KAR YAĞDIĞINDA
Bitti 150 sayfa..
Kitap, geçmişte yaşadığı acılar nedeniyle insanlara karşı mesafeli ve içine kapanık bir hayat süren bir kadının hikâyesini anlatır. Yaşadığı hayal kırıklıkları onu duygularını bastırmaya ve yalnız yaşamaya itmiştir.
Bir gün, kar yağışı altında gerçekleşen beklenmedik bir karşılaşma, hayatında yeni bir kapı aralar. Tanıştığı kişi de kendi geçmişinde yaralar taşıyan biridir. İkisi arasında zamanla bir yakınlık oluşur; ancak her ikisinin de geçmişten getirdiği korkular ve güvensizlikler bu ilişkinin önünde engel olur.
Hikâye boyunca karakterler, hem birbirlerine yaklaşmaya hem de kendi iç dünyalarıyla yüzleşmeye çalışır. Duygusal iniş çıkışlar yaşanırken, güvenmek ve yeniden sevmek en büyük sınavları haline gelir.
Kar yağışı, romanda önemli bir sembol olarak kullanılır ve geçmişi geride bırakma, arınma ve yeni başlangıçları temsil eder.
Genel olarak kitap, aşkın iyileştirici gücünü, yalnızlığı ve ikinci bir şansın mümkün olup olmadığını sade ve duygusal bir anlatımla ele alır.
Kar YağdığındaFikriye Olgun · Sokak Kitapları Yayınları · 20182 okunma
Hayatımın en büyük maceralarından biri. Sırf 150 karakteri geçsin diye devam ediyorum. Üzerine söylemek istediğim hiçbir şey yok bu kitabın. Kendi içimde yaşadım ve bitti. İz de bıraktı üstelik.
Bütün HikayeleriEdgar Allan Poe · İthaki Yayınları · 20142,653 okunma
Kemal Sayar’ın "Antipsikiyatri" perspektifli yazılarını ve bu felsefe üzerine kurduğu argümanları okuyup bitirdiğimde, uzun süredir içimde taşıdığım ama adını koyamadığım o huzursuzluğun bir aynaya yansıdığını hissettim. Kitap benim için sadece bir tıp eleştirisi değil, modern dünyanın ruhumuzu nasıl birer "arıza koduna" dönüştürdüğünün itirafnamesi gibiydi.
Özellikle kitabın 150. sayfasından sonra yazar, vitesi iyice artırıyor ve doğrudan modern yaşamın kalbine dokunuyor. Bir okuyucu olarak beni en çok sarsan şey, "acı çekmenin bir hastalık değil, insanın hâlâ canlı olduğunun kanıtı" olduğu fikriydi. Bugün en ufak bir kederde hemen bir ilaca sarılmamızı, yas tutmayı bile bir "disfonksiyon" (işlev bozukluğu) olarak görmemizi ne kadar güzel deşifre etmiş. Sayar’ı okurken, psikiyatri kliniklerinin bazen acıyı şifalandıran yerler olmaktan çıkıp, bizi çarkları döndüren uysal robotlar haline getiren birer "hizalama merkezine" dönüştüğünü fark ediyorsunuz.
Kitap boyunca yazarın o şefkatli ama bir o kadar da dik duran sesini duyabiliyorsunuz. Klasik antipsikiyatrinin o hırçın, her şeyi yıkan üslubundan farklı olarak Kemal Sayar, insanı insan yapan bağları anlam arayışını, yalnızlığı, inancı ve biricik hikayelerimizi savnyr. Bize reçetelenen hapların ruhun derinindeki o varoluşsal boşluğu asla dolduramayacağını, şifanın kimyada değil, insani yakınlıkta olduğunu hatırlatıyor.
Son sayfyı kapattığımda anladım ki; "hasta" veya "normal dışı" ilan edilip toplumun dışına itilen o hassas ruhlar, aslında bu dünyanın çürümüşlüğünü ilk hisseden ve buna bünyesi isyan eden erken uyarım sistemleriymiş. Ruhun mekanikleşmesine, her şeye bir tanı konulmasına karşı ses çıkaran, insanı reçetelerden çok daha byük gören herkesin kesinlikle altını çizerk okuması gereken bir başucu eseri.
AntipsikiyatriM. Kemal Sayar · Mavi Yayıncılık · 199728 okunma
Öncelikle kitaptan çiftleşmeyi kaldırsak 100 sayfa bile kalmaz onu belirteyim aslında puanım 4 5 i geçmez ama sırf Angelina ve sergei için verdim ikisini de sevdim. Tabi kurgu olarak gerçek hayatta olsa asla yani hepsi beş para etmez insanlar ne olursa olsun katiller yani asla . Atlaya atlaya okuyup macera kısmına baktığımda gerekten baya iyiydi hiç değilse aksiyon bir hareket vardı. O yüzden puanı 6 yaptım. Anladım ki diğer kitaplarda böyle iğrenç ve mide bulandırıcı yani 250 sayfanın 150 sayfası full çiftleşme (çünkü hayvan gibiler) neyse benden bu kadar açıkçası çok bile dayandım. Diğer karakterleri de merak etmeme rağmen hepsi birbirinin aynı karakterler değişik yaşadıkları ilişki aynı. Kızların 2 sayfa sonra aşık olması erkekler zaten görür görmez aşık aşırı saçmaydı yani tüm kitapları böyle gidiyor. Gerek görmüyorum.
Afganistan'da 7 ay görev yaptığımdan mıdır, atalarım Horasan'dan göç ettiğinden midir, yazarın kaleminin kuvvetinden midir, yoksa hepsinden midir bilmem hiç bitmesin istedim ve uzun süredir günde 150-200 sayfa okumamıştım.
Uzun zaman sonra bir kitabı bu qədər həvəslə oxudum.
Ruhun Yakarışı elə yerdə bitti ki, deyirdim Günahın Silinişi ni az oxuyaram. Yatana kimi 10-150 oxuyacağımı sanarkən kitab bitti.
Və bu kitab da elə yerdə bitti ki Kalbin Dirilişi ni indi başlamaq istəyirəm. Amma təəssüf ki sabah oxuyacam.