Köprülü Veziriâzam: Yüksek İktidar Saray'dan Paşa-Kapısı'na (Bâb-i Ali) Geçiyor Veziriâzam Köprülü Mehmed Paşa devlet iktidarını tam ve bağımsız şekilde elde etmiş, modern deyimle, bir diktatör yetkisiyle iktidara gelmiş bulunuyordu. Böylece devlet işlerinde Harem ve yeniçeri ocağı iktidarı son bulmuş, tüm iktidar Paşa-Kapısı'nda (Bâb-i Ali'de) toplanmıştı. Bu değişim, Osmanlı tarihinde yeni bir dönemin başladığını gösterir. 1700 tarihine kadar devlet idaresinin başı veziriâzam makamına, yalnız askerî başarı kazanmış kumandanlar geliyordu. 1683-1699 bozgun yıllarından sonraki yeni dönemde Osmanlı Devleti'nin başına, artık savaş meydanlarında başarı peşinde koşmayan ama devletin devamı için diplomasinin yaşamsal önemini benimsemiş, dış işlerinden sorumlu reîsülküttâblar gelecektir. Bunlardan ilki Karlofça Barış Antlaşmasını imzalayan Râmi Mehmed Paşa'dır. XVIII. yüzyıl boyunca veziriâzamların çoğu bu meslektendir.
Sayfa 344 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Venedik karşısında yaşanan deniz felâketi (1656) ve pâyitahtın tehlike altına düşmesi üzerine, vâlide sultan son çare olarak, çoktan beri kendisine tavsiye edilen Köprülü Mehmed Paşa'ya başvurmak zorunda kaldı. İhtiyar Köprülü'nün o zamana kadar mesleği pek parlak değildi. İbşir Paşa veziriâzam atanıp İstanbul'a gelirken Köprülü Mehmed Paşa, Köprü kasabasında idi. İbşir'i Kütahya yakınında karşılayıp İznik'e kadar beraber gelmişlerdi. İbşir, kendisini Trablus-Şam vilâyetine vali atadı. Trablus, o dönemde Dürzî Ma'n oğlu olayı dolayısıyla kargaşa içindeydi. Köprülü'den vilâyeti düzene sokması ve devlete ait vergileri hazineye göndermesi isteniyordu. İbşir'in katli üzerine Köprülü, vilâyeti bir düzene sokamamış ve eli boş Köprü kasabasına geri dönmüştü. Boynu-Yaralı Mehmed Paşa, veziriâzam atandığında, Köprülü kendisini Eskişehir'de karşılamış, beraberinde İstanbul'a gelmişti. Yolda yeni vezire devlet işlerine dair tavsiyelerde bulunmuştu. Vaktiyle mimar Kasım'ın dikkatini, devleti kalkındırma konusundaki düşünceleriyle çekmişti. Sonraki icraatı göstermiştir ki, Köprülü ülkede çocuk pâdişah yerine kâhir bir otoriteye sahip birinin devletin başına gelmesi ve kesin kararlar alması gereğini ileri sürmekteydi. Fakirdi, dönemde emsali paşalar gibi servet yapmak ve rüşvetle paşalık peşinde olan biri değildi. Köprülü'ye güçsüz "müflis" biri diye yukarıdan bakıyorlardı. İstanbul'da Bayezid semtinde, bir yere atama bekliyordu. O zamanlar vâlide sultanın koruduğu mazûl eski defterdâr Şâmizâde Mehmed, mimar Kasım Ağa ve saray hocası Mehmed Efendi zaman zaman onunla gizlice buluşup devletin durumu üzerinde konuşurlardı. Vâlide sultan Turhan'ın kethüdası mimar Kasım Ağa, kendisine Köprülü'den överek söz etmekteydi. Onun tedbirli, deneyimli biri olduğunu ve devleti kargaşadan
Sayfa 341 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
17.yy'da Osmanlı'nın çürümüşlüğü hakkında,
Kıbrıs'ta sürgün bulunan eski şeyhülislâm Karaçelebizâde Abdülaziz'in gözlemleri ve iddiaları özel bir önem taşır. Onun dönemin yüksek politikasında belli başlı karşıt görüşlü şahsiyetlerden olduğu unutulmamalıdır. Abdülaziz özellikle Venedik'le deniz harekâtı, mâlî kargaşa ve bunalım hakkında Naîmâ'ya kaynak olan vekâyinâmelerden daha ayrıntılı bilgi verir. Mâliyedeki kargaşa hakkında görüşlerini anlatırken defterdar Moralı'yı şiddetle kötüler, vezir Derviş Paşa'nın kendi kethüdası Ali Paşa'yı mâliyenin başına getirdiğini kaydeder. Derviş Paşa sipahiler tarafından tehdit edilmektedir. İbşir Paşa'nın mâliyeye getirdiği "intizam" Murad Paşa tarafından bertaraf oldu, der. Murad Paşa'nın ortadan kalkmasını takdîrle karşılar. Onun zamanında hazine gelirleri, “İki, üç sene peşin alınmış, Yahudi sarraflardan alınan züyuf akça kullanılmış"tır; öte yandan reâyadan alınan olağanüstü avâriz vergileri kalkacak, onun vezâretten ayrılmasıyla reâya rahata kavuşacaktır. Abdülaziz reâya olmadan devlet olmaz ("lâ-mülk illâ bi'l-raiyye") diyen kadîm siyaset teorisini tekrarlar. Padişah huzurunda mâlî işler konuşulurken, paşmaklık adıyla hazineden alınan para (30, 40 bin esedî guruş, 25 veya 26 bin altın) eski şeyhülislâma göre Şerîat'a aykırıdır. Padişah bu noktada suskun kalmış -yani vâlide ile bu hususta tartışmadan kaçınmıştır. Abdülaziz, saray kilerine harcanan parayı mâliye defterinde gördüm, aklıma "fütur verdi" diye yazar. Abdülaziz pâdişahın masraflarını dahi eleştirir: Yazın Keşiş Dağı'ndan (Uludağ) saraya buz gönderilirmiş, bunun için Bursa ihtisâb gelirinden 30.000 akça ödenir ve kayıklarla buz saraya eriştirilirmiş. "Bu israftır. Şerîat'a aykırıdır". "Devlet erkânı bunu zat-i şahaneye arz etmezler." Abdülaziz'e göre mukata'at (devletin mukata'a defterlerinde kayıtlı gelir
Sayfa 331 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
11 Haziran 1654'te Kapudân-i Derya Murad Paşa, 42 kadırga, 7 mavna ve 24 yardımcı gemiyle oluşan donanmasıyla Boğaz'dan çıktı. Donanmanın öncü gücü Ali Paşa, Venedik donanmasını yarıp Bozca-Ada'ya vardı. Mısır'dan 15 gemi gelip kendisine katıldıktan sonra, Osmanlı donanması Bozca-Ada'dan hareket etti. Ege Adaları'nda Tunus'tan gelen gemiler donanmaya katıldı. Güçlenen Osmanlı donanması, Delfio'nun kumandası altında Çanakkale Boğazı'nı ablukada tutan Venedik donanması üzerine yürüdü. Venediklilerin esas donanması uzakta olup Osmanlı donanması beklenmiyordu. Osmanlı donanması, Değirmenlik-Adası açıklarında bekleyen esas Venedik donanması ile de karşılaştı. İki taraf da kesin bir saldırıdan kaçındı. Murad Paşa, esir aldığı altı gemi ve 500 esirle 1 Kasım 1654'te İstanbul'a döndü. Ertesi yıl, 1655'te Venedik donanması Egina Adası'nı işgal ettikten sonra kaleyi yıkıp çekildi. Amiral Morosini bundan cesaret alarak 27 kalyon, 24 kadırga, sekiz mavna ve yedi Malta kadırgasıyla Çanakkale Boğazı'na girdi, sonra Ege'den Girit'e yardım götüren bir Osmanlı filosunu dur-durmak için Boğaz'dan ayrılıp Benefşe Adası civarına gitti. O zaman kapudân-i derya 50 kadırga, sekiz mavna, 40 kalyon ve 30 yardımcı gemiden oluşan büyük donanmayla Çanak-kale karşısında bırakılan Venedik filosunu yarıp Girit'e yöneldi. Midilli önünde Morosini'nin donanmasını püskürtüp yoluna devam etti. Boğaz'ı kapamaya çalışan Venedik donanması amirali Delfino yetersiz kuvvetleriyle saldırdı, deniz muharebesi Venedik için bozgunla sonuçlandı. Venedik, en büyük gemilerini ateşe verilerek veya batırılarak kaybetmenin yanı sıra, 3000 ölü vermişti. Osmanlı kayıpları da ağırdı. Bununla beraber Murad Paşa ablukayı yarmıştı. Divân'a arkası arkasına gelen haberlere göre, 1656 yılında Venedik Avrupa devletlerinden yardım
Sayfa 326 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Anadolu'daki topraksız köylü gençler, levendler, 19 bir tüfek edinip paşaların kapılarında sarıca-sekban adıyla hizmete alınırdı. Türlü yollarla halkı soyarak zenginleşen vali-paşalar, bu suretle İstanbul'a, özellikle yeniçerilere karşı mücadeleye girerlerdi. Maaşları kesilince Celâlî eşkıyası olan sarıca-sekbanlar, çete halinde Anadolu'da köyleri, şehirleri haraca keserek, yakıp yıkıyorlardı. Celâlî çetelerini Kuyucu Murad Paşa'nın korkunç yöntemlerle sindirmesinden sonra, sarıca-sekbanlar paşa kapılarına üşüşmüşlerdi. Böylece, Celâlî paşalar dönemi başlamış oldu. Bu valiler, merkeze karşı bağımsız hareket ederler, kapı-kuvvetlerini beslemek için halkı soymaktan çekinmezlerdi.
Sayfa 302 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Kösem'den beri vâlide sultanların küçük padişahlar adına devlet işlerinin başında olmaları, bürokratlar tarafından iyi görülmüyordu.
Sayfa 291 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih