6,0/10  (3 Oy) · 
7 okunma  · 
0 beğeni  · 
585 gösterim
Sisli, Necati Tosuner'in öykü kitaplarının dördüncüsü. Bu kitapta yazarın İstanbul, 12 Mart ve Almanya öyküleri üç bölümde toplanıyor. Birbirinden farklı yer ve durumları anlatsa bile yazarın ince duyarlılığı sürekli hissediliyor.

İsteyiş-kaçınış, bekleyiş-vazgeçiş ve hayatın her çarpıcı zıtlığı, Necati Tosuner'in harikulade dil ustalığıyla sergileniyor. Bir sayfada şenlik içinde coşan, yüreği sevinçten duracakmış gibi anlatılan insan, başka bir sayfayı saran ürpertiyle donup kalıyor. Alttan alta bir ölüm düşüncesi metin boyunca sisler içinde ilerliyor...

Dursundu ellerimin titremesi. Gönlümün eski çimenliğinde bir eski çiçek açsındı, -artık açsındı. İstiyordum ki, akıtsındı şurayaca çıkan yeşilin.. zehirin.. sıkıntının acımsılığını ve ilkyaz yarın çıkıp gelince, gövereydim yeniden, yemişe duraydım usul usul ve dinsindi içimin sızıltılı kanayışı, acılı sızılayışı, buruluşu ve umutsuzluğun yerine coşku doluşsun, gerçekleşsindi varlığım. Ve kimin ve neyin bedelini ödüyordum, bitsindi.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2012
  • Sayfa Sayısı:
    116
  • ISBN:
    9786053605508
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Aziz | Tom Joad 
 08 Tem 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

"Adı sanı duyulmamış yazarlar yahut şairler bazen büyük yazar ve şairlere taş çıkartır" kanaatindeydim ve öyle de kalacağım gibi görünüyor. Necati Tosuner öyle olaylar çıkarıyor ki karşımıza ve öyle güzel kullanıyor ki dilini, hayran bırakıyor okuru kendine. Gerçekten çok güzel bir dil işçiliği ve birbirinden güzel, muazzam öyküler var kitapta. Zannımca bu olayları yaşamış veya biz öyle sanalım mı istemiş bilmiyorum. Ama okuduğumda "keşke o kadın seni bırakmasa, neden bıraktı, neden sevdi bir başkasını, neden Kerim yok artık?, neden yalnızsın, yengene göz dikmedin değil mi, o yüzden kovmuyor de mi seni evden?, yoksa o da mı kanser senin gibi, ya yeğenin, nasıl diyeceksin ona babasının öldüğünü, anlatabilecek misin?" sorularını sordum ona. Onunla konuşuyormuşçasına. Kaçıyor benden. Hep eksik cümleler. Hayatı gibi.



"Biliyor musun, önce Murat yoktu. Değil mi, kardeşin yoktu senin. Sonra Murat oluverdi. Hep böyle. Deden vardı değil mi? Deden yok oldu sonra. Hep böyle. Herkes böyle. İnsanlar önce yokken ortaya çıkarlar, sonra bir gün giderler. Köpekler de öyle, kediler de... Hani Hatice Hanım'ın bir sarı kedisi vardi, n'oldu?"
"Ölmüş."
"Ya, ölmüş. Hep böyle olur. Kediler de ölür, insanlar da... Herkes..."
Tıkanıyorum.
Ağlamıyor.
Kolumu sarıyorum.
"Şimdi söyle.." diyorum. "Sevim ne dedi sana?"
"Babam ölmüş."
Duruyorum.
"Annem dedi ki Sevim yalan söylemiş, gelecekmiş."
"Sevim doğru söylemiş." diyorum. "Annen korkmuştur sana söylemeye. Senin üzülmeni ister mi hiç?
"İnsan ölünce bi daha gelmez mi?"
"Gelmez. Biz de ölünce oraya gideriz."
"Nereye?"
"Bilmem. Kimse bilmez ki bunu... İnsanlar nerden geliyor? Yine dönüyorlar sonra oraya..."
Duruyorum.
"Evimize gidelim mi?" diyorum.
Başlıyor ağlamaya.

Bir Soru adlı öyküden...