"Yolda yürürken, tanıdık, eş, dost, akraba, bir sürü insana rastlıyorsunuz. Kimine Ermenice "pariluys", kimine Arapça "selamünaleyküm" diyorsunuz; akşam, kireç, harç, badana, boya karışımı elbisenizle işten dönerken de, yine kimine Ermenice "parirgun", bazılarına Türkçe "iyi akşamlar", başkalarına da Kürtçe "evarete ğher" diyip, omzunuzda taşıdığınız kocaman karpuzunuzla eve giriyorsunuz..."
Mıgırdiç Margosyan, 1940.lı yılların Diyarbakır'ında, Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin, Keldanilerin, Süryanilerin, yani birçok etnisitiyenin bir arada kardeşçe yaşadığı günlerin öyküleriyle buluşturuyor 1988 Eliz Kavukçuyan Ödülü'nü almış kitabıyla.
Ermenilerin yaşadığı mahalle olan Hançepek yani Gâvur Mahallesi yazarımızın da çocukluğunun geçtiği yerdir. Günlük yaşam telaşlarından gelenek göreneklerine, bayramlarına, doğumlarına, cenazelerine, küçelerde yaşanan aşklara sevdalara dair öyle zenginlikler sunuyor ki, hayıflanıyorsunuz, derin bir iç çekiyorsunuz, gözleriniz doluyor, tarihe lanet okuyorsunuz
Kilisenin çan sesiyle ezan sesinin birbirine karıştığı, dillerin birbirine kaynaştığı, bayramın seyranın birlikte kutlandığı, toplanan buğdayların Kürt-Türk-Ermeni demeden birlikte ayıklandığı, Halil İbrahim bereketiyle yenmesi için hep birlikte dualar edildiği, ayrılığın gayrılığın olmadığı yerdir Gâvur Mahallesi.
Bizim Oralar der yazar Diyarbakır için. Vatanım der. Gün gelmiş evinin direklerini Türkçe saymış 1, 2, 3, 4, 5, 6; kimi zaman Ermenice meg, yergu, yerek, çors, hink, vets; kimi zaman da Kürtçe yek, dü, se, car, penç, şeş... diyerekten. Kimi zaman dama oynarken iki Ermeni, dillerini unutup Zazaca konuşmuş, kimi zaman da Kürtçe... Kardeşlik, dirlik, birlik olmuşlar yüzyıllarca Mezopotamya'da... Güneş eşit ısıtmış damlarını, yağmur eşit yağmış bahçelerine; birlikte