Milletlerin asıl kuvvetinin ruh ve inanç gücü olduğunu artık herkes öğrendi. Bundan dolayıdır ki şimdi, çöker-tilmek istenen milletlerin manevî yönüne saldırılıyor. Bu taktiğin en düşündürücü örneği Sovyetler Birli-ği'ndeki Türklerdir. "Milletlere istiklâl, insanlara hür-riyet" yalanıyla iş başına gelen komünistler, yerlerini berkittikten sonra ilk iş olarak imparatorluklarındaki yabancı milletleri, özellikle Türkleri çökertmek yoluna girdiler. Çarlık zamanında tek alfabe ve tek edebî dili olan Türk-leri önce Kazak, Özbek, Kırgız, Türkmen, Karakalpak, Oyrat, Başkurt, Tatar, Azerî, Kırım gibi parçalara bölüp bunlara ayri alfabeler hazırladılar. Beş on yıl sonra bu alfabeleri değiştirerek Kiril harfleriyle karışık, gayet berbat ve Türk lehçelerinin hakkını vermekten âciz yeni alfabeler çıkardılar. Çağataycanın devamı olan edebî dili kaldırarak yerli halk ağızlarını ayrı millî diller haline getirmeye çalıştılar. Bu Türklere ayrı ayrı uydurma tarihler yaparak büyük geçmişi ve geçmişteki birliklerini unutturmaya savaştı-lar. Bu da yetmiyormuş gibi, tarihte eşi görülmemiş bir hayasızlıkla Türk ülkelerinin Ruslar tarafından istilâsını iki milletin birleşmesi bayramı haline getirip kutlama törenleri yaptılar. Öte yandan da bu sözde Türk cumhuriyetlerine Rus göçmenleri doldurarak bunları zaman içinde eritmek plânlarını uygulamaya koyuldular. Bugün belki 50, belki 100 yıl sonra, halk Ruslaşmıştır diye bu cumhuriyetlerin kaldırılması yoluna gidilecektir. Bu düşüncenin tatbika-tından olarak, Sovyetler'deki Türklerin en batı kolu olan Kırımlılar topyekün sürülmüş, bu eski Türk ülkesi Islav-laştırılmıştır.
Sayfa 311 - 312 Ötüken 1971·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Bugün siz buzdolabı imal etmeye kalksanız önce pazara bakarsınız. Pazarın durumuna göre imalata geçersiniz. Bizim yapımcılarımız ne yazık ki bunu düzenleyemediler. Yılda 100 filmi zorlukla kaldırabilecek bir piyasaya 200-250 yerli film ve 400 yabancı filmle yüklendiğiniz zaman, bütçeler bölünecektir. Kâr payı düşüyor. İş yapmıyor. Çünkü film çok..."
Sayfa 245 - 1989·Kitabı okuyor
Alıntı
Sonra ne oldu? Hiç.. Çünkü parti hükümetleri ciddi işlerle değil, ıvır zıvırla uğraşıyor, kendisine oy vermeyen Kırşehiri ilçe haline getiriyor ve Millî Eğitim Bakanlı-ğına kadar yükselmiş bir adam da daha 50 yıl iktidarda kalacaklarını söylemek gibi aklın kabul edemeyeceği he-zeyanlar savuruyordu. O zamanki anket uygulanamadığı gibi bizim listelerin de atıldığı muhakkaktır. Yoksa Milli Eğitim arşivlerinde bulunması icab eder. Zamanla AP Hükümeti iş başına geldi. Daha akıllı iş görerek bunu anketle değil, bir komisyonla yapmaya karar verdi. Fakat burada da büyük bir yanlış yapıldı: 1000 Temel Eser'in, İkinci Beş Yıllık Plân süresince ortaya konulması kararlaştırıldı. Buna göre yılda 200 ese-rin basılması gerekiyor, bu da aşağı yukarı iki günde bir eser çıkarmak anlamına geliyordu. Fakat 5 yılda 1000 değil de 100 eser basılsa bile, türlü beynelmilelci ve vatan ihaneti aşılayan kitaplarla zehir-lenen, Türklükten koparılan gençlerin bir kısmını olsun kurtarabilecek nitelikte olduğu muhakkaktı. Nitekim Orkun Yazıtları, Kaşgarh Mahmud, Dede Korkut gibi ana eserlerle Türk milletine âdeta susadığı eserlerin verilme-sine başlanmıştı. Fakat ne oldu? Birkaç solcu profesörün kışkırtmasıyla Millî Eğitim Bakanlığı bu seriyi durdurdu. Halbuki beklenen şey bunun durdurulması değil, aralarına bundan sonra bazı zayıf eserlerin karışmasını önleyecek tedbirlerin alınması, komisyonun kuvvetlendirilmesi ve eserlerin pek ucuz olan 5 liralık satış fiyatının çoğaltıl-masıyla telif ücretlerinin biraz azaltılması sayesinde hazineye bir miktar gelir sağlamak olacaktı. Şimdi Kültür Bakanlığı 3 seri halinde yeni eserler bas-tırarak bu zararı gidermeye çalışıyor. Bu teşebbüsün de önünde sonunda akim kalacağını bildiğim için cevabımı kamuoyu önünde açıklamayı. Demokrat Parti zamanında boşuna
Sayfa 260 - Ötüken, 1 Kasım 1971, Sayı: 112·Kitabı okuyor
Sizin vasıtanızla çalışan Tanrı için hiçbir şey imkansız değildir.
Sayfa 175 - Akaşa·Kitabı okuyor
Alıntı
Her yıl Japonya'da 100 bin yeni şirket kurulur, 100 bin şirket de kapanır. Ama toplamda 2 milyon şirket üretim yapar, hizmet sunar tüketicilere. Her bir şirketin patronu, di­ğer çalışanlar gibi, işletmede çalışır ve emeği karşılığında da belirli bir maaş alır, şirketin tamamını kendi malı olarak gör­mez. Bir şirketin borsada tahtası varsa, şirket yönetimi bilir ki üç ortaklı bir kurumdur yönettiği ve işlettiği firma: Birincisi el­bette kendisidir, İkincisi tüm çalışanları, üçüncüsü ise borsada hisse satın almış olan insanlardır. Çalışanlar da bulundukları firmaya sadece maaş aldıklan yer olarak bakmazlar, kendi malı gibi kabul ederler, dolayısıyla her gittikleri yerde bizim şirketimiz (uchi no kaisha) ifadesini kullanırlar. Şirket sahibi ile çalışan arasındaki tek fark, onun yönetici konumunda ol­masıdır. O da, bir statü farkıdır, çalışma farkı değildir.