Sonunda hükümdar, egemen varlığınkinden daha etkin bir özel istence sahip
olursa ve elinde toplanmış olan kamu gücünü kendi özel istencine hizmet etmek için kullanırsa ve bunun sonucu ortaya, sanki
biri tüzel, öteki edimsel olmak üzere iki egemen varlık varmış
gibi bir durum çıkarsa, toplumsal birlik anında ortadan kalkar
ve siyasal bütün dağılır.
Yasalar, toplum halinde birleşmenin koşullarından başka bir şey değildir aslında. Yasalara boyun eğen halk, onları ko yan halkın kendisi olmalıdır. Toplum koşullarını düzenle mek birleşenlerin işidir. Ama bu koşulları nasıl düzenleye ceklerdir? Tam bir anlaşmayla mı, yoksa ayaküstü bir esin lenmeyle mi? Yapacaklarını kestirme ve önceden bildirme gücünü kim verecek ona? Vakti gelince onları nasıl dile getirecek? Kendisine neyin hayırlı olduğunu binde bir fark ettiği için çok kez ne istediğini bilmeyen gözü bağlı kalabalık böylesine büyük, yasa koyma gibi güç bir işi kendi başına nasıl başarabilir? Halkın kendisi hep iyilik ister, ama kendi başına iyiliğin nerede olduğunu göremez her zaman. Genel istem her zaman doğrudur ama, onu yöneten kafa her zaman aydm değildir. Her şeyi olduğu gibi, kimi zaman da ona nasıl görünmesi gerekiyorsa öyle sermeli gözünün önüne. Genel isteme aradığı yolu göstermeli, onu özel istemlerin aldatıcı etkisinden korumalı, başka zamanlarda ve yerlerdeki Toplum Sözleşmesi olayları birbiriyle kıyaslatmak, önündeki yararların çekiciliği ile uzak ve gizli kötülüklerin tehlikesini karşılaştırmalı. Tek tek kişiler iyiliği görürler, ama teperler onu. Halksa iyiyi ister, ama görmez. Hepsinin de yol gösterenlere gereksini mi vardır. Birini, istemini aklına uydurmaya zorlamalı, öbürüne de ne istediğini bilmesini öğretmeli. îşte o zaman halkın aydınlanması sonucu olarak politik bütünde akılla istem birleşir ve böylece taraflar elbirliği eder, politik bütün de gücünün en yüksek noktasına varır. Yasacıya olan gereksinim işte buradan gelir.
Babaerkil aile, “ataerkil aile”den çok farklıdır. Babaerkil ailede, babanın eşi ve çocukları üzerinde yalnız demokratik bir veliliği vardır ki, buna “babaca velilik” ve “kocaca velilik” adları verilir. Ataerkil ailede ise, aile reisinin gerek çocukları, gerek eşi üzerine “sulta”sı, yâni “sultanlık hakkı” vardır. Çocuklarıyla birlikte eşi de aile içinde bulunan öteki bireyler, aile reisinin sıradan malları ve mülkleri niteliğinde idi; bunları isterse satar, isterse öldürürdü; isterse bir başkasına bağışlardı.
Görülüyor ki Türkçülük, bütün aşkıyla yalnız kendi özgün kültürüne tutkun
olmakla birlikte, körü körüne ulusçu ve bağnaz değildir. Avrupa uygarlığını
tam ve dizgeli olarak almaya kesin kararlı olduğu gibi, hiç bir ulusun
kültürüne karşı ilgisiz değildir; onları küçümsemez de; tam tersine, bütün
kültürlere değer veririz ve saygı duyarız. Dahası, bir çok acımasız
davranışlarıyla karşılaştığımız uluslarla, siyasal örgütlerini sevmemeyi
sürdürmekle birlikte, uygarlık ve kültür yapıtlarına tutkun, düşünürlerine
saygılı kalacağız.