Amcamın dediğine göre eskiden sundurmalar olurmuş. Ve insanlar geceleri bazen oralarda otururlarmış, konuşmak istediklerinde konuşurlarmış, sandalyelerinde sallanırlarmış, konuşmak istemediklerinde de konuşmazlarmış. Bazen öylece oturup bir şeyleri düşünürlermiş yalnızca, düşünüp taşınırlarmış.
Düğmenin yerini fermuar alır ve insan şafakta giyinirken düşünmeye, felsefi düşüncelere dalmaya ve dolayısıyla da melankolikleşmeye ayıracak bir saat bulamaz olur.
"Yılın son karahindibalarından tahminimce. Yılın bu geç vaktinde çimenlikte bunlardan bir tane bulabileceğimi sanmıyordum. Çenenin altına sürtmeni söylediler mi hiç? Bak." Kız gülerek çiçeği çenesine dokundurdu.
"Niye ki?"
"İz bırakırsa, âşığım demektir. Bıraktı mı?"
"Mesele şu ki," dedi iç geçirerek, "gençlikte hayallerin esiriyizdir. Adeta Doğa'nın şartı, ırkın devamı pahasına anneliği güvence altına almak için kurduğu bir tuzak bu. Fakat Doğa, ahlaki sonuçları, bizim yarattığımız ve ne pahasına olursa olsun uymak zorunda olduğumuzu hissettiğimiz keyfi koşulları hesaba katmaz."