📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ermeni ihtilâl ve isyanlarının bu topluluk arasında -aynen bizdeki sabataistler gibi- 2.700 yıldan beri varlığını sürdüren "Ermenileşmiş Yahudiler" (Pakradūniler) tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu iddia etmektedir. O'na göre, Ermeniler'in bilinen isyan hareketlerini saf Ermeniler değil, bu zikri geçen "Ermenileşmiş Yahudiler" çıkarmış ve idare etmişlerdir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Hüküm Gecesi (1927) romanı, 1908 ile 1913 yılları arasındaki olayların anlatımına dayanıyor.
Üstelik Roman, o dönemlerdeki tarihsel gerçeklere yer verdiği için gerçeklik ve tanıklık bağlamında Yakup Kadri’nin siyasi otobiyografisi olarak değerlendiriliyormuş.
Bu açıdan bakıldığında Hüküm Gecesi, o yılların siyasi olaylarını anlatırken birçok tarihsel gerçeği de işaret eder: Gazetecilik, sansür, muhalefet, ölüm tehditleri, sürgünler, jurnalcilik gibi..
Ana karakter Ahmet Kerim ne olursa olsun, neden olduğunu bilsin veya bilmesin, sadece ve sadece muhalif tarafta bulunan bir günlük gazete yazarıdır.
Olaylar onun bakış açısıyla anlaşıldığından ötürü kendisine Yakup Kadri'nin kurgudaki ismi diyebiliriz.
İttihat ve Terakki cemiyeti'nin siyasi arenadaki ahlak dışı fillerinden bahsederken o günkü insanların bir önceki Abdülhamid dönemine de "istibdat" ifadesi kullandıkları görülür.
Talha Uğurluel'in de dediği gibi "Abdülhamid Han döneminde yaşasaydık belki onu anlayamazdık”...
Örneğin kitaptan bir kesit:
"Sakın beni istibdat taraftarlığıyla suçlamayınız. Ben Abdülhamit kinini yüreğimin üstünde bir alevden bayrak gibi taşımaktayım. O, Tanzimat Türkiye'sinin en sorumlu padişahlarından biridir. Otuz üç yıllık saltanatında bu milletin iyiliğine harcanacak otuz üç gün de mi bulamadı? Ben ona filânı neden boğdurdun; filânı neden sürdün diye çatmıyorum. Bütün o cinayetleri bağlı olduğu ailenin kötü ananelerine veriyorum. Ben ondan yalnız bir şey soruyorum, tek bir şey... Ben ona, 'Bizi ilmin ışığından niye yoksun ettin?' diyorum. Abdülhamit, hiçbir müstebidin aklına gelmeyen bir alçaklıkla, yalnız kendi zamanına değil, yarına da hükmetmeye kalkmıştır. On Dördüncü Louis gibi, 'Benden sonra tufan! dememiştir, 'Benden sonra bu millet yine düşünmesin,