şehit verilmiş, 7 bin asker de yaralanmıştı. Cephede 24 Mayıs gününe kadar başka önemli hareket olmayınca İngilizler ölü ve yaralıları toplamak için ateşkes teklif etmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal oluşan boşluğun yarattığı imkânla olan biteni Corinne'e şöyle yazmıştı: "Arıburnu'nda İngilizlerle savaştayım. Düşmanın esaslı kuvvetini ezdim. Arka kalanı da cesur kuvvetlerim tarafından sahilde donanmaları ile himaye edilen bir noktaya sürüldü. Pek ziyade ümit
Sayfa 186 - Masa Kitap·Kitabı okudu
Tarih
Akreple yelkovan, süratle evvele doğru işliyorlardı. "03.00-02.20-01.18-00.45..." Kalbim de saatin ürkütücü hızına uymaya başladı. Mazinin akisleri arasına sıkışmış anılarım, duvara yansıyan ateş gölgeleri suretinde beynime nakışlandı. Saati fırlattım. Cılız bir kum girdabı peydahlandı; fırtına yavaşladı.