"...Her uzvum tamamdı fakat ben eksiktim. Kimsenin omzuna dokunmamıştı elim. Omuz vermeden, gözyaşı silmeden, kalp ısıtmadan, el uzatmadan, dünyaya da içindekilere de zerrece dokunmadan, çoktan sönmüş bir ruh gibi yaşayıp gitmiştim... Hiçbir çığlığa yankı vermemiş, ne vakit bir yaraya denk gelsem, kabuk sandığım sessizliğin ardına gizlemişim. Sessizlik, susanların yükselttiği derin bir uçurumdu. Kıyısına geldiğimde, gücümü toplayıp da buradayım diye bile seslenememiştim. Bu yüzden suçlu, bu yüzden yenik, bu yüzden zayiydim. İlk günahımın kıymeti yoktu. Ben, en sık işlediğim günahla, suskunluğumla mimlenmiş, kolumdaki uyuşuklukla mühürlenmiştim..."
Yaşı henüz 29 olan Adalet ölümcül bir hastalığa yakalanır. Düşünmeye başlar işlediği ilk günahları, kırdığı kalpleri, söylediği yalanları, çevirdiği dolapları... Ve Mahsun gelir aklına. Kapıcı Rüstem amcanın oğlu. Her zaman elindeki tek gözlü oyuncak ayıyla apartmanın merdivenlerine oturup etrafına donuk donuk bakan, söylenenleri anlamakta zorluk çeken, mahallenin çocuklarının oyunlarına almadıkları Mahsun. Ve Mahsun'un direnmesine rağmen, ayısı Muhlise'yi bir gün zorla alır Adalet. Bir daha da geri vermez. Evet, ilk gerçek suçu 4 yaşındayken oyuncak ayıya el koymaktır. Yıllar sonra, Mahsun'a bir özür borcu vardır Adalet'in.
Macera da böylece başlar. Mahsun'u aramaya koyulur Adalet. O il bu il derken, hayli meşakkatli yolculuklardan geçer. Tek sırdaşı, yolculuğuna eşlik eden Hülya'dır. Adalet'in bir de gazetelerden kestiği haberleri yapıştırdığı defteri vardır. Hatta birçok ili de o gazete kupürlerinden bilir. Sadi Seber adında bir genç, adeta "Hızır" gibi dahil olur yolculuk macerasına. Birlikte yerler, birlikte içerler, birlikte iz sürerler Mahsun'a ulaşmak için.
Adalet, kendini yıllarca yalnızlığın içine hapsetmiş,