George Orwell'in, 1984 adlı kitabını okurken, Aldous Huxley'in de Cesur Yeni Dünya'sını listeme eklemiştim İstanbul'dayken...
Kitap, yakın zamanda okuduğum Damızlık Kızın Öyküsü'nün yazarı Margaret Atwood'un sunuş yazısıyla başlıyor... Huxley'in 1946 yılında gözden geçirilmiş haliyle basılan önsözünden sonra kitaba giriş yapılıyor... Huxley, kaotik bir dönemde, 1930 yılında yazmaya başladığı kitabı 1932 yılında tamamlamış... Müthiş bir kurgu...
Sonsözü yazan David Bradshaw'ın deyimiyle, "Amerikan araba kodamanı Henry Ford'un", T modeli otomobilin üretiminden 632 yıl sonrayı (F.S 632) anlatıyor kitap. Bu çağda Ford, ilahlaştırılarak Tanrı'nın yerini almış adeta.
Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde embriyoların şişelerde döllendirildiği; yazgılarını belirleyip şartlandırıldığı; döllendirdikleri şişelerden sosyalleşmiş insanlar olarak çıkarıldığı; yapacakları işlere göre Alfa+Beta+Epsilon+Gama vd. sınıflandırıldığı; alt seviyede olmasını istiyorlarsa (işçi vs.), embriyolara daha az oksijenin verildiği; kitaplara, doğaya vs. nefret besleyerek büyümeye şartlandırılmış kitlelerin, doğa sporlarına yönlendirildikleri; ancak bu yönlendirmeyi de sırf tüketimi artırmak için "gelişmiş aletlerle" yapılmasının önünün açıldığı; eski olan her şeyin atıldığı, "atıp kurtulmak onarmaktan iyidir" gibi anlayışlarla tüketimin zorunlu kılındığı (refah ve sanayinin çıkarları adına); müzelerin kapatıldığı, tarihi anıtların havaya uçurulduğu; yaşlanmamak için bir dolu takviyelerin yapıldığı (genç kan nakli, magnezyum tuzları gibi); bir de SOMA adı verilen uyuşturucuyla toplumu sürekli "MUTLU" kılan bir düzen...
Bu kadar ipucu yeter sanırım
Sonuç olarak, Huxley'in 1930 yılında kurgulamış olduğu distopya tarzındaki romanından, George Orwell'in 1984'ü kadar etkilendim. Totaliter
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
Sanırım biz şanslı bir kuşağız. Kartpostalları, mektupları gördük şükür Bayramların, yeni yılların vazgeçilmezi kartpostallardı mesela. Uzaktan gelen bir kart ne kadar mutlu ederdi bizi❤ Mektup köyden ara sıra gelirdi. O da selam kelamdan öteye gitmeyen yarım sayfalık satırlar. Hiçbir şeyde yoktur mektuplaşmanın tadı. Hele ki yârinle olanlar (5 yıl yazdım, bilirim❤): özlemini, hasretini, sevdanı sığdırırsın satırlara. Her daim diri tutar seni hasretlikte yazılanlar. Dört gözle beklersin postacıyı. Ne yazdı acaba diye yırtarsın zarfın ucunu telaşla. Kalbin yerinden çıkacakmışçasına başlarsın okumaya❤ Tarif edilmez bir duygu velhasıl.
Gelelim romana... John Berger'in A'dan X'e romanının ilk basım tarihi 2008. Sunuş yazısından anlıyoruz ki, "Suse kasabasının kuzeyindeki tepelere inşaa edilmiş yüksek güvenlikli yeni hapishane açıldığında, kapatılan eski hapishanenin, 73 numaralı hücrenin son tutsağının Xavier" olduğunu. Xavier, iki kez müebbet hapisle cezalandırılmış devrimci bir tutsaktır. Hücresinde 3 tomar mektup bulunur: sevgilisi A'ida tarafından gönderilen. Eczacı olan sevgilisiyle, evli olmadıklarından dolayı görüşme olanakları da yoktur. Evlilik başvuruları da her defasında reddedilen iki sevgilinin tek iletişim kaynağı mektuplardır. A'idanın yazdığı mektupların arka sayfasına kısa kısa notlar düşmüş Xaiver. Mektupların hepsi A'ida'ya ait. A'ida son derece dirençli, çok âşık, tutkun, sevdalı bir aktivist aynı zamanda. Yıllarca hiç birbirini göremeden mektuplarla ayakta kalmak kolay mı? Neler sığdırmamış ki sevda kokan mektuplara❤ A'ida mektuplarında çok farklı biçimlerde hitap ediyor sevgilisine: Mi Giapo, Ya Nur, Habibi gibi... Aynı zamanda Can Yücel'e Kürt kökenli yazar Bejan Matur'a da göndermeler var kitapta: Chavez, Eva Morales'e de olduğu gibi. Elbette
Ah Zeze, canım Zeze...
Romanı okurken içimi çeke çeke sürekli tekrarladığım cümlelerdi bunlar... 5 yaşındaki bir çocuğun tramvalarına tanıklıķ etmenin ağırlığındandı iç çekişlerim...
Zezecik 5 yaşında, ucu bucağı olmayan hayal dünyasında, Edmund dayısının deyimiyle "akıl küpü" bir ufaklık...
Zeze, büyük kardeşlerin küçüķleri yetiştirmenin gelenek olduğu, babasının işsiz olmasından dolayı acı çekmesinin farkında olan, dayanılmaz bel ağrılarına rağmen para kazanmak için şafak vakti evden çıkmak zorunda olan annesine çok üzülen, okula gitmesi gerekirken, üstelik derslerinde oldukça başarılı olan kız kardeşi Lala'nın fabrikada çalışmasını dert edinen, yaramazlıklarından dolayı babası ve kardeşlerinden sürekli dayak yemek suretiyle şiddet gören bir çocuk... Öylesine şiddet görür ki Zeze, bir gün dayanamaz ve annesine, "Anneciğim, keşke hiç doğmasaydım" diye kendisini suçlayacak kadar masum...
Tüm bu şiddete rağmen, Zeze, hayatı keşfetmeyi seven, okumayı kendisi sökecek kadar meraklı, okulda oldukça başarılı olmasının yanında çok da duygusal: okulundaki öğretmenlerin masalarındaki bardaklarda her gün gördüğü çiçek neden benim öğretmenimin masasında yok diye dert edinecek kadar duygusal hem de. Öğretmenini mutlu etmek için, komşusunun bahçesinden çiçek koparıp öğretmenine götürecek kadar yürekli bir çocuk...
Aslında kendi kendini büyütür Zeze... Çok fakir olduklarının bilincindedir. Her şeye çok çabuk sahip olamayacağının da. Ayakkabı boyacılığı yapar, günün modası olan şarkı sözü satar Ariovaldo efendiyle... Kardeşi Kral Luis'e iyi bir rehberdir. 5 yaşında olmasına rağmen onu kendi küçüklüğünün yerine koyar. Oyunlar öğretir. Gezdirir. Tüm sorularına sabırla cevap verir. O kadar koca bir yüreğe sahiptir.
Yeni evlerinin bahçesindeki şeker portakalı ağacı en yakın dostu,
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2025275,2bin okunma