Kitap
On Üç Günün Mektupları

On Üç Günün Mektupları

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.8
769 Kişi
2.750
Okunma
814
Beğeni
17,5bin
Gösterim
192 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 5 sa. 26 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Can Yayınları · 13 Şubat 2019 · Karton kapak · 9789750739774
Diğer baskılar
On Üç Günün Mektupları
On Üç Günün Mektupları
Onüç Günün Mektupları
Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik bulu­yorum şu senlen ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum; ve senin için her şeyim. Beni sevi­yorsun; ve benim için her şeysin. Bir insan için şu kısa hayat­ta bundan daha büyük ne olabilir ki. Cemal Süreya, Temmuz 1972’de Okmeydanı SSK Hastanesi’ne yatan eşi Zuhal Tekkanat’a hastanede kaldığı on üç gün boyunca mektuplar yazmıştı. Zuhal’e ve oğulları Memo’ya olan sevgisini, hayallerini ve özlemlerini, mutluluk ve kaygılarını anlattığı, şiirinden tanıdığımız içtenlikle kaleme alınmış bu mektuplar, Süreya’nın ölümünün ardından Erdal Öz’ün sunumuyla kitaplaştırıldı. Kitabın ikinci kısmını oluşturan 1967-1978 tarihli mektuplarla birlikte On Üç Günün Mektupları, bir büyük aşkın “sevda sözleri”yle bezeli tanıklığı ve tarihçesi
5 mağazanın 8 ürününün ortalama fiyatı: ₺11,34
8.8
10 üzerinden
769 Puan · 132 İnceleme
Kübra Ruveyda
On Üç Günün Mektupları'ı inceledi.
192 syf.
·
1 günde
·
8/10 puan
Merhabaa:) bu aralar romantik yanım o kadar ağır basıyor ki sürekli şiir ve mektup okumak istiyorum. Yine bir çırpıda bitirdiğim bir kitap ile buradayım. Ahmet Arif’in Leylim Leylim’ini okurken de bu kadar saf duygular hissetmiştim. Çok güzel seven kişiler mi şair oluyor yoksa şairlik mi insanın çok güzel sevmesine olanak sağlıyor bilemiyorum ama ortadaki saf sevgiyi hissetmemek için kör-sağır-dilsiz ya da yaşamıyor olmak gerekir sanırım:) Bu kitapta Cemal Süreya’nın 1972 yılında hastanede yatan eşi Zuhal hanıma hastanede kaldığı on üç gün boyunca yazdığı mektupları okuyoruz. Cemal Süreya eşine olan özlemini çocuğuna olan sevgisini, hayallerini, mutluluklarını ve kaygılarını içtenlikle kaleme almış. Mektuplar Cemal Süreya’nın ölümünün ardından Erdal Öz’ün sunumuyla kitaplaştırılmış. Kitap ise “İnsan niye mektup yazar?” sorusu ile başlamaktadır. Sahi, insan niye mektup yazar? Bu soruya binlerce cevap üretebiliriz sanırım. Bu cevaplardan biri de kesinlikle ‘sevgi’dir. E hadi o zaman seven sevdiğine mektup yazsın:)) Keyifli okumalar, kitapla kalın
On Üç Günün Mektupları
OKUYACAKLARIMA EKLE
36
M.
On Üç Günün Mektupları'ı inceledi.
192 syf.
Nedense mektup okumayı çok seviyorum. Birinin hayatına dokunmak, anılarına, duygularına şahit olmak benim için paha biçilemez bir duygu. Bu kitapta Cemal Süreya'nın karısı Zuhal Tekkanat'a yazdığı mektuplardan oluşuyor. Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Cemal Süreya'nın 13 gün boyunca ard arda yazdığı mektuplar yer alırken ikinci bölümde diğer günlerde dağınık olarak yazdığı mektupları yer alıyor. Açıkçası en çok ilk kısmı sevdim diyebilirim. İlk kısım daha özlem dolu, daha aşk içeren kısımken ikinci kısımda hayat, geçim derdi, Cemal Süreya'nın iş hayatı daha yoğunlukta. Kitapta en çok hoşuma giden ise Cemal Süreya' nın karısına sevgisini dile getiriş şekli oldu. Sabahattin Ali'nin karısı için yazdığı mektuplar kadar olmasa da beni etkileyen bir kitap oldu diyebilirim. Benim gibi mektup okumayı sevenler için güzel bir öneri olduğunu düşünüyorum. İlgilisine tavsiye edilir.
On Üç Günün Mektupları
OKUYACAKLARIMA EKLE
13
Habip Eroğlu
On Üç Günün Mektupları'ı inceledi.
192 syf.
·
17 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Cemal Süreya'nın aşkı, sevgisi kaleme dökülmüş, her sayfada harfler inci tanesi gibi bir araya gelip bu sevda mektuplarını oluşturmuş. Bir erkek hem evli olup hem de eşine hala erişilmez bir duyguyla aşık, hayran, çok bağlı.. Samimiyetini çok iyi hissedebiliyorsunuz. Ayrıca mektup tarzında okumak sanki iki insan arasındaki o gizemli bağa şahit olmak gibi garip bir duygu yarattı bende. Herkese tavsiye ederim..
On Üç Günün Mektupları
OKUYACAKLARIMA EKLE
28
Beyza
On Üç Günün Mektupları'ı inceledi.
131 syf.
·
2 günde
Mektup yazma eylemine o kadar uzak kalmışız ki insanın aklına bile gelmiyor doğrusu( benim aklıma hiç gelmiyordu açıkçası ) Halbuki samimiyetle, hissederek kağıda dökülen duygular, yeri gelir gözyaşları, o an yazarken içilen kahvelerin unutup kağıdın üzerine bıraktığı izler mektupla özümsenebilir değil mi ? Hangimiz bu güzel eylemi yapmaya niyetli ve uygulamaya geçme potansiyelinde? Bu kitabı okuyana dek aklıma gelmemişti mektup yazmak, telefonlarla sabit yazı stiliyle mesaj atıyordum ya neden gelsin ki hem sabır da gerektirmiyor tık iletiliyor tık cevap geliyor efendim.Rutinleşmiş sıradan bir eylem… Mektup illa edebi sözlerle ya ilanı aşk gibi mevzu bahislerle mi olmak zorunda hayır tabiki Cemal Süreya’nın mektuplarını da okuduğumuzda da göreceğimiz gibi sadece samimiyet söz konusu olmalı, içimizden ne geçiyorsa tüm netliğiyle aktarabilmeli. ‘’bugün sabah kalktım, şunu şunu yaptım, sen aklıma geldin yazmak geldi içimden, seni seviyorum diyerek kalbimizdekini serpiştirsek ne de hoş olur .Yaşıyoruz lakin çoğu zaman mekanikleşmiş, duygularımıza kilit vurarak, gurur ve kibirle geçiriyoruz günlerimizi arada durup mola versek bu durumlara da mektup yazsak sevdiklerimize yavaş yavaş esneyerek samimiyetimizi serpiştirsek etraflarımıza.. Kendimden küçük bir kesit paylaşmak istiyorum buradaki ailem olan sizlerle. ''Çocuklardan hayat dersi almak, onlardan çok şey öğrenmek mümkün gerçekten. Ben de kardeşimden çok şey öğreniyorum. Öğrendiğim şeylerden biri de: Gurbetten eve gelince sımsıkı sarılır abla sana içimden bunu yazmak geldi der elime kağıt tutuştururdu. Yazdığı genelde ‘’abla seni çok özledim seni seviyorum ya da annemle problem yaşadıysa ona karşı söyleyemediği şeyleri kağıda aktarıp sonra bunu konuşalım olur mu yüz yüze diye belirtmesi gibi ‘’ Mesud olurdum okuduğumda, yüzüme tebessümüm yansırdı o da mesud olurdu bunu görünce. Anneme de yazardı aynı evdeyiz ama yazardı lakin kıymet verdiğimiz şeyler günden güne değişip algımız daraldığı için fark edemeyişlerimiz çoğaldı maalesef buna ben de dahil. Önemsememizden ötürü kardeşim yazmayı bıraktı ,uğraş vermedi , o da teknolojiye ayak uydurdu.'' Bu kitabı okuyunca kalbim acıdı insanın verilen değere karşılık vermemesi ne de acı.. Tekrar kardeşimle yazma meselesini konuşacağım bu vesileyle *-* Umm hikayem bu kadardı.:)) Kitaba dönecek olursak Erdal Öz’ün mektuba dair naif düşünceleriyle yoğrulmuş, mektubun samimiyetine dair, Cemal Süreya’nın Onüçüncü mektuplarının yazılış öyküsünü kısaca anlatmasıyla giriş yapmak oldukça tatlı idi. Cemal Süreya’nın mektuplarında eşine duyduğu sevgiyi her defasında dile getirişi, gün içerisinde neler yaptığına dair samimi ve öz anlatışı, oğluna duyduğu pıtırcık sevgisi, (bkz: ‘’Piliçleri kestim. Hepsini temizledim. İkisini buzluğa attım. Birini bu akşam bizim hayduda yedireceğim. ‘’Annem nerde?’’ diye soruyor sık sık.’’Annem yerde?’’ -‘’Annen hastanede, iyileşip gelecek.’’ ‘’Ben gidip bütün iğneleri kırcam.’’ ‘’Aferin, oğlum; Nice’ler de çok uslu durdun, çok beğendim seni.’’ - ‘’Çok mu hoşuna gitti?’’ ‘’Çok hoşuma gitti .’’) gibi sımsıcak cümleler, eşine karşı hitap biçimi, eşini hastane yemeklerini yiyemediği için kendine dert edinmesi, Basit gibi görünen ama önemsemediğimiz, (bkz: Simit ve çay.. Olsa da beraber içsek ) gibi içli serzenişlerle bezenmiş mektupları okumak keyifli ve duygu dolu idi. Cemal Süreya’nın ilk kez bir eserini okudum kendisini geç tanımak hüzün verdi ama tanımak da nasip oldu ^_^Duru bir dili var, öz . İçime mektup yazma eylemi doldurttu bu kıymetli eser. O isteği iyice uyandırıp :D içten gelen duygularımızı kağıda döktüğümüz, değer verdiğimiz insanlara neden biz de göndermeyelim değil mi? İçtenlik çokça mühim efendim. Esenle kalın. Sevgilerimle.
On Üç Günün Mektupları
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
55