Semra Ok

Semra Ok
@1280_
Ilgaz'ın annesi
Emekli
Lise
Edirne
instagram @karabulut_ok
113 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı

Semra Ok

, bir kitap okudu
Puan vermedi·182 syf.··
Beğendi
·
2021 62. kitabı
Sevda Akyol Baştımar
8/10 · 4 okunma
Reklam
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2021 61. kitabı
"...Her mutsuz aile birbirine benzer ama her mutlu ailenin kendine özgü bir mutsuzluğu vardır." Takvimler 2007 yılını gösterirken Edibe'nin evinde büyük bir telaş yaşanmaktadır. 12 Eylül'de birçok siyasi gibi yurtdışına kaçan evin biricik kızı Koza yıllar sonra yurduna dönecektir. Dönüşüyle birlikte, annesinin evinde kurulan sofrada tüm kardeşler, tanıdığı tanımadığı yeğenler bir araya gelir. Bir aradalık Edibe'yi çok mutlu etse de, araya giren mesafeler, biriken öfkeler, yarım kalan duygular, deli rüzgâr gibi savrulmalar masa başındaki aile bireylerini sessizliğe bürür. Ve biz onları iç sesiyle dinlerken, her bir karakteri sevmedikleri yemek üzerinden başka bir karakterin anlatımıyla tanırız... Bir de Deryadil ailesinin evine can katan eşyaların bize anlattıkları var ki, okudukça tadına doyulmuyor. Sarı boyalı duvarlar, antika ayna, cam sürahi, masa örtüsü vd. dile gelirken, anılarıyla kalbimizi fethediyor. Can Gürses'in Ölüyordum Geçerken Uğradım romanından sonra okuduğum ikinci romanı En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın... Anne yemekleriyle bezeli kalabalık sofrada konuşulamayan kelimelerin birçok ailede de konuşulamayan kelimeler olduğu gerçeğiyle yüzleştiriyor genç yazarımız... İstanbul'un maviliğinde, 27 yıllık ayrılığın ardından bir araya gelinen çatının altındaki iç sesleri dinlerken, kulağımıza çalınırken şarkılar şiirler, raks ederken Edibe'nin uçuşan etekleri bir coşku seline kapılıyoruz: Deryadil ailesinin özelinde benim, senin, aslında birçok ailenin geçmişini koza misali örüyoruz. Kadrajı genişlettikçe, yakın tarihimizin siyasi atmosferinde çekilen acıların fotoğraflarıyla korlaşırken yüreğimiz ah vah çekiyoruz. Gürses'in gencecik yaşında yazdığı, dupduru Türkçesiyle bezediği "ustalık işi" kitabını tavsiye ederken, unutmadan söyleyeyim herkes
En Güzel Günlerini Demek Bensiz YaşadınCan Gürses · Ayrıntı Yayınları · 2020499 okunma
10/10
·87 syf.··
Beğendi
·
2021 60. kitabı
Ormanın orta yerinde 7 metre derinliğinde bir kuyu... Kuyunun içinde 2 kardeş: biri Büyük, diğeri Küçük... Hikâye böyle başlar. 2 kardeşin neden kuyuda olduklarını düşünmeye fırsat kalmadan, kuyudan çıkmak için hayatta kalma mücadelesinin ortasında buluyorsunuz kendinizi. Nasıl mı? Toprağın onlara sunduğu kurtlarla, böceklerle beslenirler. Susuzluklarını kökleri emerek giderirler. Bağrış çağrışlarına rağmen seslerini kimselere duyuramazlar. Günleri aylar kovalar. Esaret hayatı süren kardeşlerin konuşma yetileri kaybolur. Sağlıkları günden güne bozulur. Açlık ve çaresizlik kardeşler arasında gerginliği tırmandırır. Küçük sıkça halisülasyonlar görmeye başlar. Büyük daha dirayetlidir, umudunu yitirmez. Kardeşini kuyudan çıkarmak için ölümü göze alacak kadar fedakârdır. "Yaşama tutunma iradeleri" sonucunda Küçük kuyudan Büyük'ün çabalarıyla çıkmayı başarır. Çıkmasıyla da, başından itibaren tüm sorular, suratımıza yediğimiz bir tokatla cevaplanır. İspanyol yazar Iván Repila'nın ülkemizde de çok ilgi gören kitabı, bize anlattıklarından, adından kapak görseline kadar oldukça etkileyici bir iz bıraktı bende. Margaret Thatcher ve Bertolt Brecht'ten alıntılarla girizgâh yapılan kitapta metafor olarak kurgulanan "kuyu" birçok şeye yorulabilinir: esarete, mücadeleye, öfkeye, fedakârlığa vd... Okudukça belleğinizde oluşacaktır tüm bu duygular... Hareket alanları sınırlı bir boşlukta, insanlıktan çıkaran koşullar karşısında düşle gerçeğin iç içe geçtiği "kafeste" iki seçenek vardır: ya tutsak olmak ya da isyan edip direnmek... Ya Hun'ların lideri Atilla'nın atını çalan çocuk gibi ölü bedenlerin üzerinde toynaklardan yaptığı ayakkabılarla geçip "uyandırmak" ya da "ölümü kabullenmiş" "halkların, ırkların üzerine basa basa" yola devam etmek. Ya karanlığa teslim olmak ya da duvarları
Atilla'nın Atını Çalan Çocukİvan Repila · Dergah Yayınları · 2020667 okunma
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2021 59. kitabı
"Sabah korna sesini duyunca indim aşağı. Hoca ön koltukta sızmıştı. Amcam arkada, telefona kilitlenmiş, yılan oyunu oynuyordu. Yılan duvara tosladıkça, 'Şerefsiz pezevenk,' diye küfrediyordu. Babam şoför koltuğundaydı, sinirle bana baktı. 'Binsene hadi, ne duruyorsun?' 'Adam gibi süreceksen binerim, yol uzun,' dedim. 'Hayatı ne zamandan beri bu kadar sever oldun? Şair değil misin sen?' diye sordu. 'Sebebim olduğundan beri... Ayrıca tabii ki şairim,' dedim. 'Bin lan hadi, kafamı bozma benim,' diye söylendi. Bindim..." Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünü, kitaba adını da veren Hoca Baba Amca Ben oluşturuyor. Çok eğlenceli, bol kahkahalı, bence tatlı baş belaları diyeceğiniz cinsten karakterlerle örülü bir bölüm: 4 kafadar... Ben karakteri hariç, baba, amca ve hoca, üçü de emekli öğretmen olan, içtikçe güzelleşen, müthiş renkli, memleket ve dünya meselelerini konuşacak kadar entellektüel birikime sahip; anarşist ve komünist muhalif kimlikleriyle kapitalizmin dayatımlarına karşı seslerini yükseltmiş, eylemlerin içinden gelen; rakı sofrasında muhabbetin dibine vuran, okunan bir şiirde çocuklar gibi ağlayan, üç hayat dolu adamın maceralarıyla doldu taştı yüreğim. Bayıldım üçüne de. Güçlü attığım kahkahaların sonunda, her birini tanıyormuşçasına, çok yaşayın e mi deyiverdim şuursuzca İkinci ve üçüncü bölümde ise acıların katmerleştiği, sevinçlerin kucaklaştığı, anılara izini düşüren Didem'in, Tuğrul'un, Serap'ın, Reha'nın ve diğerlerinin hikâyelerine ortak olunduğu, hüznün maviliklerinde derin bir yolculuğa çıkarıyor sevgili yazarımız. Hafif gözler buğulanabilir, burun direkleri sızlayabilir, demedi demeyin. Murat Uyurkulak'la yeni tanıştım ben de. Geç bile kalmışım diyebilirim rahatlıkla. Delibo kitabını da aldım. Okunmak için sırasını bekliyor kitaplığımda.
Hoca, Baba, Amca, BenMurat Uyurkulak · Can Yayınları · 2021270 okunma