Mahşerin dört atlısı Aldebaran, Regulus, Antares ve Famalhaut
Bu dört büyük Kraliyet yıldızı kavuşum yaptığı gezegenin etkisiyle sentezlenerek kişiye özgün bir kader planı verir, bu kişiler dünyaya daha yüksek bir misyonla bir sorumlulukla gelir. Aldebaran sabit yıldızı ikizler burcunun 10,04,14 derecesinde bulunur yılına göre saat farkı ile 29 30 31 Mayıs günleri Doğanlar Güneş Aldebaran kavuşumu ile doğarlar, toplumla ilgili tüm konularda iş hayatı ve Mali konularda büyük kazanımlar elde edebilir fakat bunun bedeli ağır olabilir Ve arkasından büyük kayıplar da gelebilir cesaret azim yüksek enerji insanları peşinden sürükleyebilme liderlik yeteneği ve zenginlik verir ama beraberinde düşman kazanma riski de mevcuttur. Kavuşum tepe noktasında ise zorluklara rağmen şiddet yoluyla başarı sahibi olmakla ilişkilendirilir. Regulus sabit yıldızı 29 derece Aslan ile 0, 06,53 derece Başak burcunda bulunur, saat farkına göre her yıl değişiklik göstermekle birlikte 22 23 Ağustos günlerine tekabül eder. En şanslı yıldızlardan biridir kişiye yüksek bir ruh ulu fikirler saygınlık büyük yetkiler başarı zenginlik ve güç verdiği düşünülür ancak yiyicil etkiler tehlikelerle birlikte gelebilir askeri başarı ve idari güç getirir doğal bir liderlik becerisini ifade eder lider kişi kendi pozisyonunun ve yolunun doğruluğuna inanmaktadır başkaları önemsiz didişmelerle uğraşırken o yükselmeyi Başaran kişidir ama başarısının kalıcı olması için intikam almaktan kaçınmalıdır. Antares sabit yıldızı yay burcunun 11,02,40 derecesinde bulunur saat farkına göre değişiklik gösterebilmekle birlikte 30 Kasım bir Aralık günlerine tekabül eder, kişiye büyük başarı ve yükselme ün ve yetki verir askeri cerrahi metallerle ilgili ve Mali konularda büyük şans refah uyanık bir zihin strateji yeteneği cesaret getirebilir sporla ilgili meslek ve alanlarda başarı getirir
04.53
".. Nereye baksam yalan ve riyadan, zulüm ve ahlaksızlıktan başka bir şey görmüyordum .."!
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Taarruz 19 Eylül günü sabaha karşı, tam da Mustafa Kemal'in tahmin ettiği gibi başlamıştı. Fakat Mareşal Sanders, General Allenby'nin aldatmacasına kanarak saldırıyı doğudan beklediği için Osmanlı ordusu gafil avlanmıştı. Allenby, planı gereği 15 Eylül günü Faysal önderliğindeki Arap isyancıları doğudaki 4. Ordu'nun üzerine göndermiş, Faysal'ın bölgedeki tüm Arap kabilelere yaptığı çağrı sayesinde aynı gün Huveytat, Ruvalla, Ben-i Saker, Agyal ve Havrandaki pek çok aşiret ayaklanarak Amman ve Der'a arasındaki Mafrak istasyonuna uzanan tren hattını bombalayarak kullanılamaz hale getirmişti. Asiler bununla kalmayıp 17 Eylül günü Müzeyrip İstasyonu'nu havaya uçurup bölgedeki Türk birliklerine saldırmış, akabinde Tell Arar bölgesi yağmalanmış ve ertesi gün Yermük Köprüsü hedef alınmıştı. Doğuda başlayan kıpırtılar neticesinde İngilizlerin bu yönden saldıracağından kuşkulanan Mareşal Sanders, bu yönde bazı sahte istihbarat bilgilerini de ele geçirince elindeki en kuvvetli takviye güçleri bölgeye kaydırmış ve Allenby de amacına ulaşmayı başarmıştı. 19 Eylül'ün ilk saatlerinde asıl taarruzu harekete geçiren Allenby, Osmanlı ordusuna batıdan saldırı başlattı. 04.30'da başlayan yoğun bombardımandan sonra takviyeli bir kolordu deniz tarafından 8. Ordu'nun koruduğu bölgeye taarruza geçti. Bu taarruza eşzamanlı olarak İngiliz Hava Kuvvetleri bölgedeki haberleşme istasyonunu havaya uçurdu. Sadece yarım saat içerisinde 7. Ordu Karargâhı'na hava yoluyla ulaşmayı başaran İngilizler, Kızılay işaretliler dahil olmak üzere tüm çadırları bombalamaya başladı ve yirmi dakika süren saldırı neticesinde 7. Ordu ile 8. Ordu'nun iletişimini tamamen kopardı. Kuzeydeki Nasıra şehrinde bulunan Mareşal Sanders de ordusuyla iletişimini kaybetmiş, Jenin'de bulunan Osmanlı-Alman hava üssünün yok
Sayfa 321 - Masa Kitap·Kitabı okudu
Tarih
ATSIZ'DA TARİH ANLAYIŞI: Atsız'ın lisans öğrenimi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (Edebiyat Zümresi) olduğu hâlde bilim adamı olarak tarihle daha çok ilgilenmiş, bu konuda daha çok eser vermiştir. “Türk tarihinin içinde yüzüyorum. Diyebilirim ki her günüm 27 asrın içinde geçiyor." diyecek ölçüde (Atsız 1992: 67) kendisini tarihle özdeşleştiren Atsız'ın tarihe ilgisi, bazı tarih metinlerinin ilmî neşrini yapmakla ve araştırmalarla sınırlı kalmamıştır. O, Türk tarihinin meselelerine de eğilmiş ve bu konuda özgün bakış açılarına sahip olmuştur. 1920'lerin sonlarından itibaren Türk tarihini sistemleştirme konusu üzerinde düşünmüş ve bazı teşebbüslerde bulunmuştur. Türk tarihinin birçok meselesi üzerinde duran Atsız bu konularda bir hayli makale yazmıştır. Sonunda onun tarih konusundaki makaleleri 1966 yılında Türk Tarihinde Meseleler adı altında ayrı bir kitap hâline getirilmiş ve Afşın Yayınları arasında neşredilmiştir. Sonraki baskılarda kitaba yeni makaleler de eklendiğinden biz Atsız'ın tarih görüşlerini, kitabın Ötüken Neşriyat'taki son baskısından (Nisan 2015 / 12. basım) izleyeceğiz. Tarihin çeşitli meseleleri üzerindeki görüşlerine geçmeden önce Atsız'ın tarih hakkındaki genel değerlendirmelerini ve bakışını ortaya koymalıyız. Atsız'a göre tarih şuuru milletler için çok önemlidir. 1951 yılında Orkun dergisinde çıkan "Tarih Şuuru” başlıklı yazısında bu nokta üzerinde durur: """Tarih şuuru', milletlerin hâfızasıdır. Hâfıza nasıl, fert olarak, insanların en küçükleriyle ihtiyarlarında bulunmazsa, milletlerin de henüz çocuk sayılabilecek kadar genç yani 'kurulmamış' olanlarıyla ihtiyarlarında yani inkıraza mahkûm olacak kadar çürüyenlerinde bulunmaz.” "Tarih şuuru, milletlerin hareket hatlarını tayine yarayan bir millî savunma silâhıdır. Hangi milletten düşmanlık
Aylık Türkçü Dergi: Ötüken 15 Ocak 1964'te Ötüken dergisinin ilk sayısı çıktı. Ötüken başlığı altında "Her Ayın On beşinde Çıkar, Fikir ve Ülkü Dergisi" ibaresi bulunuyordu. Derginin sahibi Atsız, sorumlu yazı işleri müdürü Mustafa Kayabek'ti. Ötüken doğrudan doğruya Atsız'ın sahipliğinde çıkan son dergiydi. Ölüm tarihi olan 1975 Aralığına kadar, 11 yıl devam etti. Başlangıçta kapaksız çıkan 8 sayfalık derginin hemen her sayısında Atsız'ın bir yazısı bulunuyordu. 1. sayının kapağında Atsız'ın "Türkçülük" başlıklı yazısı vardı. Türkçüler Derneği Üsküdar Odası'nın çalışmaları da 3. sayfada veriliyordu. Ötüken sekiz sayfa olarak çıkmaya başlamış, fakat sonra sayfa sayısı artmış, 12, 16 ve bazen 20 sayfaya kadar genişlemiştir. Dergide Atsız'dan sonra en çok yazı yazan, Nejdet Sançar'dır. Sançar, kendi imzası yanında A. Okçuoğlu, Ahmet Tuğcu takma adlarını da kullanmıştır. Derginin diğer yazarları arasında Mustafa Kayabek, Aclan Sayılgan, Gökçeoğlu Yavuz Yücel, Necdet Kürşad / Menlioğlu, Hayrani Ilgar, Mehmet Sadık Aran, Yağmur Atsız, Zeki Sofuoğlu, Fethi Gözler, Kenan Dikici, Muzaffer Eriş, Mehmet Orhun, Mirat Özçamlı, Necmettin Hacıeminoğlu, Mustafa Kafalı, Gülçin Çandarlıoğlu, İmre Toth, Georg Baum, Şükrü Kayalar, Hasan Oraltay, Karabudundan Reşat (Reşat Uzmen), Atillâ Demiral, Ahmet B. Ercilasun, Halûk Çay, Niyazi Adıgüzel, Erhan Demirutku, Behzat Tanç, Faruk Çil, Mustafa Ercilasun gibi isimler vardır. Dergide başlangıçta şiir yer almazken sonraki sayılarda çokça şiirler de bulunur. Şiirleri yayımlanan başlıca isimler şunlardır: Mustafa Kayabek, Arif Nihat Asya, Basri Gocul, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Fahri Ersavaş, Murat Çetin, Aydil Erol, Refet Körüklü, M. S. San 'an (Mehmet Sadık Aran), Metin Fehmi Bekâroğlu, Azmi Güleç, Korkut Akbaş (Ali Akbaş), Nurettin
1960-1975 YILLARI ARASI 1960'ta ilk ihtilal. Türkçülerde yine ümit ve hareketlenme var. İhtilalin içinde yer alan Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının tasfiyesine rağmen ümitler kırılmamış. Türk milliyetçileri siyasete giriyor. Atsız ve Türkçüler, Türkeş'in arkasında. 1970'ler, soğuk savaşın en şiddetli rüzgârlarının estiği yıllar. Ülkücüler Türklüğün son kalesinin düşmemesi için can veriyor. Hareketin fikrî önderi Atsız 1970'lerde Ötüken dergisi ile baş başadır. Kalemini bir kılıç gibi kullanmakta, bölücülere ve siyasi İslamcılara karşı, olabilecek en açık ve şiddetli bir üslupla yöneticileri ve milleti uyarmaya çalışmaktadır. Uyarılarının ve görüşlerinin isabeti yıllar sonra daha geniş kitlelerce anlaşılacak; savunduğu Türk ve Turan ülküsünün büyüsü geniş bir gençlik kitlesini tesir sahası içine alacak ve 1970'lerin yalnız Atsız'ı, 2000'den sonra milyonların Atsız Ata'sı hâline gelecektir. Şimdi ayrıntılara geçebiliriz. 1960 yılına girilirken Atsız'ın Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki görevi devam etmektedir. Üzerinde bir dava da bulunmaktadır. Büyük Doğu'da tefrika edilen hatıraları dolayısıyla Falih Rıfkı'nın açtığı hakaret davası. 13 Ocak 1960'ta İstanbul Toplu Basın Mahkemesi'nde davanın ilk duruşması yapılır. 27 Mayıs 1960: İhtilal: Türkiye 1960 yılına şiddetli siyasi tartışmalar ve sokak gösterileriyle girmiştir. Bazı gazeteler sansürleniyor ve beyaz sayfalarla çıkıyordu. Ana muhalefet partisi lideri İsmet İnönü'nün 02 Nisan'da Kayseri'ye, 27 Nisan'da Uşak'a girişi engellenmeye çalışılmış, Uşak'ta taşlı saldırıya uğrayan İnönü başından yaralanmıştı. Demokrat Parti, basının ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin halkı ve orduyu ihtilale kışkırttığını ileri sürerek muhalefetin ve basının faaliyetlerini tahkik etmek üzere 18 Nisan 1960 tarihinde, TBMM'de Ahmet Hamdi Sancar