Yapay zorlamalar(ım)la iletişim kurduğum insanlar, aynayı lekeliyor. Baldırına iğne batırıp, tekmeler savurduğum yansımalarımı göremez oldum. Kaldırın şu yeryüzünü, nefesim tökezliyor. Kalbim, zihnim, hiçliğe direnen pamuk ipliği. Üzerinde fi(i)ller tepiniyor. "Ruhuma kukuletalar bakıyorum, sen de alır mısın? Mutlaka takmalısın..."
Karanlık merdivenin birbirine kayıtsız, sayısız çarpık büyük basamakları... Sol ayağımın kilometresi bitmiş, ne bir değnek ne bir halden anlayan insan evladı. Göz kapağım düşmüş, gören var mı? Oturdum dinleniyorum. Kimse yok bağırsam ne çıkar, nefret sesinin imdadı, sayıklamalar...
Çıkmak istemiyorum ki zaten. Lakin mecburum biliyorum. "Kim yamulttu lan basamakları?" Gelecek yalnız orda. Rengin şarabi olsun mu tasam?
Yukarı uzatıyorum başımı, şimsek çakıyor. Kim bilir yine neye dellendi? Benle alakası yoktur herhalde. Çağrı atacağım bir dakika. =) Evet. Başımı uzatıyorum, al tekrar... Ölümsüzleştirici bir hâlim mi var? Neyse çek bakayım. "Hevesini alsın gider, dert etme." Bir gün havasını alan olur ama görürüm ben onu. Al beyaz havlu! Şurada bak, getirsene. Görmüyor musun camına asmış Nefakat teyze -yağmurun bol olsun manyak kadın. Hepsi senin için, gökyüzü ağlasın diyedir derdimiz-. "Al." Mersilerden bir demet...
Attığım gibi yanmaz mı beyaz havlu? Birine bin kattığımın göğün yüzü! Neyse. Bekleyelim. "Kümülüsler üfürsen?" Külüstürde bir gelenek artık. Attığımı gönderiyor. "Nasıl yapalım?" Ben uyuyacağım, uyandırma.
14 Haziran 2026 00.08