Puan vermedi·208 syf.··
2026 12. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 15:19
Kitap, hayatında çeşitli sorunlar yaşayan insanların gizemli bir kedi kliniğine gitmesiyle başlar. Bu klinik, insanlara ilaç yerine onlara iyi gelecek bir kediyle tanışma fırsatı sunar. Kliniğe gelen kişiler kediler sayesinde yalnızlıklarıyla, geçmişte yaşadıkları acılarla ve duygusal sorunlarıyla yüzleşmeye başlar. Her hikâyede farklı bir insanın hayatına bir kedinin dokunuşu anlatılır. Kediler, insanların kendilerini yeniden keşfetmelerine, sevgi kurmalarına ve hayata daha umutlu bakmalarına yardımcı olur. Kitap, insanlarla hayvanlar arasındaki bağın ne kadar güçlü olabileceğini gösterir. Eserin ana fikri, sevgi, dostluk ve küçük mutlulukların insanların hayatında büyük değişimler yaratabileceğidir. Günde Bir Doz Kedi, yalnızlık, iyileşme ve yeniden umut bulma üzerine sıcak ve duygusal bir kitaptır.
1000Kitap
Günde Bir Doz KediSyou Ishida · Athica Yayınları · 2025256 okunma
"Kendim olmadığım duygusuna engel olamıyorum"
7/10
·325 syf.··
2026 4. kitabı
Kitabımız Eflatun'un "Devlet" kitabından yapılan bir alıntıyla başlıyor. Burada aydınlıktan karanlığa geçtiği için göremeyen ve karanlıktan aydınlığa geçtiği için göremeyen şeklinde iki kişiden bahsediliyor. İkinci kişi başkalarının ona gülmesini haketmiştir, diyor alıntımızda. Charlie karanlıktan aydınlığa ve sonra aydınlıktan karanlığa geçen o kişi. Hikaye de aydınlık-karanlık geçişleri, mağara alegorisi, bölünen bilinçlerden birinin diğerini pencereden izlemesi gibi pek çok metafor var. Ve hikaye bize sadece edebi zevk değil, sağlam bir psikolojik ve felsefi derinlik de katıyor. Charlie'nin iki kadınla olan ilişki dinamiğini kendi açımdan pek etik bulmasam ve bundan hoşlanmasam da sonuç olarak Charlie benim etik normlarıma çok da uymak zorunda değil diyerek hikaye temasına geri dönüyorum. Bu kesinlikle fantastik bir anlatıdan daha fazlası. Ve sayfa sayısından daha derin konulara temas etmiş yazarımız. Aile, din, benlik, bilinçaltı, psikoloji, felsefe.. Ne ararsan var. Beni genel olarak çocukluk yaraları çok etkiler. Charlie de bu fazlasıyla mevcuttu ve bu durum benim için hikayenin etkileyiciliğini arttırdı. Bu çok derin konulardan dolaıyı da hikayede gözden kaçırdığım pek çok nokta olduğuna eminim. Okunmaya değer bir kitap!
1000Kitap
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202537,1bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
6/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2026 97. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 14:56
#morsandıktakiyazılar Kitap Adı: Sevgili Michele Yazar: Natalia Ginzburg Çeviri: Şemsa Gezgin Sayfa Sayısı: 167 Tür: Roman / Mektup Roman Haziran ayının son kitabını da bitirdim ve sıra geldi yorumlamaya. Yazmaya başlamadan önce biraz düşünmem gerekti. Çünkü bu kitap bende bir olaydan çok bir duygu bıraktı: Mutsuzluk. Kitap boyunca herkes bir şekilde mutsuz. Fakat ilginç olan şu ki, kimse bu mutsuzluğu değiştirmek için bir çaba göstermiyor. Sanki herkes hayatın onu sürüklediği yere doğru sessizce savruluyor. Bu yüzden kitap bana sürekli şu cümleyi fısıldadı: "Birisi mutsuzsa, diğeri de mutsuzdur." Kitapta en çok karşıma çıkan duygu da buydu: "Mutlu değil… Mutsuz." Bir başka dikkat çekici nokta ise romanın mektuplardan oluşması. Mektuplar, bizim alışık olduğumuz kısa ve öz mektuplardan farklı; karakterlerin hayatlarına, düşüncelerine ve yalnızlıklarına açılan kapılar gibi. Kitaptaki insanların yaşamları da yoksulluk ve belirsizlik üzerine kurulu. Herkes günü kurtarmaya çalışıyor ama geleceğe dair büyük umutlar beslemiyor. Belki de 1970'lerin başındaki insanların ruh hâli buydu; kim bilir? Bana göre kitap, sadece bir ailenin hikâyesini değil, birbirine ulaşamayan insanların hikâyesini anlatıyor. Aynı hayatın içinde bulunup birbirlerini gerçekten duyamayan insanların... Altını çizdiklerim: - "Tanrım, insanlar artık bıktığı ve tahammül edemediği halde neden bu kadar çok çocuk dünyaya getiriyor?" - "Eğer mutluluk diye bir şey varsa, bize sunulan dünyada mutluluğun izine ara sıra rastlasak da olup olmadığını tam olarak bilemiyoruz." - "Özleme duygusuna tiksinti duygusu karıştığı zaman sevdiğimiz yer ve insanların çok uzaklarda olduklarını görürüz." - "Eşine evimin düzenli olduğunu ama kalbimin dağınık olduğunu anlat." - "Michele'nin anıları yoktu, çünkü anıları
1000Kitap
Sevgili MicheleNatalia Ginzburg · Can Yayınları · 2024150 okunma
8/10
·128 syf.··
2026 5. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 00:09
Virginia Woolf'dan okuduğum ilk kitaptı. Benim gibi yazarı tanımıyorsanız onu tanımak için bu kitaptan başlamanız gayet güzel bir başlangıç olacaktır. Woolf bu kitapta kadınların yüzyıllar boyunca erkeklerden alt seviyede görüldüğünü, maalesef bu günümüzde de devam etmektedir, neden önemli buluşların erkekler tarafından bulunduğunu, edebiyatta, sanatta, bilimde neden hep erkeklerin ön planda olduğunu tartışmaktadır. Kadınların erkeklerle aynı ekonomik ve sosyal şartlarda yaşamadığını kimi zaman erkeğin bir uzantısı olarak görüldüğünü, ev içinden başka bir hayatı olmadığından bahseder. Kadınların kendi parasını kazanması bir yana çoğunun kendine ait bir odasının bile bulunmadığını söyler. En basitinden kendine ait bir odaları bulunsa, o odada yalnız kalıp kendi okumalarına, kendi uğraşlarına odaklanabilseler kadınlardan da usta şairler, yazarlar, tiyatrocular, bilim insanları çıkabileceğini vurgular. Bu sayede zihinsel özgürlüğünü kazanabilecek ve ardından ekonomik özgürlüğü için çalışma şansı bulabilecektir. Woolfun bahsettiği kendine ait bir oda şartı çok önemli bir unsurdur. Günümüz şartlarında bile kendine ait odası bulunmayan kız çocukları mevcuttur. Ya da odası olup odasında kendi uğraşlarına eğilememektedirler. Kadınlara doğuştan yüklenen ev içi sorumlulukları yerine getirmek için ailesi tarafından zorlanmaktadırlar. Genelleme yapmıyorum ama böyle bir kesimin de mevcut olduğunu belirtmek istedim. Kitapta ayrıca geçmiş yıllardaki kadın yazarlardan da bahsedilmektedir. Onların karşılaştıkları zorluklardan, erkek yazarlar tarafından aldıkları acımasız yorumlardan da bahsedilir. Ben kitabı çok beğendim Woolf'u ve diğer kadın yazarları okumaya devam edeceğim.
1000Kitap
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · Kızıl Panda Yayınları · 201748,3bin okunma
Oğuz Atay kitaplarını mutlaka iki kez okumalısınız!
Puan vermedi·479 syf.··
2026 296. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 14:37
Tehlikeli Oyunlar'ı ikinci kez okudum ve ilk okumamda fark edemediğim birçok ayrıntıyla karşılaştım.İlk seferinde Hikmet Benol'un zihinsel karmaşası ve romanın parçalı yapısı beni zaman zaman yormuştu.Bu kez ise aynı dağınıklığın aslında bilinçli bir tercih olduğunu,karakterin iç dünyasını okura hissettirmek için kurulduğunu daha net gördüm. Bununla birlikte,Tehlikeli Oyunlar kusursuz bir roman değil.Yer yer bilinç akışı tekniğinin fazlasıyla uzaması,bazı diyalog ve monologların tekrar hissi vermesi okuma temposunu düşürüyor. Oğuz Atay okurundan sabır istiyor;hızlı tüketilecek bir roman yazmıyor.Bu yönüyle herkese hitap etmeyeceği de açık. İkinci okumam bana şunu gösterdi:Bu roman bir olay örgüsünden çok bir zihin yolculuğu İlk okumada kaçırılan göndermeler, ironiler ve psikolojik derinlik ikinci okumada kendini daha belirgin biçimde gösteriyor Belki de Tehlikeli Oyunlar'ın gücü burada yatıyor;her okuyuşta farklı bir yüzünü gösteriyor. Sonuç olarak,Tehlikeli Oyunlar kolay sevilecek bir roman değil ama emek veren okurunu fazlasıyla ödüllendiriyor.İlk okuyuşta anlamaya çalıştığım metni,ikinci okuyuşta hissetmeye başladım.Bazı kitaplar okunur ve biter;Tehlikeli Oyunlar ise her okuyuşta yeniden kurulan,okuruyla birlikte değişen romanlardan biri.
1000Kitap
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
Tarlakuşuydu Juliet
Puan vermedi
Öncelikle kitabı henüz bitirmiş değilim. Ama bana yeni aydınlanmalar yaşatan bu kitabın öyle bir noktasına geldim ki "işte bir işaret!" dedim. :D Halbuki kitap işaretleri, mistisizmi reddedip bilimsel bir bakışaçısından aşkın tanımını kabule ikna ediyordu. Kitap bu noktaya kadar aşkı daha önce üzerine kafa yormadığım ve muhtemelen çoğu insanın da üzerine uzun uzun düşünmeyeceği bir açıdan ele alıyor ilk sayfalarda. Kitaba göre hepimizin çocukluktan gelen romantik imgeleri var. Ve bunları aileden ya da yakından gördüğümüz ilişkilerden öğrendik. Onlar gibi olmak yada tam tersi. Yıllar içinde kendi imgelerimizi ve beklentilerimizi oluşturduk. Sonra bu imgelere uygun olduğunu düşüdüğümüz biriyle karşılaştık. Alın size aşk :D Belki bir görünüştü imgelemimiz, belki de bir gülüş, bir ses, bir koku, duruş, düşünce tarzı... Öyle yaşatmışız ki içimizde; "Seni yıllardır tanıyor gibiyim." Bu cümle bize mistik bir düşünce kapısı açıyor. Halbuki bizim aşk süzgecimiz, hayalimiz buydu zaten. Görmeden yaşattık. Sonra bulduk... Oldu ya bu kişiyle romantik bir ilişki ve evlilik yoluna girdik. Bu aşamada mutlu olmak ve elbette mutsuz olmak riski yarı yarıya. Masallar da zaten risk almayıp bu noktada bitiyor. :)) Leyla ile Mecnun kavuşsaydı, gene öyle severler miydi birbirlerini, diye düşünmüşsünüzdür belki. Yıllar önce bir tiyatro izlemiştim. "Tarla Kuşuydu, Juliet" Lise yıllarımda ailecek gittiğimiz ilk tiyatro gösterimiydi bu. Kitabı okurken hep aklıma bu tiyatro geldi. Ve 3. bölüm de bu tiyatro alıntısıyla başlayınca hala romantik imgelemlerimin oluşmakta olduğu yıllara doğru bir seyahate çıktım. Ve neden bilmiyorum aşkın bu tarifi hoşuma gitti. Galiba sürekli mistik bir şeyler arıyordum aşk denince. Herkesten farklı, kimsenin hissetmediği, kutsal, çok kutsal bir şey. Evet hala çok
1000Kitap
Çiftlerde TükenmişlikAyala Malach Pines · İletişim Yayınevi · 201750 okunma