Puan vermedi·116 syf.··
2026 32. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 00:00
PAKİZE Bitti 116 sayfa.. Merhaba kitap dostları.. Pakize, sevgi ve güven duygusundan uzak, yoksulluk içinde büyür. Çocukluğunu yaşayamaz; erken yaşta sorumluluk almak zorunda kalır. Ailesel eksiklikler ve çevresindeki insanların ilgisizliği, onun iç dünyasında derin yaralar açar. Hayatına giren kişiler çoğu zaman ona destek olmak yerine hayal kırıklığı yaşatır, bu da onun insanlara karşı mesafeli ve içine kapanık biri olmasına neden olur. Zamanla Pakize, yaşadığı acılarla birlikte olgunlaşır. İçindeki yalnızlık hissi büyürken, aynı zamanda hayata tutunma isteği de devam eder. Tüm zorluklara rağmen tamamen pes etmez; içinde küçük de olsa bir umut taşır. Bu umut, onun en zor anlarda bile ayakta kalmasını sağlar. Roman boyunca Pakize’nin yaşadıkları, sadece bireysel bir hikâye olarak değil, aynı zamanda toplumdaki yoksulluk, sahipsizlik ve duyarsızlık gibi sorunların bir yansıması olarak sunulur. Sonuç olarak Pakize, okuyucuya hem derin bir hüzün hem de direnme gücü aşılayan, insanın en zor koşullarda bile hayata tutunabileceğini anlatan etkileyici bir romandır.
PakizeGürkan Sinan · Doa Yayınları · 20252 okunma
8/10
·320 syf.·
2026 56. kitabı
Hannah Arendt “Kötülüğün Sıradanlığı” 1963’te yayımlanan Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil (Türkçede genellikle Kötülüğün Sıradanlığı alt başlığıyla biliniyor), Hannah Arendt’in Nazi Almanyası’nın lojistik planlayıcılarından Adolf Eichmann’ın Kudüs’teki yargılanmasını izleyerek kaleme aldığı çarpıcı bir eser. Arendt, beş ay süren davanın altı haftalık bölümünü izlemiş ve gözlemlerini aktarmış. Arendt’in en sarsıcı bulduğu nokta şu: Eichmann, şeytani bir canavar gibi görünmüyor. Aksine, klişe cümlelerle konuşan, düşünme yetisini reddeden, bürokratik rutinlere uyan sıradan bir memur portresi çizer. Onun savunması hep aynı cümledir: “Ben sadece emirleri uyguladım.” Arendt, kötülüğün kaynağını nefret ya da sadizmde değil, düşüncesizlikte ve kör itaate dayalı bürokratik mekaniklikte bulur. Ona göre en büyük kötülükler, düşünmeyen, sorgulamayan ve yalnızca emirlere uyan sıradan insanlar eliyle yapılır. İşte bu yüzden “kötülüğün sıradanlığı” kavramı, insan doğasına ve modern bürokrasiye tutulmuş en sert aynalardan biridir. Eichmann, milyonlarca insanı ölüm kamplarına gönderen bir lojistikçi olarak, yaptığı işi bir “teknik görev” gibi görür. İnsanların acısı onun gözünde bir “lojistik meseleye” indirgenir. Arendt’in korktuğu nokta tam da budur: İnsan, başka insanların hayatını teknik bir ayrıntıya çevirdiğinde, korkunç şeyler normalleşebilir. Kitap yayımlandığında büyük tartışmalar yaratmış. Bazı kesimler Arendt’in Eichmann’ı “hafiflettiğini” düşünüyor. Oysa Arendt amacının onu masum göstermek olmadığını, tam tersine, Eichmann’ın suçlu olduğunu söylüyor. Ancak asıl tehlikenin, kötülüğün insanüstü bir şey değil, gayet insani bir şey olmasında yattığını ekliyor ve şöyle diyor:”Eğer kötülüğü sadece “canavarlara” ait sayarsak, sıradan insanların da
Kötülüğün SıradanlığıHannah Arendt · Metis Yayınları · 2022991 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·116 syf.··
2026 82. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 15:53
Kitabın adı:Sisli Yazarın adı: Necati Tosuner Sayfa sayısı:116 öykülerden oluşan mini bir kitap öykü'nün birinde iki çocuklu bir aile vardır . Ailemizin çocuklarından biri hastadır. iyileşemez ölür. Ne yapsınlar üzülmekten başka çaresizdirler. Yoklupun gözü kör olsun. Yine öykünün birinde aile köyden şehre gider. Çocuk küçüktür babasına nereye gidiyoruz baba diye sorar. Babamız dayınların yanına gidiyoruz ve giderler . Onlarla itiş tıkış otururlar. Bir zaman sonra bir gecekondu yaparlar çocuk sevinir Bizim de evimiz oldu der sevincini belli eder işte böyle bir kitap çaresizlik yokluk hepsi var içinde yoksul ailelerin sisli günlerini ve yaşantısını anlatan bir kitap. Okuyalım okutturalım.
SisliNecati Tosuner · İş Bankası Kültür Yayınları · 201258 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 29. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 18:51
"Çünkü insanlar da ağaçlar gibidir. Onların da mevsimleri vardır onlar da başka yere dikilince tutmazlar." (S.134) "Dış dünyanın istediği tek şey özgürce yumruk atmak, ezmek, vurmak ve yaralamakmış. Hangi konuda olursa olsun. Bu darbeler ister kazlara, ister kulübelere, köpeklere, çocuklara indirilsin, hiç önemi yokmuş, önemli olan darbe indirilmesi, keyfi kavga çıkarılması, bora gibi esip gelen güçlüklerle insanların tarihini ansızın tersine döndürmekmiş." (S.116) Taşların Dil'i ilginç bir konusu olan kitaplardan. Taş devrini anlatmayı düşünmek sanırım çok da herkesin aklına gelebilecek bir fikir değil. Yazar, taş devrinde deniz kenarındaki bir kasabada, taşçılıkla uğraşan insanların arasında, aslında çok da o topluma ait olmayan bir adamın çocuğunun dilinden o adamı ve kasabayı anlatıyor. İlginç yerlerden biri de çocuğun bu adamı yani babasını anlattığı yerlerden sonra babasıyla arasındaki ilişkinin adı konulduktan sonraki kısmı bu kez babasının ağzından bilinçakışı ile anlatmaya başlaması oldu. Ben şiirsel anlatımlardan çok hoşlanmadığım için kitabın dilini biraz ağdalı buldum. Bence çok basit bir konu uzatıldıkça uzatılmış. Dolayısıyla akıcı bir kitap olduğunu söyleyemem. Ama taş devrinden bronz çağına geçilmesi ve toplumun iki yüzlülüğünü anlattığı kısımlar hoşuma gitti. Kitabın ana karakterinin hikaye anlatıcılığı bana Çağan Irmak'ın Ulak filmini anımsattı. Daha önce hiç taş devrindeki insanlara dair bir kitap okumadığım için farklı bir okuma deneyimi oldu ama subjektif olarak beğendiğim bir tarz değildi. İlgilisine tavsiyemdir. Keyifli okumalar dilerim.
Taşların DiliJim Crace · Dedalus Kitap · 202612 okunma
10/10
·126 syf.··
2026 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 22:01
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir. (Spoiler içerir!) Karşılıksız bir aşk ve kabul görmeyen bir son! Werther, Lotte'ye aşık olur. Lotte, Albert'le evlenir. Zamanla Werther'ın ruhundaki ahenk bozulur ve Albert'in karısı ile arasındaki güzel ilişkiye zarar verdiğini düşünür, bu yüzden kendini suçlar. En güzel insani duygulardan aşk, yazgısı mutlu etmesi gereken insanları üzer ve Werther, " Niçin uyandırıyorsun beni bahar yeli? Hem esiyor, hem de diyorsun ki: Göklerin şebnemini yağdırırım! Oysa yapraklarımın kuruması yakın, yapraklarımın dökecek fırtına! Yarın gezgin gelecek, gelecek ve tüm güzelliğimle beni görecek, kırlarda her yanda gözleri beni arayacak, ama bulamayacak." (S.116) diyerek bir son verir hayatına. Lakin bu kitaba sadece imkansız aşk ve hayattan vazgeçiş gözüyle bakmak yanıltıcı olur. Yazar, yaşantısının dar çemberinde dönen bir hayat isteyen Werther'in, yaşamdan vazgeçişini gün gün kaleme alırken ara temalarda: İnsanın özgürlük korkusuna, Sınıfsal ön yargılara, Çocuk gibi yönetilen insanların körlüğüne, Gücün sınırının denemeden bilinemeyeceğine, Kötü günlere katlanabilmek için, iyi günlerin tadını doyasıya çıkarmamın önemine, Keyifli olmadığında maskenin gereksizliğine, Mutlu edemediğimiz, mutlu insanlar gördüğümüzde dayanamadığımıza, Çocukları hayata hazırlarken sadece olumlular vermemizin yanılgısına, Başkalarının öğretilerinde yaşamak yerine, kendi tutkumuzun peşinden gitmemiz gerektiğine, İnsanları yargılarken eylemden çok nedeninin önemine,
1000Kitap
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,2bin okunma
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2026 21:50
Nermin Yıldırım’dan okuduğum ilk eser olan Dokunmadan, bazı sayfalarında duraksadığım, bazı hislerin kalbimi sızlattığı ve kendimden bir parça bulduğum bir eser oldu. Roman, Adalet adlı karakterin vicdanıyla olan savaşını, yaşanmadan geçip giden ömrünü ve içsel mücadelesini anlatır. Adalet, Adaletin yoldaşı Hülya aynı zamanda Mahsun’un Muhsinesi ve Sadi Seber… Vicdanen rahatlamak için çıktığı yolculuğun kendi sonunu hazırladığını bilmeden, Sadi’nin aslında onu nasıl sevdiğini görmeden biten bir ömür… Yaşamadan kaç günümü heba ettim, kaç duyguyla Adalet gibi farkında olmadan vedalaştım acaba diye düşünmeme sebep olan bu kitap ve Adalet’in hikayesi yüreğimde bir burukluk bıraktı. Belki de zaten buruk olan, eksik kalan duygularımı bana hatırlattı. İçimi sızlatan ve kendimden parçalar bulduğum birkaç alıntıyı buraya bırakarak ve kesinlikle okumanızı tavsiye ederek incelememi bitireceğim. • " Çünkü bazı sızılar bir defa başladı mı artık geçmiyor. Bazı yaralar hiç kapanmıyor. Bazı eller bazı saçları okşamayınca, bu minicik, aptal, önemsiz şey yaşanmayınca, bazı hayatlar geri dönüşsüz biçimde tarumar oluyor. Belki siz bunu bilmiyorsunuz. Umarım hiç öğrenmezsiniz. Bazı durumlarda sadece bilmeyenler yaşamayı beceriyor. Hayatta kalmakla yaşamayı becermek aynı şey değil. " -s.82 • “O yaşlarda utangaçtım, kırılgandım. Deneme yanılma dönemi başlamamıştı henüz hayatımın. Kırılmaktan korkmamanın bir yolunun da, kendi kendini bin parçaya ayırmak olduğunu keşfetmemiştim daha. Cam bir fanusun içinde korumaya çalışıyordum kendimi. Yanlış geldiğim bir yerdi dünya, öyle hissediyordum. Sanki çok güzel bir yere gitmek üzere yola çıkmışım da, sonra gecenin bir yarısı yanlış durakta inivermişim gibi.” -s.116 • “Geçmişe özlem duymak, asla dolmayacak boşlukların, kovuklarını belli etmek
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,6bin okunma