ilk başta sarması biraz zor bence, ilerlemeye devam etmek için zorlayınca açılıyor. kitap ne zaman yazıldı bilmiyorum ama 12 yaşında ve 33 yaşında iki kişinin ilişkisi wtff??? kızın yaşı direkt söylenmiyor ama değinilmiş bir cümleden öyle anlaşılıyor. neyse bu iğrenç detayı zamanın şartlarına göre yorumlarsak genel olarak güzel bir kitap. en sevdiğim karakter dolce olivia oldu.
o kadar hayattan ki, gerçekliğinden ağladım. insanın içindeki yaralara dokunuyor, düğümlerini çözüyor cümleleriyle Şermin Yaşar. herkesin okuması gereken bir kitap. çok beğendim benim için rızık gibiydi.
ya sırf ilk kitap tuttu diye, bu kadar ağaç israf etmeye gerek var mı? taş çatlasın 300 sayfada anlatılacak şeyleri 650 küsür sayfa yazıp niye 100 günde bitirttiriyorsunuz merak ediyorum?? ilk kitap o kadar güzeldi ki üç dört günde bitirmiştim, bunu da yıl bitmeden bitsin en azından diyerek bitirdim. son 70 sayfada falan kavuştular, çok az sevgi hissettirdi kavuşmaları çünkü sadece cinsellik üstüne kurulmuş bir şekilde yazmış yazar ilişkilerini. geçmişte ne hatırları varsa hepsinde oynaşıyorlar ve yazar bu kadar uzun kavuşamamalarını cinsellik temasıyla geçiştirmeye çalışmış ama olmamış, sıkıyor. alexander’ın tssb ile tatyanaya nasıl kötü davrandığını okumak istemiyorum ama ona da üzülüyorum, çok ağır şeyler yaşadı. benim aklımda hep ilk kitabın güzelliği ile kalacaklar.
bende bu kitabı eleştirecek ağız yok. bambaşka bir şey. okuyun okutturun. biraz da incelemelerini okuyarak vakit geçireceğim bu kitapla çünkü aydınlanmam gereken şeyler var.
Agzına tükürdüğümün sapkını sinir krizine soktu. Başlangıçta acıdım hasta dedim, sonra özellikle Miranda’nın ağzından okuduğumuz kısımlarda delirtti, ruhumu daralttı. Kız ölmek istemiyorum diye diye gitti. Yeni bir travmam oldu resmen.