Dinin tanımını yapmak gerekirse, vahye/tanrıya dayanan, insana hitap eden kurallar sistemi diyebiliriz.
Gerekliliğine gelirsek, “Tanrısız ahlak/hukukun olamaması” hikmetince Tanrı’nın vazlarından ve yasalarından müteşekkil bir dinin ihtiyacını anlıyoruz. Zira onun tesis edeceği hukuk ve ahlak hiç şüphesiz yaratıcı olması bakımından insanların yaptığı ve yapabileceği yasalardan teorik -gerek de pratik- olarak daha adildir
Bunun akabinde, akılla maruf olan zorunlu bilgi ve imkansız bilgi arasındaki mümkün bilginin sınırsızlığı ve kayıtsızlığında vahyi bilgiler, hayatı kolaylaştırıcı olduğu gibi ona nizam sağlayacak mihenk ve mihrakı teşkil etmekte. Diğer bir ifadeyle iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış gibi zıtlar arasındaki izafete muhtaç kayıtsız boşluğunda bir mutlak ölçüyü tesis edecek ‘kalibrasyon’ görevi görmektedir
Nutuk ve kelam delilinde insan kelamının ve ilminin kaynağını, bilginin mebdei/ilk bilgiyi bu sıfatların ezeli sahibi olan tanrıdan olduğunu yani dine ait olduğunu, o olmadan bu sıfatlara sahip olamayacağını anlıyoruz. Ve dahi insan kendinin farkında olduğu ilk an, insanlık tarihin ilk başındaki ilk insan, dünyayı ve hayatı idrak ettiğinde yaşamanın, yemenin, içmenin, üremenin bilgisini bilmezken deneme-yanılma ile öğrenmesi hayli zaman alması ve bu minvalde adeten imkansız olması bu bilginin Tanrıdan olduğunu açıklar
Bu şartlarda anlıyoruz ki dinin insan için kaçınılmaz ve ayrılmaz bir konumu var, bu durum bize Allah’a ve dinine koşulsuz muhtaç olduğumuzu ifade ediyor