Altı aylıkken zengin bir akrabasınına evlatlık verilen, 13 yaşında, eski yoksul ailesine geri iade edilen zeki bir kızın hikayesi.
Çok az duygu katılarak yazılmış dümdüz bir roman
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,186 okunma
Aslında bu kitap hakkında biraz önyargılıydım ama gerçekten gerekliymiş. Virüsün yayılma sürecini ve insanlar üzerindeki etkisini o kadar iyi işlemiş ki anlatamam.
Labirent deneylerinden 13 yıl önce yaşanan güneş patlamasından sonra birbirlerini bulan Mark, Trina, Alec ve Lana tam 1 yıl boyunca oradan oraya sürüklenerek hayatta kalmaya çalışırlar. Bundan sonra daha kötü şeyler yaşayabileceklerini düşünmeden yapmaları gereken tek şeyin yerleşim yeri aramak olduğunu zannederler. Ancak havada süzülen Kayaç'lardan atılan oklarla Dünya daha da kötü bir yer haline gelmeye başlar. Bu oklar Işıl Virüsü'dür ve insanlık yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Patlama Sonrası Koalisyon Hükümeti, Ölüm Emri vererek virüsün yayılmasını onaylamıştır. Bu saldırılardan sonra yayılan virüsle birlikte tanıdıkları herkes ya ölmüş ya da delirmeye başlamıştır. Köylere gidip neler olduğunu anlamaya çalışan grubumuz, bu virüsten etkilenmeyen bağışık bir kız çocuğu bulurlar. Ve bu kız çocuğu yıllar sonra Labirent deneylerinin en önemli parçası haline gelecektir. Aynı zamanda başka bir yerde bağışık olduğu anlaşılan Thomas ise ailesinden ayrılmak üzeredir. İSYAN tüm planlarını kurmuş ve harekete geçmeye çoktan başlamıştır.
Uzun zamandır okuduğum en samimi, en ayakları yere basan tarihi biyografik romanlardan biri oldu Türk Damarı. Yazarın harita mühendisi olması ve coğrafyayı, köyleri, eski adıyla Meğri (Fethiye) bölgesini tasvir edişindeki titizlik kitaba ayrı bir derinlik katmış.
Kitap edebi bir kurgudan ziyade, yaşanmışlığın verdiği o yalın ve vurucu gücü arkasına alıyor. Hamit Çavuş'un Yemen'de ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'da ettiği duadan, Çanakkale siperlerindeki ağır kokuya ve ölümle burun buruna gelişine kadar her detay büyük bir saygı ve duygu bağıyla aktarılmış. Özellikle Hamit Çavuş'un 13 aylık esaretten dönüp "firari" damgasıyla divan-ı harbe çıkarıldığı andaki o gururlu duruşu ve vücudundaki süngü izlerini kumandana gösterdiği sahne (Sayfa 46) vatan sevgisinin kelimelerle anlatılamayacak bir portresi gibiydi.
Hafızasını kaybetmeden babasının mirasını bugüne taşıyan 85 yaşındaki Recep Erel'e ve bu kıymetli anıları bizlerle buluşturan Alim Serkan Cesur'a teşekkür borçluyuz. Geçmişini, bu toprakların nasıl kazanıldığını unutmak istemeyen her okurun listesinde olmalı.
Türk DamarıAlim Serkan Cesur · İkinci Adam Yayınları · 20269 okunma
PATRONUN OĞLUNUN KARISINI ÖLDÜRDÜĞÜ YERDEKİ ŞOKUMU BAŞKA HİÇ BİR KİTAPTA YAŞAMAM DİYORDUM TA Kİ SON 5 SAYFAYA KADAR (tavşanlar travma oldu tşk)
(13 mayıs 2026 yılında okundu)
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · İletişim Yayınları · 2024211,7bin okunma
Mehmet Akif Ersoy Şadi Şirazi’ye büyük bir hayranlık beslermiş. Onu bir üstat olarak görmüş, ‘Şark’ın ruh-i kemali’ (Doğu’nun olgunluk ruhu) olarak nitelendirmiş. Safahat’ı tekrar okuduktan sonra Sadi Şirazi’nin en meşhur iki eserinden (Gülistan ve Bostan) Bostan’ı okumaya karar verdim.
Sadi 13. yüzyılda yaşamış. Fara edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak görülüyor. Adından anlaşılacağı üzere günümüzde Iran’da bulunan Şirazlı bir şair, yazar, gezgin ve mutasavvıf. Hayatının üçte birini ikim tahsili ile, üçte birini seyahatlerle, üçte birini de kazandığı deneyimleri yazıya dökerek geçirmiş.
Kitap manzum şekilde yazılmış bir eser. Birçok çevirisi var sanırım. Düzyazı çevirisinde bile aslını, orijinal üslubu yakalamak çok zor. Bu kafiyeli, vezinli yazılarda daha da zor tabi. Bu sebepten çeviren kişi hece vezniyle ve mealen nesir şeklinde tercümesini yapmış. Anlamını vermiş olsa da o üslup, söz söylemedeki o Mehmet Akif’in hayran olduğu ustalığı hissetmek zor.
Kitap içerik olarak kısa menkıbe ve hikayeler ile bunların yorumları ve nasihatler içeriyor. Hikmetli ve değerli bilgiler, etkileyici sözler var. Ama maalesef asıl o söz söyleme sanatını, üslubunu bulamadım.
Edebiyata ve özellikle şiire olan merakı sonunda tanımıştı. O, kitapları yayınlanmış ve çok sevilmiş bir şairdi. Önce şiirlerin okudu, sonra Payas'ta büyüdüğünü öğrendi ve bir tatil zamanı bulup Zeynep'i. Şiir sevgisi Zeynep'in de dikkatini çekince ara ara buluşup edebiyat üzerine konuşmaya başlamışlardı. sayfa 8
@uguroguzpayas Uğur Oğuz
.
Romanımız daha başından kendisini içine çekiyor bir merak ve hoşunuza gidecek bir beklenti ile sayfalarda ilerliyorsunuz.
.
Sallanan Köprü'nün girişinin yerli ve çoğu yabancı turistlerden oluşan kalabalık ile dolu olduğunu fark etti. İnsanlar bu tanınmış köprüyü merak ediyor ve resim çektiriyorlardı. Kapadokya gezilerinin mutlaka görülmesi gereken yapılarından biriydi burası. sayfa 13
.
Payas'ın sokaklarinda gezintiye çıkıyor ve önce Zeynep'in ayrıldığını öğreniyoruz ve detaylarını öğreniyoruz.
.
Tarife göre yürümeye başladı. Sokaklar caddeler cıvıl cıvıldı. O kadar çok turist vardı ki gruplar halinde dolaşıyorlardı. Birbirlerinden ayrılmamaya özen gösteriyorlardı. Genç yaşlı, kadın erkek, çocuklar... Sarışındi çoğunluğu. Kuzey Avrupa'dan olmalılar; Ruslar, Ukraynalılar, Almanlar, İngilizler... sayfa 78
.
Yapabileceğimiz tek şey yarına kadar ölmemek. Her gün bunu düşünmeliyiz @kavimyayncilik
.
Daha önce siir kitabı "Söylenmeler" ile tanıştım yazarımızla kendisi ogretmen emeklisi ve Payas'ta yaşıyor.
.
Zᴇʏɴᴇᴘ ve Alican ile beraber kitapokurlarla beraber okuduk Teşekkürlerimizle