Çiçektepe... Kimlere yurt olmadın, kimleri koynunda beslemedin; kâh ağladın kâh güldün, kâh direndin kâh boynunu büktün... Kimler kimler konaklamadı bağrında: Çingenesi, Kızılbaşı Kürdü; devrimcisi, esrarcısı, fahişesi, softası, beni benden alan Şiirli Hoca'sı☺ O Şiirli Hoca ki, Çiçektepe'nin başına gelmiş en güzel şeydi: "çöp ayıklayan martıları öğrencilerine benzetip", onlara uzunca şiir yazıp "içine hüzün doldurup bir akşam martılara okumak" isteyecek kadar...
Hani köyden kente göç edenlerin ortak öyküleri vardır ya, Çiçektepe'nin öyküsü de o aslında: hüzün barındıran, öfke uyandıran, umut bağlanılan. Ben babamdan annemden çok dinledim, bir gecede kondurdukları briketlerden örülmüş "ev"leri, "rüzgâra" karşı dayanıksız çatıları; birer, ikişer, onar derken kurulan, suyu, yolu olmayan, ama hep bir umut yeşertilen mahalleleri. Yetişemedim çeşmelerden su taşınılan günlere, ama kurulmasında aile büyüklerimin de emeğinin geçtiği, derelerin üzerine kurulmuş, dört yanı Gültepe, Kuştepe gibi adlar verilen mahallelerin arasında sıkışıp kalmış, bizim gibi Kızılbaşların, Kürtlerin, kıyısından da olsa Çingenelerin arasında koşup oynayıp, kolektif yaşamın tüm güzelliklerine yetiştim şükür
Çiçektepe de, kentin çöpünün döküldüğü, çöpleri temizleyen martıların çığlıkları altında ilk 8 kondunun, sonrasında odacıların, tablacıların, simitçilerin ellerine birer kazma alarak geldiği, yapa yıkıla kondurdukları mekânları yurt edinen insanlarla dolan; mavi tabelalara cadde sokak isimleri verilen, kapılarına numaralar çakılan; suyu, yolu olmayan, ama hiç umudun yitirilmediği kenar mahalledir.
Çöp bayırlarında kurulan konduların etrafında derme çatma fabrikalar oluşmaya başlar zamanla. Bu fabrikalar, işçiler arasında "kimi ciğer söndürür, kimi göz kurutur, kimi kadını kısır eder, kimi