Saplantı Harleigh Beck
Bu kitap beni gerçekten uzun süre etkisi altında bıraktı. İlk sayfada yer alan uyarı bile aslında çok şey söylüyor: “Eğer hassas bir okursanız, bu kitap size göre değil.” Çünkü burada romantize edilen şey sıradan bir aşk değil, idamına bir yıl kalmış bir seri katilin karanlık çekimi.
Başroldeki Robbie Hammond, 14 kadını öldürmüş, 16 yıldır hapiste olan, toplumun gözünde “tam bir canavar.” Ama Beck’in kalemiyle karşımıza çıkan Robbie, sadece bir katil değil; aynı zamanda zekâsıyla, cazibesiyle, geçmişiyle ve Savannah’a duyduğu saplantılı ilgiyle karmaşık bir karakter. Yazar öyle bir anlatmış ki, bir yandan ondan nefret ediyor, bir yandan da sayfaları çevirirken “acaba ne diyecek, ne yapacak” diye merakla bekliyorsun. İşte bu çelişki kitabın en vurucu tarafı.
Diğer yanda Savannah Campbell var. Henüz 22 yaşında, çaylak bir gazeteci. Robbie’nin röportaj yapmak için onu seçmesiyle hayatı altüst oluyor. Başta mesafesini korumaya çalışsa da, Robbie’nin oyunları, karanlık cazibesi ve geçmişten gelen bağlar onu yavaş yavaş içine çekiyor. Aralarındaki sahneler gerçekten yüksek gerilimli; öyle ki hapishane ziyaretlerinde zaman sanki donuyor, ikisinin arasındaki elektriği iliklerine kadar hissediyorsun.
Kural listesi (acındırma dolu hikâyelere kapılma, kimseye güvenme, içgüdülerine güven vs.) kitabın atmosferini baştan yaratıyor. Daha ilk sayfalarda, bu dünyada güven diye bir şey olmadığını hissediyorsun.
Kapalı hapishane görüşmeleri, karanlık geçmişler, aile travmaları… Hepsi tedirgin edici ama aynı zamanda merak uyandırıcı.
Robbie sadece “katil” değil; geçmişi, intikam duygusu, Savannah’a bakışıyla bir gölge gibi dolaşıyor. Savannah da masum bir genç kız değil; onun da karanlık tarafı var. Kitapta kimse saf iyi ya da saf kötü değil. Bu gri alan, okuru