Hayranı olduğum yazardan, psikolojik bir romanı ustaca sosyolojik hatta tarihsel olaylarla ilişkilendirdiği enfes bir yapıt. Kitap ilk 100 sayfada tipik mutsuz, sadakatsiz bir aile örneği gibi görünse de sonradan bağlandığı konularla bir ustalık eserine dönüşüyor. Ana karakter Ceren, kocası orhan’ın ilgisizliği ve ihanetlerinden bunalmış, terapi gören iki çocuk annesi bir kadın. Ressam olan Ceren hayatın yükü sebebiyle resim yapma dürtüsünü bile ötelemiş. Kitap bu aile sorunu üzerine ilerlerken bir yandan da Adnan Menderes döneminin siyasi ve sosyolojik olaylarına ışık tutuyor. Halktaki belirsizlik sıkıntısı, darbe oldu olacak korkusu kitapta iyiden iyiye hissettiriliyor. Bir de Kerküklü bir Türk olan Tarık karakteri ile, Kerkük Türklerinin sıkıntılarını okuyoruz. Barzani ile Arap yönetimi arasında sıkışan Kerkük Türklerinin Ana vatan özlemlerini, iliklerimize kadar hissediyoruz. Tarihe, toplumuna, dünyanın herhangi bir köşesinde kalmış acı çeken her Türkün sorununa eserlerinde yer veren duyarlı bir yazardan, alt metni dolu dolu olan, mesajlarla dolu harika bir roman. Tavsiyemdir. Keyifli okumalar…
Ama anneciğim, son sayı yok diyorsun, evrenin sınırı yok diyorsun, ya bir de öldükten sonra yaşayacağız diyorsun. Hep hep yaşayacağız, sonra ? İşte hepsi birbirine benziyor. Say, say, say! Yaşa, yaşa, yaşa! Sonra? Ben ölmek istiyorum. Öldükten sonra da yaşamak istemiyorum. İstemiyorum!
- Sayıları da anlamıyorum! Sayıyorum,sayıyorum, sayıyorum sonu gelmiyor. Anneciğim bana son sayıyı söyle.
-Son sayı yoktur Alev, sayının sonu yoktur.
-Ama olsun istiyorum. Olmalı. Ne olur olsun, son sayı.
Yazarın kitaplarını severek okuyorum. Gerek Türkiye’nin sosyal sorunları gerekse Yurt dışında kalmış Türklerin yaşantıları romanlarına konu olur. Bu kitapta olay Urfa’da geçiyor. Daha önce yaşadığım bir şehir olduğu için okurken gözümde canlandı tüm mekanlar. Özlediğimi hissettim. Kitap daha çok içine çekti beni. Okurken Nemrut’un hikayesinden Komagene Krallığına kadar Urfa tarihi ile ilgili ilgi çekici bölümler çok keyifli. Ama asıl konu çocukluğu ve gençlik günlerini annesinin etkisinde geçiren bir kadının evliliği, sonra evliliğini sorgulaması, Murat karakterine duyduğu yakınlık, sonra yaşadığı pişmanlık, beraberinde kocası Ferit’e hissettiği vicdan azabı karışımlı yoğun yakınlık… yani kitap ana karakter Nur’un kendini ve hayatı sorgulaması üzerine kurulu. Gerçekçi bir yazarın kaleminden bizden bir hikaye. Çok bilindik çelişkiler, ikilemler, kararsızlıklar, karmaşık ilişkiler, anlaşılmayan duygular… okuduğum her kitabında bu hikaye bir yerden tanıdık geliyor dediğim bir yazar. Tek eleştirim okuduktan sonra konu bitmemiş hissi yaratıyor. Sanki onlar hala Urfa’da hayatlarına devam ediyorlar ve bize anlatacakları henüz bitmemiş gibi… kim bilir belki de öyledir :)