İnsanın, yetersiz bilgilerden yola çıkıp sonuca varmak, yani "bulanık düşünmek" konusunda özel bir yeteneği vardır. Ama iş akıl yürütmeye geldiğinde, insanın bile bel bağladığı tek bir değişmez ayrım vardır: Olan ile olmayan ayrımı.
Her bilgi "doğru, gerekçelendirilmiş inanç" olmak zorundaysa da, her doğru ve gerekçelendirilmiş inancın bilgi olması gerekmeyebilir. Birçok filozof, bu karşı-örneği bertaraf etmek için daha karmaşık (!) bir açıklamaya ihtiyaç olduğunu söyleyecektir.
Tanrı (bedensel kötülük olarak bilinen) acının, eziyetin ve
(ahlaki kötülük olarak bilinen) günahın varlığına izin verir; çünkü
bunlar (metafizik kötülük olarak bilinen) kusurluluğun gerektirdiği
sonuçlardır, dolayısıyla da insanlar kendi kusurlu durumlarını hakiki iyilikle karşılaştırabilsinler ve kararlarını düzeltebilsinler diyedir.
İlk kez Epikür’e atfedilen şekliyle kötülük sorunu, Tanrı’nın varlığına karşı belki de en önemli itirazdır. Şu şekilde özetlenir:
• Tanrı kötülüğü önlemek istiyor ama gücü yetmiyor mu? O hâlde Tanrı kudretsizdir.
• Tanrı kötülüğü önleyebilir ama istemiyor mu? O hâlde Tanrı kötü niyetlidir.
• Hem önleyebiliyor hem de istiyor mu? O hâlde kötülük neden var?
• Ne istiyor ne de önleyebiliyor mu? O zaman neden Tanrı denilsin?
1.Eğer Tanrı kötülüğü önlemek istiyor ve önleyemiyorsa, o zaman Tanrı acizdir.
2.Eğer Tanrı kötülüğü def edebiliyor ama bunu yapmak istemiyorsa, o zaman Tanrı kötü niyetlidir.
3.Eğer Tanrı kötülüğü def etmek istemiyor ve zaten bunu yapamıyorsa, o zaman Tanrı kötü niyetlidir ve acizdir, öyleyse Tanrı değildir.
4.Eğer Tanrı kötülüğü def etmek istiyorsa ve bunu yapabilecek güce sahipse, o zaman niçin dünyada kötülük vardır ve niçin Tanrı kötülüğü def etmemiştir?