Gerçek ya da kurgu, bütün hayat aşk denen yalan çevresinde dönüyordu sanki. Üstelik tecrübe gösteriyordu ki bu zıkkım, mutluluktan ziyade bir felaket müjdecisiydi. Peki neden herkes onun peşindeydi?
Son Kadeh, Zabel Yesayan’ın psikolojik çözümleme konusundaki ustalığını en çıplak haliyle gösterdiği metinlerden biri bana göre. Kitabın özellikle ilk yarısını edebi ve ruhsal olarak daha çarpıcı buldum; çünkü orada karakter henüz karar eşiğinde ve arzu ile sorumluluk arasındaki gerilimi canlı. İç çatışma sadece anlatılmıyor, hissediliyor. Bir kadının kendi benliğini savunma çabası ile toplumun ona biçtiği rol arasındaki sıkışma, didaktikleşmeden, dramatize edilmeden ama güçlü bir bilinçle aktarılıyor. Bu bölümde analiz ile hareket dengede; karakter hem düşünüyor hem de bir yere doğru ilerliyormuş hissi veriyor.
Ancak ikinci yarıda metin belirgin biçimde zihinsel bir daire çizmeye başlıyor. Karakter yeni bir katman açmak yerine, aynı duyguların etrafında dönüyor. Psikolojik olarak bu çok gerçek; insan zihni kriz anında lineer ilerlemez, tekrar eder, saplanır, kendini ikna etmeye çalışır. Fakat edebi açıdan tempo düşüyor. Benim için sorun analiz derinliğinin azalması değil, dönüşüm enerjisinin zayıflaması oldu. Karakter sonunda kendini daha iyi ifade etmeyi öğreniyor; fakat gerçek bir içsel sıçrama yaşanmıyor. Bu yüzden ikinci bölümde yoğunluk yerini tekrar hissine bırakıyor.
Yine de kitabı değerli kılan şey tam da bu dürüstlük. Yesayan karakterini dramatik bir çözülmeye zorlamıyor; onu olduğu yerde, kendi zihinsel döngüsü içinde bırakıyor. Bu, romantik bir kurtuluş hikâyesi değil; daha çok bir bilinç netleşmesi. Ben bu metni bir aşk anlatısından ziyade, bir kadının kendi iç sesini ayıklama süreci olarak okudum. Çarpıcı olan, karakterin değişmesinden çok, kendine karşı daha açık hale gelmesi. Belki büyük bir dönüşüm yok; ama sahici bir yüzleşme var. Ve bazen edebiyatta en zor olan da tam olarak bu.
Okur kalın...