Bir çocuk bir çocuğun ayakkabısını kıskanabilirdi, elbisesini kıskanabilirdi, oyuncağını kıskanabilirdi; peki bir çocuk bir çocuğun babasını kıskanır mıydı?
Karanlık bir gecede önünü görmeden atılan adımlar gibiydi, gecenin soğuğu ve ıssızlığı içine doluyordu, ulaşacağın yer neresi bilmiyordun ama yürümeye devam ediyordun, oraya gitmeye ihtiyaç duyuyordun. O, içinde ilerlediğim bilinmezliklerle dolu karanlık bir tüneldi, tünelin sonunda beni içine düştüğüm anda boğmaya başlayacak buz gibi bir nehir bekliyordu ama yine de güneşin altında kavrulan günebakan tarlasını görebileceğime inanarak yürümeye devam ediyordum. Beni boğan nehir orada olsa da olmasa da ve ben günebakan tarlasını görsem de görmesem de tünelin öteki ucunda ikizalevimin olduğunu biliyordum.
Bana bakma dan, "Hiç korktun mu?" diye sordu. Korkularımı ona söylemesem de içimde fırtına olan, zeminimi sarsan, yangın gibi büyüyüp derinlerime ilerleyen her şeyden haberi vardı. Bakışlarımı ondan çekmeden, "Seni severken en korkak korkusuzdum," diye fısıldadım.