“Benim canım kız kardeşim. Gerçek olamayacak kadar güzel, sarp kayalıklarda bir avuç topraktan fışkıran çiçeğe benzeyen kardeşim. Direnmeyi ondan öğrendim. Birbirimize benzemesek de ikimizin de bu dünyada varoluş sebebimiz aynı. Birbirimize ömür boyu arka çıkmak.”
Arminuta ve Adriana’nın sıcacık kardeşlik öyküsü... Arminuta; öz ailesi tarafından bebekken annesinin kuzenine verilmiş ve 13 yaşına kadar çok güzel ve imkanları olan bir hayat yaşamıştır. Sonrasında hiçbir açıklama yapılmadan öz ailesine tekrardan teslim edilmiş. Aradığı sorulara bir cevap bulamayan Arminuta’yı o evden bekleyen ve sonsuz bir sevgi ile kucaklayan Adriana ile kurulan bağına şahit olmak çok güzel bir deneyimdi.
Kitapta geçen birkaç olay beni biraz düşündürüp akılcı bir cevap bulmama mani olsa da yine de çok keyifli bir okumaydı.
“Yaşayan iki annenin biricik yetim kızıydım. Biri beni daha ağzımda sütü kurumamışken evlatlık vermişti, diğeri de beni on üç yaşımda ilk anneme iade etmişti. Ayrılıkların, yalancı ya da gerçeği söylemeyi reddeden akrabaların, mesafelerin kızıydım. Kimin kızı olduğumu artık bilmiyordum. Aslında şimdi bile bildiğim söylenemez.” Bu satırlar aslında kitabın konusunu ve Arminuta’nın hissettiği her şeyi tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Kitapta geçen birkaç olay beni biraz düşündürüp, akılcı bir cevap bulmama mani olsada yine de çok keyifli bir okumaydı. Benim için kitap mutlu son ile bitti çünkü Arminuta bir kız kardeş kazandı ve bunu kalbinde gerçekten hissetti.