Meslek ahlâkı, meslek topluluklarında geçerli olduğundan, yalnız bir
meslekle uğraşanlara, meslek gereği yasak olan davranışları gösterir.
Örneğin, bir ülkede kolera görüldüğü zaman oradan herkes kaçabilir; yalnız
hekimlerle papazlar kaçamaz. Bunun gibi, herkes ticaretle uğraşabilir; resmî
görevleri olan devlet memurları, uğraşamaz. Asker sınıfından olanların
korkak, polislerin zevk ve safâ düşkünü, yargıçların yandaş, öğretmenlerle
yazarların bilgisiz ve ülküsüz olmaları, meslek ahlâkına aykırıdır.
Yazmanların sır tutmaları, avukatlarla hekimlerin gizliliğe uymaları meslek
ahlâkı gereklerindendir.
Camia hayatı, mahkum kavimler için muzır olduğu derecede hâkim kavim
için de zararlıdır. Buna kendi kavmimizden daha beliğ bir misal olamaz:
Türkler, Osmanlı İmparatorluğu’nun müessisi1132 iken, bu camianın vücuda
getirdiği feodalizm içinde (reaya) hâlini aldılar. Aynı zamanda, hayatlarını camiaya asker ve jandarma vazifelerini ifa etmekle geçirdiklerinden, irfanca ve
iktisatça yükselmeye vakit bulamadılar. Diğer kavimler, Osmanlı camiasından
irfanlı, medeniyetli ve zengin bir hâlde ayrılırken, zavallı Türkler ellerinde kırık
bir kılıçla eski bir sabandan başka bir mirasa nail olamadılar.
Arap mimarisinin ilk modelleri Bizans mimarisidir. Türk mimarisi de, bu iki mimarinin mezcinden doğmuştur. Vakıa, Araplarla Türkler hariçten aldıkları modelleri aynen taklit etmekle kalmadılar. Bu modellere dinî imanlarının,
ahlaki mefkûrelerinin ilhamıyla ibdai tekamüller ilave ederek gayet şahsi
mimarilere malik oldular. Bu şahsileştirme ameliyesi, Araplarla Türklerin
dinî seciyelerinin ve millî harslarının tesiriyle vukua geldi. Bununla beraber, bu mimarilerin ilk modellerini, Şarki Roma medeniyetinde aramak hususunda güzel sanatlar müverrihleri müttefiktir.
Bundan başka, bir millet tekamülünün yüksek merhalelerine çıktıkça, medeniyetini de değiştirmek mecburiyetinde kalır. Mesela, Japonlar, son asırda Aksa-yı Şark medeniyetini terk ederek Garp medeniyetine girdiler.
Bu hususta, en bariz misali Türklerde görürüz. Çünkü, Türkler içtimai tekamüllerinin üç ayrı merhalesinde birbirine benzemeyen üç muhtelif medeniyet zümresine girmek mecburiyetinde kaldılar: Türkler, kavmi devlet hayatı yaşarken, Aksa-yı Şark medeniyetine mensuptular. Sultani devlet devrine geçince Şark medeniyetine girmeye mecbur oldular. Bugün millî devlet devrine geçtikleri sırada da, içlerinde Garp medeniyetine dahil olmaya azmeden kutlu bir cereyan vücuda geldiğini görüyoruz.