Akrep ve yelkovan biri uzun diğeri kısa iki solucan gibi sürünmüyor, iki tay gibi koşuyor zamanın ovasında. Gözü saatinde olan adam, gözleri saatlerinden başka her yerde olanları hayrete düşürüyor. 04.55'te uyanıyor her sabah. İki fincan çay içip yazı masasına oturuyor. Demirciler örslerinde akkor hâline gelmiş cevhere biçim verirken o örsüm dediği masasında aklını dövüyor. 07.45'te ayağa kalkıp dolaşmaya başlıyor odasında, beş saatlik dersine gidecek. 07.50'de şapkasını takıyor başına. 07.55'te bastonunu alıyor eline ve tam sekizde arabasına biniyor. İnsanlar ona bakarak ayarlıyor saatlerini. Aynı vakitlerde aynı yerde oluyor gözü saatinde olan adam. Aynı güzergâhlarda yürüyor. Sonraları "Filozof Yolu" adı verilen ağaçlı caddede bir saatlik günlük yürüyüşüne çıktığında komşuları saatlerini 15.30'a ayarlıyorlar. Kırk yıl içinde sadece iki kez bozuyor mutat yürüyüşünü. İki kez sınırı geçip gözden kayboluyor. Bir seferinde Rousseau'nun yeni çıkan kitabını bir an önce görmek, diğerinde Fransız Devrimi'nden haber almak için. Pascal'ın düşünen bir kamışa benzettiği bu naif adam, "Darda kalsaydım, en son satacağım şey saatim olurdu!" diyor.
Sayfa 129·Kitabı okudu
Edebiyat ne tuhaftı. Fotoğraflar birkaç saniye öncesine kadar hayatı yansıtırken buğulanıyor, sis dağıldığında rüyanın yepyeni renkleri ve çizgileri beliriyordu aynada. Jules Verne, "Seksen Günde Devri-âlem" kitabının Bay Fogg'unu acaba Immanuel Kant'ı düşünerek mi yazmıştı? Fransız yazar, Alman filozofunun saatine ironinin akrebini mi salmıştı gizlice. Bu sorunun cevabını bilmiyoruz. Fakat Kant'ı yazarken ister istemez şu satırlar dökülüyor kalemimizden: Akrep ve yelkovan biri uzun diğeri kısa iki solucan gibi sürünmüyor, iki tay gibi koşuyor zamanın ovasında. Gözü saatinde olan adam, gözleri saatlerinden başka her yerde olanları hayrete düşürüyor. 04.55'te uyanıyor her sabah. İki fincan çay içip yazı masasına oturuyor. Demirciler örslerinde akkor haline gelmiş cevhere biçim verirken o "örsüm" dediği masasında aklını dövüyor. 07.45'te ayağa kalkıp dolaşmaya başlıyor odasında, beş saatlik dersine gidecek. 07.50'de şapkasını takıyor başına. 07.55'te bastonunu alıyor eline ve tam 08.00'de arabasına biniyor. İnsanlar ona bakarak ayarlıyor saatlerini. Aynı vakitlerde aynı yerde oluyor gözü saatinde olan adam. Aynı güzergâhlarda yürüyor. Sonraları "Filozof Yolu" adı verilen ağaçlı caddede bir saatlik günlük yürüyüşüne çıktığında komşuları saatlerini 15.30'a ayarlıyorlar. Voltaire gibi içinde bin işçinin çalıştığı bir saat fabrikası yok onun. Bu yüzden en son gözden çıkaracağı şey saati. "Darda kalsaydım, en son satacağım şey saatim olurdu!" diyor.
Sayfa 132·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dönüştürücü Olarak Mourinho ve Benitez
Jose Mourinho ve Rafa Benitez'in İngiltere'ye aynı anda gelmeleri önemliydi: Kıta Avrupa'sında savunma futboluyla başarı sağlamış iki teknik direktör, İngiliz futbolunu da değiştirmek üzereydi. Premier Lig'i taktiksel olarak daha zeki, Avrupa futboluna daha uygın ve neredeyse anında daha ihtiyatlı bir hale getirdiler. Maç başına gol ortalaması 2004/05'te 2.66'dan 2.57'ye, ardından 2005/06'da 2.48'e ve ardından 2006/07'de 2.45'e düşerek lig tarihinin en düşük ortalamasına ulaştı. Mourinho ve Benitez'in Chelsea ve Liverpool'un başında geçirdikleri üç yıl aynı zamanda gol ortalamalarının arka arkaya üç sezon düşüş gösterdiği tek döneme tekabül ediyordu. Bu ikilinin lig üzerindeki etkilerini göz ardı etmek çok zor.
Sayfa 245 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
5 Haziran saat 07.45'te sivil savunma sirenleri çaldı. İçim sevinçle doldu. Hasarlı kahveye koştuk. Parmaklarımızla zafer işaretleri yaparak şarkılar söyledik. Gözlerim yaşlarla doldu. Filistin Arap ellerine dönecekti. "İsrail savaş uçakları Mısır hava sahasına girdi," dedi Kahire'den bildiren Arapların sesi. "Mısır uçakları saldırıya geçen İsrail jetlerinin dörtte üçünü düşürdü.” Radyonun başına mıhlanmış, kahve üstüne kahve içiyordum. "Mısır Hava Kuvvetleri İsrail'e karşı saldırı düzenledi. İsrail güçleri Sina'ya girdi ama Mısır birlikleri düşmana karşı saldırıya geçti." Yumruklarımızı masalara indirdik. Araplar kazanıyordu. Babam serbest bırakılabilirdi. Zafer bizim ellerimizdeydi. "Kahire'nin her yanında yurttaşlar kutlama yapıyor. Yüz binlerce Mısırlı sokaklarda, 'Kahrolsun İsrail! Savaşı biz kazanacağız,' diye bağırıyor." Radyo iyi haberlere devam ediyordu. "Sekiz düşman uçağını vurduk." Hayatta kalanların olması için dua ediyordum, böylece tutsak değişimi olabilirdi. "Uçaklarımız ve füzelerimiz şu anda bütün İsrail şehirlerini ve köylerini vuruyor. 1948'de kaybettiğimiz şerefimizi kurtaracağız." Şansımın sonunda değiştiğini hissediyordum. İyi haberleri ailemle paylaşmaya gittim.
Sayfa 190·Kitabı okudu
Alıntı
Ön Türkler
Kazım Mirşan'm Türklerin tarihini yaklaşık M.Ö. 15.000 yıl öncesine dayandıranın Ön-Türkler tezi üzerinde önemle durulması gereken bilimsel bir çalışmadır. Kazım Mirşan, 1919 yılında Doğu Türkistan'ın Kulca kentinde doğmuştur. Almanca, İngilizce, Rusça'ya ilaveten Özbekçe, Uygurca, Başkurtça, Tümenlikçe, Kırgızca'da dahil olmak üzere 9 Türk lehçesi ve ayrıca araştırma yapabilecek düzeyde Yunanca, Latince ve İtalyanca bilmektedir. 41 eseri mevcuttur. Bütün bir ömrünü Türklerin kökenini araştırmaya adamış ve bir çok bilimadamınca da kabul edildiği üzere geçmişi M.Ö. 15.000 yılına dayanan Türklerin tamga (damga) dilini çözümlemiştir. M.Ö. 15.000 ile M.Ö. 2000 tarihleri arasındaki yazı elemanları içeren kaya resimlerini ve yüzlerce yazıtı okuyarak tespit ettiği bilgileri 1970 yılında Proto Türkçe Yazıtlar ismiyle kitap olarak yayınlamıştır. Kazım Mirşan'ın tespitlerine geçmeden önce Orta Asya'daki yerleşik yaşam hakkında yabancıların tespit ettiği şu hususları belirlemek gerekir. R.Pumpelly (1908), A.Belenitsky (1987), D.Sch.Besserat (1987) Orta Asya'da yerleşik bir yaşamın milattan yüz binlerce yıl öncesinde varlığını ortaya koymuşlardır. Tacikistan Arkeoloji Enstitüsü Müdürü Rus asıllı bilim adamları V.A. Ranov, 1993 yılında Orta Asya yerleşik kültür merkezlerinin eski taş (paleolitik) döneminden itibaren var olduklarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koymuş ve bu tarihi M.Ö. 850.000'lerde başlamıştır.' V.A.Ranov'ın Orta Asya'da tespit ettiği yerleşim merkezlerinden birisinin tarihi M.Ö 10.500'dür. Almanlar. Çin kaynaklarından bu merkezin adının uşuy olduğunu tespit etmişlerdir. (Kazım Mirşan, bu kelimelerin aslının uşunguy ve anlamının "egemenliğe tabi birlik" olduğunu belirtiyor.) Yine bilimsel tespitlere göre, buzul çağlarıyla, kıtlıklarla kesilen dönemler sonrası, Orta
Sayfa 65 - Fark Yayınları·Kitabı okudu
Sosyoloji
Son zamanlarda Cumhuriyet tarihi yalancıları, "Atatürk'ün Conkbayın'na geç geldiğini" iddia etmeye başlamışlar, hatta bu iddialarına bazı üniversite hocalarından da taraftar bulmuşlardır. Ancak, elimizdeki belgeler ve anılar, bu iddiayı çürütmektedir: 25 Nisan çıkarma günü "ordu yedeği" olan Atatürk'ün 19. Tümen'ine saat 07.00'de hiçbir emir gelmemişti. Rütbesi yarbay olan Atatürk, Kolordu Komutanlığı'nın emri olmadan, emrindeki kuvvetlerin yerini değiştirme yetkisine sahip değildir. Bu alaylar, Liman von Sanders'in elindeki tek yedek kuvveti oluşturmaktaydı ve eğer onlar ateş hattına sürülürse, müttefikler başka bir noktaya daha çıkarma yaptıkları takdirde Üzerlerine gönderecek kuvvet kalmamış olacaktı. İşte Atatürk, bütün bu tehlikeleri göze alarak, inisiyatif kullanarak 57. Alay ile bir dağ bataryasını ve Sıhhiye müfrezesini Kocaçimen tepesine doğru hareket ettirmiştir. Saat 07.00 civarlarında Anzakların Conkbayırı civarına saldırdıklarını haber alan Atatürk, hazırlıklardan sonra saat 07.45'de Bigalı deresinden Kocaçimen tepesi istikametine hareket etmiştir ve saat 09 .40 civarında Kocaçimen tepesine gelmiştir. Bu yürüyüş iki saat kadar sürmüştür. 57. Alay, bir dağ bataryası ve bir sıhhiye müfrezesinin, derin derelerle kesilmiş, inişli çıkışlı ve fundalıklı sarp arazide daha hızlı hareket etmesi mümkün olmamışti.
Sayfa 53 - İnkılâp·Kitabı okudu
Tarih-Araştırma