“‘Kederimin boyutunu sordun,’” diye ezberinden okumaya başladı Nezha. Rin bu dizeyi tanıdı- uzun zaman önce okulda öğrenmişti, bir İmparator’un gelecek nesillere sınav konusu olan son sözleriydi. “‘ Ve yanıtladım, baharda doğuya akan bir nehir gibi.’”
Yalnızlıktan korkmuyorum ama geride bırakılan olmaktan çok sıkıldım. İçindeki insanlar gittikten sonra hayatımı yeniden düzenlemek zorunda kalmaktan çok sıkıldım. Sanki ben bir yapbozum ve şimdi eksik parçalarım var, bu yüzden de o saf bütünlük hissini bir daha asla tadamayacağım.
İşte budur. Görüyorsunuz ya, onlar da anneydi ama bizim anladığımız anlamda çaresiz, istemsiz bir doğurganlıkla ülkelerini insanla dolup taşırmaya zorlanan, sonra da oturup çocuklarının acı çekmesini, günaha girmesini, birbirleriyle dövüşerek ölmelerini izlemek zorunda kalan anneler değil, Bilinçli İnsan Yaratıcıları olan annelerdi. Onlarda anne sevgisi vahşi bir arzu, salt bir “içgüdü” değil, tamamen kişisel bir duyguydu; bu bir dindi.
Olduğunu sandığı kişiye tutunup asla sınırlarının dışına çıkamayan insanlar için üzülüyorum artık. "Ben şöyle biriyim, ben böyle biriyim" diye boyuna konuşmalarına da tahammül edemiyorum. Hiç sınanmadıkları durumlarla ilgili kesin bir biçimde "Ben olsam şöyle yapardım" dediklerindeyse artık anlattıklarını hiç ciddiye alamıyorum.