1109
Çatlamış bir cam vazoyum artık! İçinden çiçeği alınınca kırıkları görünen. #derdayuşa
1000Kitap
Zeka güçtür
Hanedanın bir kolu, 1098/1101-1232 arasında Hısn Kçyfa (Hasankeyf) ve Amid’de (bugün Diyarbakır), bir kolu da 1104-08-1408 arasında Mardin ve Meyyafarkin’de (bugün Silvan) egemen olmuştur. Büyük Selçuklu sultanı Melikşah ve kardeşi Tutuş’a yaptığı hizmetler karşılığında hanedanın atası Artuk Bey’e 1086’da Filistin toprakları bağışlandı. Artuk Bey 1091’de ölünce Filistin toprakları oğulları I. Sökmen ve Necmeddin İlgazi’ye kaldı. Sökmen, Diyarbakır’a giderek (1102) Hısn Keyfa ve Mardin ile daha kuzeydeki bazı toprakları ele geçirdi. Bu arada kardeşi Necmeddin İlgazi, Büyük Selçukluların hizmetine girdi ve Sultan Muhammed Tapar tarafından Bağdat valiliğine atandı. Necmeddin İlgazi daha sonra Mardin’i yöneten Sökmen’in oğlunu uzaklaştırıp burayı kendi soyunun merkezi yaptı (1104/08) ve Hısn Keyfa’yı da kardeşinin soyuna bıraktı. Bundan sonra Artuklular ile Selçuklular arasındaki ilişkiler giderek bozuldu. İlgazi, Selçuklu Musul valisine karşı Türkmenleri bir araya getirerek, 1118’de Diyarbakır’ı bütünüyle denetimi altına almayı başardı. Ertesi yıl, Halep’e yaklaşan Haçlıları bozguna uğrattı. Artuklular, 1113’ten başlayarak Fırat’ın doğu yakası boyunca kuzeydoğu yönünde yayıldılar. İlgazi’nin yeğeni Belek’in Harput’ta kurduğu devlet, onun 1124’te ölmesinden sonra, Davud (hd y. 1109-44) tarafından, başkenti Hısn Keyfa olan Artuklu Beyliği’yle birleştirildi. Davud ve ardılı Kara Arslan (hd 1144-67) dönemlerinde Zengilerin Musul’da, sonra da Halep’te güçlenmesi, Artuklu yayılmasına son verdi. Nureddin Zengi’nin, Haçlılara ve Bizans’a karşı savaşa sürdüğü Artuklular, onun 1174’te ölmesiyle Zengilere bağımlı duruma düştüler. Salaheddin Eyyubi’ nin Nureddin’in yönetimindeki toprakları adım adım fethetmesi üzerine, Diyarbakır’ daki durumları daha da zayıfladı. Muhammed (hd
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
EVLİLİK ÇAĞI VE ERKEN EVLİLİĞİN FAZİLETİ
(Özellikle: "Kızınızı Mutlaka Nikahlayın") "Evlilik çağı ergenlikle başlar. Haram işleyen her gencin evlenmesi farzdır. Evlendirmeyen baba (işlenen her günahda) vebal altındadır. Nasıl yetişirsen öyle inanırsın." 🌷 (Hz. Aişe) Kız çocuğu dokuz yaşına geldiği zaman artık o bir kadın adayıdır. / (Hz. Aişe) Allah Resulü benimle 6 yaşımdayken nikâhlandı. 9 yaşıma geldiğimde de onunla evlendim. (Tirmizi, 9 Nikâh 19 No: 1109 / Müslim, 1422) 🌷 “Dinini ve ahlakını beğendiğiniz bir kimse size dünür olarak gelirse kızınızı ona nikâhlayın. Böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve bozgunculuk olacaktır.” Bunun üzerine, ey Allah’ın Resulü, dediler: “Eğer o kimsede mal ve denklik olarak bir eksiklik olursa ne olacak?" Efendimiz (sav) buyurdular ki: (Üç kere) “Dinini ve ahlakını beğendiğiniz size gelirse, kızınızı onunla mutlaka nikâhlayın.” (Tirmizi, Nikâh 3) 🌷 Çocuğun baba üzerindeki hakkı, ona güzel bir isim koyması, zamanı gelince evlendirmesi ve ona yazı yazmayı öğretmesidir. / Kimin bir çocuğu olursa, ismini ve edebini güzel yapsın. Buluğa erince de onu evlendirsin. Çocuk, buluğa erdiği hâlde evlendirilmez, o da bu yüzden bir günah işlerse bunun günahı baba üzerinedir.” (Ali el-Muttaki, XVI, 417 / Beyhaki, Şuabul İman, 6: 402) Sahtekar Alimlerin Çarpıttığı Ayet: "Allah’ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere (kadın ve çocuklara) vermeyin. O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin. / Evlenme çağına (buluğa) erinceye kadar yetimleri gözetip (akıllarını) deneyin. Onların akılca olgunlaştıklarını görürseniz, (hemen) mallarını kendilerine teslim edin." (Nisa Suresi 5-6. Ayet) Tefsiri: ✔️ Ayetin genel ifadesinden hareketle: Kişinin Allahın ona verdiği malı; malın kıymetini bilmeyen hanımına ve çocuklarına verip de, onların eline
Hz. Aişe (ra) Şöyle Buyurdu:
"Kız çocuğu dokuz yaşına geldiği zaman artık o bir kadın adayıdır." (Tirmizi, 9 Nikah 19 No: 1109)
Londra'da gösteriş ya da gösterişsizlik yok denecek kadar az; - yüzlerce yıllık bir esnaf metropolü gibi sade, gerçek bir yaşam havası var. Tabelalarda "Doksan yıldır Threadneedle Caddesi'nde kurulmuştur", "1109'da kurulmuştur" ibareleri var -De Foe'nun çağdaşları hala aynı noktada kalıtsal kıstası tutan gelecek kuşaklar tarafından temsil edilmektedir.Nath Hawthorne, Passage From The English Note-Books, 1853
Alıntı
Kültür Klasik Sanatlar
Hat Sanatında Hilye-i Şerifler Prof. Dr. M. Uğur Derman 26 Ocak 2018 Kültür Klasik Sanatlar İslam inancı, putlaştırılabilecek kimselerin tasvirlerinden şiddetle kaçınmıştır. Bu sebeple, bir kaç asılsız minyatür dışında hiç kimse Rasûlullah'ın resmini çizmeye cesaret edememiştir. Hıristiyan âleminde Hz. İsa için uygulandığı gibi hayali bir resim yapmaktansa, sahih tariflerden hareketle İslam Peygamberi'ni hilyesinden öğrenip anlatmak; her inananın, gönlünde beliren şekliyle yaratılmışların bu en yücesini tasavvur ederek bağlanmasına vesile olmaktadır. Bu ise, putları yıkan bir iman anlayışı için elbette daha gerçekçidir. "Süs, ziynet" manasının yanı sıra "hilkat, suret, sıfat" manalarını da taşıyan hilye kelimesi, hilye-i saadet veya hilye-i nebevî terkipleriyle daha tamamlayıcı bir mahiyet kazanmaktadır. Eskiden beri göğüs cebinde bir hürmet nişanesi olarak taşınmak için, gündelik el yazısı veya nesih hattı ile küçük çapta yazılan bu metnin, kaynaklarda yer almamakla beraber, ilk defa olarak hüsn-i hattın önde gelen isimlerinden Hafız Osman Efendi (öl. 1110/1698) eliyle levha şeklinde yazılmış bulunduğu kabul edilmektedir. Eski hattatlardan gelen bu konudaki sözlü rivayetler, bilinen hilye şeklinin benzeri hiç bir levha çalışmasına anılan hat üstadından önce rastlanmayışı; Hafız Osman'ın ise hem bu biçimi denemek, hem de farklı hilye metinlerini araştırıp bulmak ve bunu yazmak hususundaki sanatkarca gayretinin kesinlikle belirlenişi, bu kanaatin doğruluk payını artırmaktadır. Hilye levhalarının tarihî gelişimine geçmeden, en yaygın olan şekline göre tasarlanmış bölümleri incelenirse: Hafız Osman hilye için yaygın olan bu biçimi geliştirmeden önce, katlanarak göğüs üzerindeki cepte taşınabilecek boyda ve yalnız nesih hattıyla Türkçe mealli hilyeler yazmıştır. Şimdiye