"Bir de işin ahlaki boyutu var," diye araya girdi eski rahip.
"Aynen öyle," dedi Schliemann ; "sonuçta ortaya çıkan aşağılık bir sahtekarlık ve vahşi bir acımasızlık, yalan dolan ve rüşvetçilik, atıp tutma, esip gürleme, çığlık çığlığa bir egoizm, telaş ve kaygı. Hile ve kandırma rekabetin özüdür tabii; 'ucuza al pahalıya sat' düsturunun başka bir şeklidir. Bir devlet yetkilisi katkı maddeli besin ürünleri yüzünden ülkenin yılda bir milyar iki yüz elli milyon dolar kayba uğradığını belirtmişti; bunun içinde tabii ki yalnızca insan midesine girmedikleri takdirde bir işe yarayabilecek şeyler değil, aynı zamanda sırf bu yüzden hastalananlara bakan doktor ve hemşirelerin, zamanından on-yirmi yıl önce ölenler için çalışan cenaze levazımatçılarının maliyeti de var. Ayrıca sadece bir tanesi yetecekken, bu şeyleri onlarca mağazada satmanın getirdiği zaman ve enerji kaybını düşünün. Ülkede bir-iki milyon ticari işletme, bunların kendi sayılarının kaç katı çalışanı var; sürekli yapılan dağıtımı, hesap kitap işlerini, planlamayı ve telaşı, küçük kar ve zarar dengelerini düşünün. Bu süreçlerin gerekli kıldığı medeni kanunun nasıl işlediğini düşünün; iç karartıcı kitaplarla dolu kütüphaneleri, o kanunları yorumlayan mahkemelerle jürileri, açıklarını bulmak için çalışan avukatları, sözcük oyunlarını ve yanıltmacaları, o nefreti ve yalanları! Körü körüne ve gelişigüzel üretilen ürünlerin yarattığı israfı düşünün; kapanan fabrikaları, boşta kalan işçileri, depoda çürüyen malları; borsada manipülasyon yapanları, sırf spekülasyon adına, bazı sanayilerin felce uğramasını, bazılarının aşırı uyarılmasını ; devirlerle banka iflaslarını, krizlerle panikleri, terk edilen kasabaları, aç kalan insanları düşünün! Pazar arayışı için boşa harcanan enerjiyi, verimsiz işleri, davulcuları,