Ian McEwan’ın kalemini oldukça severim. “Yabancı Kucak” isimli eseriyle -özellikle finaliyle- boşlukta sallanan birisine çevirmişti beni. Yazar, “Kefaret”i 2001 yılında yazmış, maalesef yeni okuyabildim. “Maalesef” şeklinde bahsetmem, romanın güzelliği ve yine şaşırtıcı finaliyle büyülemesinden kaynaklı.
Hikaye, 1935 yazının Londra’sında açılış yapıyor. Tallis ailesi, son derece seçkin, zengin bir çevreye sahiptir. İki kız ve bir erkeğe sahip bu ailede, kahyanın oğlu Robbie Turner arasında geçiyor. 13 yaşındaki küçük bir kızın gördükleri üzerine şekillenen bu romantik, savaş ve dram odaklı öykü, kurgusuyla da şaşırtmış yazar.
McEwan, II. Dünya Savaş öncesi, Savaş Dönemi ve 1990’lar olarak üç koldan anlatmış hikayeyi. Betimlemelerin hoşluğu, konunun dozunda anlatılacak kadar sayfaya tam kararında sayfalara aktarılması... hepsi aktıkça akıyor kalemden. Dönemin kültürü, McEwan’ın ressam ve heykeltıraşlar üzerinden tasvir edilmesi, ister istemez kültürel birikim ve bilgi de kazandırmış kitaba, okura. Farklı gözlerden okumak, anlamak için, birçok bölümü karakterlerin kendi gözünden görme, yorumlama imkanını karakterlere tanımış. Bu konu da oldukça başarılı da... Dunkirk Savaşı’nın arka planda işlendiği, savaş zamanının yaşama, rutine-monoton ve sanata olan düşmanlığını atıf yaptığı bölümü birçok kere okuyup hayran kaldım.
Finalinin hazmedilmesi için çelik sinirlere sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Yine şaşırttı yazar. Unutmadan, Joe Wright’ın 2007’de aynı isimle çektiği, (Atonoment) başrollerde “Keira Knightley, James McAvoy ve Saiorse Ronan” paylaşıyor. Filmin kitaba oldukça sadık çekildiğini, çok iyi bir sinematografiye sahip olduğunu da belirtelim. Önce kitap, sonra film diyelim.
Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap seçkisinden!