Puan vermedi·216 syf.··
2026 419. kitabı
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, Türk edebiyatının en büyük çınarlarından Yaşar Kemal’in çocuklar için yazdığı görünse de aslında her yaştan okura hitap eden, muazzam bir alegorik ve siyasi hiciv romanıdır. İlk kez 1977 yılında yayımlanan bu eser, güç, sömürü, direniş ve adalet kavramlarını distopik bir masal dünyası üzerinden harmanlar. Hikaye, gücüne ve cüssesine aşırı güvenen, doymak bilmez bir hırsa sahip Filler Sultanı’nın, ülkedeki tüm karınca yuvalarını köleleştirme kararı almasıyla başlar. Filler Sultanı, karıncaları kendi saraylarını inşa etmeleri, kendilerine hizmet etmeleri ve her gün daha fazla yiyecek toplamaları için acımasız bir sömürü düzenine mahkum eder. Karıncaları daha kolay yönetebilmek için onların dillerini, kültürlerini unutturmaya çalışır; uydurma yalanlar ve propagandalarla onları aslında özgür olduklarına inandırır. Karıncaların büyük kısmı bu baskıya boyun eğip boyunduruk altında yaşamayı kanıksarken, Kırmızı Sakallı Topal Karınca bu adaletsizliğe karşı sessiz kalmaz. Zekası, inancı ve bitmek bilmeyen azmiyle, karınca halkını uyandırmak ve bu devasa zulüm imparatorluğunu yıkmak için gizlice örgütlenmeye başlar. Birlik olan karıncaların, devasa fillere karşı verdiği bu mücadele, tarihin en epik direniş öykülerinden birine dönüşür. Yaşar Kemal, halk hikayelerinden ve masallardan beslenen o büyüleyici, destansı ve zengin diliyle, güç çılgınlığına kapılan diktatörlerin ve sömürü mekanizmalarının nasıl işlediğini muazzam bir netlikle gözler önüne serer. Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca; hak aramanın, dayanışmanın, örgütlü mücadelenin ve ne kadar küçük görünürse görünsün bir araya gelen kitlelerin karşısında hiçbir zalim gücün duramayacağının zamansız, evrensel ve sarsıcı bir manifestosudur.
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal KarıncaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202515,7bin okunma
Puan vermedi·207 syf.··
2026 342. kitabı
Ahmed Arif, Leylim Leylim adlı bu sarsıcı ve bütünüyle gerçek mektuplardan oluşan kült eserinde, Türk edebiyatının en güçlü şairlerinden biri olmasının yanı sıra, hayatının en büyük, en tutkulu ve en sarsılmaz aşkıyla bağlandığı yazar Leylâ Erbil’e 1954-1977 yılları arasında yazdığı hasret dolu mektupları konu alır. Şair; dönemin çetin siyasi koşulları, sürgünler, yoksulluk ve yalnızlık içinde kıvranırken, Leylâ Erbil’e duyduğu imkansız sevgiyi, edebi dostluğu ve sığınma arzusunu onun satırlarına döküşünü anlatırken; bir sanatçının iç dünyasını, yaratım sancılarını, dönemin entelektüel çevresini ve her türlü mesafeyi, zamanı ve engeli aşan ölümsüz bir bağlılığı, bizzat şairin kendi kaleminden çıkan son derece samimi, lirik, duygu yüklü ve her satırı şiirsel bir edebi dille işler.
Leylim LeylimAhmed Arif · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201318,7bin okunma
Reklam
5/10
·140 syf.··
2026 33. kitabı
Nilgün Marmara’yı ilk defa bu kitapla okudum ve bir şairle aramda kurulması gereken bağ oluşmadı gibi hissediyorum. Şiirlerinde hissettiğim en baskın duygu, karamsarlık. Tabi ki her şiir pembe bir dünya sunmak zorunda değil, hüzün de edebiyatın güçlü duygularından biri ama bu kadar kasvet bana biraz fazla geldi. Bazı şiirleri hiç anlamlandıramadım belki benim eksikliğimden kaynaklıdır bilmiyorum. Kitapta ilgimi çeken detay ise kitabın bütününe yayılan, sürekliliği olan intihar isteği çok net şekilde okunuyor. Şairin hayattan kopma arzusunu şiirlerin her birine iliştirdiğini görebiliyorsunuz. Gerçi bu ruh haliyle daha başka bir tür de düşünülemezdi.
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)Nilgün Marmara · Everest Yayınları · 20184,780 okunma
10/10
·500 syf.··
2026 8. kitabı
ღ 𝚂𝙴𝙻𝙰𝙼 ღ Harika bir gün diliyorum herkese... Nasılsınız? Bugün size Alfa Kitap'dan çıkan kalemine aşık olduğum @semasoykan #keske kitabının yorumu ile geldim... #kitapkonusu Sema Soykan'ın öğretici kalemi ve akıcı üslubuyla "KEŞKE" Bir köy Enstitüsü Romanı, sırlar ile özlemler, mağlubiyetler ile galibiyetler, imkansız ile mümkün arasında savrulan iki gencin ve onların değiştirdikleri hayatların perdesini aralıyor. Köy Enstitüleri’nin kuruluş, işleyiş ve kapanışı üzerine kapsamlı bir hikâye anlatan roman, yalnızca bununla da sınırlı kalmıyor ve 1940-1980 arasında yaşanmış pek çok toplumsal ve siyasi gelişmeye ışık tutuyor. Hikâyesinin başlangıcını 1977 yılının başları olarak belirleyen yazar, anlatıldığı dönemin siyasi ve toplumsal atmosferini de arka plana alarak kapağını kapadığınızda yakın dönem Türkiye Cumhuriyeti tarihi hakkında detaylı bilgiler edinmiş olmanın doyuruculuğunu hissettirecek bir çalışmaya imza atmış. Karakterlerimizden Fikret ve Sabia Aksu Köy Enstitüsü’nde eğitim alırken tanışmış ve birbirlerine aşık olmuştur. Ancak 1977 senesinde yıllar önce kopmuş halde buluruz onları. Yine de zihinlerinde ve yüreklerinde birbirlerinin sevgisini taşırlar. Fikret Sincan Cezaevi’nde; güvenliği için ismini değiştirir. Sabia ise bir hastanenin ruh ve sinir hastalıkları bölümünde, onunla aynı adı taşıyan bir doktorun gözetimindedir. Fikret ve Sabia’yı daha neler bekliyor? Sizce bu aşkın sonu ne olacak? #kitaphakkındadüşüncelerim Normalde tarih kitaplarını okurken çok zorlanır hatta okuyamam bile. Ancak öyle güzel ve bilgi dolu bir kitap okudum ki anlatamam. Hiç bitmesin istedim. Okudukça okuyasım geldi. Yorum çıkarırken bile zorlandım. Çünkü ne yazsam yetersiz kalıyor. Spoiler vermek
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,018 okunma
ÖZETLENMİŞ İNCELEME
Puan vermedi·128 syf.·
2026 15. kitabı
ÖZETLENMİŞ İNCELEME Vitruvius’un Gölgesinde Kalan Kadın: Ralph Fox’un “Roman ve Halk”ında Eril Evrensellik ve Edebiyatta Kadının Yokluğu Özet Ralph Fox’un “Roman ve Halk” (1937) eseri, Marksist edebiyat eleştirisi içinde, kapitalist yabancılaşmaya karşı “Bütünlüklü İnsan” (The Whole Man) idealini öne çıkaran temel bir metindir. Ancak, Fox’un bu ideali inşa ederken temel referansı olan Rönesans hümanizmi ve onun simgesi “Vitruvius Adamı”, görünüşte evrensel, özünde ise derin bir şekilde eril (masculine) bir özne tasarımıdır. Bu makale, Fox’un “epik kahraman” ve “Bütünlüklü İnsan” arayışını, Vitruviusçu bir erkeklik kurgusu olarak feminist bir perspektiften eleştirmeyi amaçlamaktadır. Argümanımız, Fox’un evrensel olduğunu varsaydığı “İnsan” kategorisinin, aslında Batılı, erkek ve burjuva bir özneyi merkeze alarak, kadını bu evrensellik anlatısının dışına ittiği veya onu ikincil, tamamlayıcı bir konuma hapsettiği üzerine kuruludur. Makale, öncelikle Vitruvius Adamı imgesinin tarihsel ve cinsiyetçi doğasını ortaya koyacak; ardından Fox’un bu imgeyi edebiyat teorisine nasıl aktardığını ve bunun “kahraman”, “yaratıcı deha” ve “tarihin öznesi” gibi kavramları nasıl eril bir şekilde kodladığını analiz edecektir. Son olarak, bu eril evrensellik iddiasının, edebiyat tarihi ve eleştirisinde kadın yazarların, karakterlerin ve deneyimlerinin sistematik olarak “yok sayılması”, marjinalleştirilmesi veya çarpıtılarak temsil edilmesiyle nasıl doğrudan bir ilişkisi olduğu, Virginia Woolf, Simone de Beauvoir ve Elaine Showalter gibi feminist teorisyenlerin çalışmalarına atıfla gösterilecektir. Fox’un kapitalizm eleştirisi değerli olmakla birlikte, önerdiği estetik ideal, ataerkil tahayyüllerle iç içe geçmiş olduğu için, kadının edebi ve tarihsel varlığına dair kapsayıcı ve
Roman ve HalkRalph Fox · Ayrıntı Yayınları · 201915 okunma
10/10
·119 syf.··
2026 54. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 23:54
Herkese selamlar, Bugün üstad Sezai Karakoç'un Piyesler 1 adlı senaryo ve oyun türünde yazılmış eseri ile karşınızdayım.Eser, dört piyesten oluşmaktadır. Bunlar; 1. Ertelenen Düğün 2. Çeyiz 3. Perde - 7 tablo 4. Görev - 3 tablo Şeklindedir.Bu eseri oluşturan piyeslerden Ertelenen Düğün 23 Haziran 1977'de Diriliş Pazartesi - Perşembe Günlüğü'nde, Çeyiz Piyesi de Haziran 1980'de Aylık Diriliş Dergisi'nde yayınlanmıştır. Perde ve Görev isimli piyesler ise dergide yayınlanmadan doğrudan kitaba eklenmiştir. Ben eseri beğendim, umarım sizlerde beğenirsiniz. Ki üstadı tanıyan bilir hiçbir şekilde okurken pişman olmayacağını.Kitapla kalın, sevgiyle kalın.
Piyesler 1Sezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 2016138 okunma
Reklam
Reklam