"Sana piyasa toplumları için borcun kaçınılmaz olduğunu, borçsuz kârın da olamayacağını ve kâr olmadan fazlalık da üretilemeyeceğini söylediğimi hatırlıyorsun, değil mi? Şimdi şunu da ekleyeyim:
İflas ve ekonomik krizleri yaratan süreç, kâr ve serveti yaratan sürecin ta kendisidir.
Ekonomik çöküş dönemlerini piyasalarda durgunluk izler. Herkesin herkese borcu vardır ve kimse ödeyemez. Paralarını yatırdıkları banka iflas ettiği için tasarruf sahiplerine paralarının battığı söylenir. Gelecekte harcamak üzere parasını yastık altına koymuş olanlar bile geleceğin belirsizliğinden korkarak harcamaları keserler. Ekonominin yaslandığı geri dönüşüm süreci tersine işlemeye başlar. Miriam ve benzeri girişimciler müşterilerini kaybeder, siparişleri iptal eder ve işçi çıkarırlar. işten çıkarılan işçiler işi sürdüren girişimcilerden mal alamaz, hayatta kalan şirketleri de uçurumun kenarına sürüklerler. Ofisler ve fabrikalar kapanır. Bir süre sonra çalışmak isteyen çok sayıda insan işsiz kalır, onları işe almak isteyen işverenler de üretecekleri malların satılmayacağı endişesini taşırlar.
Diğer taraftan aileler ev almak için çektikleri kredileri ödeyemez.
Bankalar uçan milyonların bir kısmını geri almak amacıyla açık artırmalarda haraç mezat satmak üzere evlerine el koyar. Ancak satıştaki onca ev ve insanların cebindeki az parayla evler boş kalır ve böylece ev fıyatları da çöker.
Art arda iflaslar, kitlesel işsizlik, öfke... Bunlar bankacıların aşırı kibrinin arkasında bıraktığı izi sıcağı sıcağına takip eden korkunç düşmanlardır. Krizin gazabı sorumlu olsun olmasın herkesi etkiler ama ne yazık ki en çok yoksulları ve masumları vurur."