Serenad uzun süredir listemdeydi. Kapağındaki "gizemli adam"ın yolculuğunu ve Talât Halman'ın, "okurlarını büyülüyor" cümlesinden etkilenerek, bir de baktım ki, öğlen saat 12 sularında başladığım kitap, soluksuz bir şekilde sabaha karşı 5'te, gözümden akıttığım yaşlar eşliğinde bitmiş. Ve kitabı bitiren birçok okurun yaptığı gibi hemen kulaklığımı taktım, Schubert'in Serenad'ını dinleyerek gözyaşlarımla Şile sahiline gittim.Kitabın içeriği hakkında bir şey yazmak istemiyorum, çünkü biliyorum ki, birçoğunuz bu kitabı benden evvel okudunuzİnsanlığımdan bir kez daha utandım... Irkçılığın, ne Türk, ne Kürt, ne Ermeni, ne Yahudi tanıdığına bir kez daha tanıklık ettim... Struma, kalbimde derin bir yara açtı... Liderliğin asla tesadüf olmadığını, kuyrukçuluğun, insanlığı nasıl bir uçuruma sürüklediğini özümsedim... Aşkın, sevginin sınır tanımayacak kadar yüce olduğunu; tarihin bize öğretilenin tam tersinden okunması gerektiğini; en acısı da, belki 2. Dünya Harbi'ne fiilen girmedik, ama basında, siyasi çevrelerde, hükümette Nazi Almanya'sına hayranlığın şaşırtıcı yanlarını, Hitler ordusunun başarısından sanki kendi ordularımız savaşıyormuşçasına mutluluk duyan bir topluluğun olduğu anlayışı dudaklarımı uçuklattı diyebilirim. Bu hayranlık, belki de, ülkemizde yaşanan 6-7 Eylül olaylarına giden yolda bir adımdı. Dedim ya, ırkçılığın her türü zehir saçar.. Yahudilere ve çok az bilenen Kırım Türklerine hak görülen eziyetleri okudukça nefesim daraldı, yüreğim sıkıştı... Struma'nın, 24 Şubat'ta, Sovyet Denizaltısının torpillemesiyle büyük bir patlamayla batırılışını, denizin üstüne gökyüzünden saçılan cesetleri okudukça gözyaşlarım sel oldu
Evet, HER İKTİDAR ÖLDÜRÜR..."
Asla sizi unutmayacağım Max, Nadia❤Şile sahiline giderseniz eğer, elinizde mutlaka bir karanfil olsun...